Yılın ilk ayına Tekel işçilerinin direnişi damgasını vurdu. İşçilerin Ankara’da Türk- İş genel merkezinde çadır kurup ki, 50 günü geride bırakan bir direniş karşısında başbakan Erdoğan kızıyor, kükrüyor ve tehdit ediyor. Bir ülkenin başbakanı değil de bir Holding başkanı gibi işçileri polis müdahalesi ile tehdit ediyor.
Başbakan işveren psikolojisiyle hakkını arayan işçiye kızıyor. Haklıdır, zira emek mücadelesinde şimdiye kadar, işveren yani başbakan direnişleri alkışlamamış, tebrik etmemiştir. Nitekin Başbakan da bir hüküm-eden taraf olduğu için polis gücünü göstererek; hizaya gelin, coplattırım ha, kovarım ha diyor.
Türkiye’deki işçi sınıfı mücadelesine baktığımızda, hep bıçak kemiğe dayandığında harekete geçtikleri görülüyor. Zaten hiçbir işçi, emekçi kolay kolay işini bırakmaz, greve gitmez ve eylem yapmaz. Yaptıkları eylemlerde artık kaçınılmaz olduğu anlarda yani deyim yerindeyse bıçak kemiğe dayandığında eylemler yapılarak seslerini duyuruyorlar. Bugün Tekel işçilerinin verdiği emek mücadelesi bir yerde onurluca yaşama mücadelesidir ki, milyonlarca emekçiyi, bu mücadelede kendini temsil ediyor, onların kazanımı tüm emekçilerin kazanımı olacaktır. Dolaysıyla gönlümüz tekel işçilerinin yanındadır.
12 Eylül’den sonra özelleştirme programları adeta devlet politikası haline geldi. Özelleştirmenin gerekçeleri oluşsun diye en karlı kamu malları kasıtlı ve bilinçli olarak, o kamu kuruluşu bir yerde zarar ettirildi. Öte yandan işte devletin sırtında kambur diye özelleştirmenin altyapısını hazırlanarak, halkın vergileriyle tesis edilen kamu malları özelleştirme adı altında iktidar yandaşlarına paketlenerek ikram edildi. İşte Tekel, Çimento ve Şeker fabrikaları buna örnektir işte buna sebep olanların adı milliyetçi, ülkenin onurlu bir yönetimi için fikir yürütenler ise vatan haini. Budur ülkemin hali. Neyse geçelim
İşte Tekel işçilerinin direnişi bu çarpık ve haksız özelleştirmenin sonucudur. Bu olumsuzluklar yetmemiş bir de 4 / C diye ne udugu belirsiz fermanlar hazırlanmış, işçinin boğazına dayatılmış ve işçi kardeşim haklı olarak bağırıyor, çağırıyor eylem yapıyor. Burada Adaletsizlik var, burada zulüm- sömürü var, burada insana islama aykırı uygulamalar var. Bu emekçiler, duyun beni diyor Ankara’dan tüm dünyaya sesleniyor.
AKP ise diktatörlük hevesinde. “bu haklı eylem değil, haksız eylemdir. Bu ideolojik bir eylemdir” diyor Bay Erdoğan. İnsanda biraz insaf-vicdan olur. Erdoğan’da o da kalmamış. Haklı eylem nasıldır? Bir izah etsin bari. Bu tek başına iktidarda olmanın bir rehavetidir. Bu AKP diktatörlüğüdür, baksanıza kendi vekili Erdoğan’ı peygamber ilan etmiş! Ne diyelim yalakalığında suyu çıkmış. Eee, katilden “Mesih” olursa, işçi düşmanından da peygamber olur. (nasıl oluyorsa AKP’ lilere sormak lazım peygamber benzetmesi onlara ait)
07 Subat 2010 00:44
(951 kez görüntülendi)