DSP İstanbul Milletvekili Süleyman Yağız, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın muhtelif çıkışlarından örnekler verdiği ve son olarak da tekel işçileriyle ilgili sözlerini hatırlattığı TBMM Başkanlığı’na sunduğu 4 Şubat 2010 tarihli (yazının sonunda tam metnini verdiğim) 9 maddelik soru önergesinin sonunda Başbakan’a “Devlet milletin hizmetkârı mı, tehditkârı mı” diye sormuş…
Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin üç ana organı olan yasama, yürütme ve yargıdan yürütmenin başı bulunan Başbakan Tayyip Erdoğan bakalım yürütme işlerinden fırsat bulup Süleyman Yağız’ın bu delikanlı sorusuna cevap verebilecek mi?
Süleyman Yağız soyadının hakkını veren yiğit bir milletvekili… Kimileri gibi misal soyadı mert kendisi namert ya da adı masum ama mazlum yaratanlardan değil yani.
Milletin vekili olarak, milletin lehine olarak yasal çerçevede hükümetin yakasını silkelediği gibi kendi partisi DSP içinde de genel merkezin demokratik olmayan yönetim anlayışıyla ters düşen ve mücadele eden bir dürüst siyaset adamı.
***
Geçen yazımda sıraladığım tutarsızlıklarıyla ilgili olarak DSP Genel Başkanı Masum Türker’den bir itiraz gelmemesini yadırgamadım.
Lakin Masum Türker devrimcilikten, solculuktan dem vurmayı sürdürünce ve seçimlerde adalet ile adil olmaktan bahsedince kendisini arayıp DSP’nin il ve ilçelerinde üyelerin oylarıyla seçilmiş başkan ve yönetimlerin parti tüzüğüne aykırı ve etik olmayan bir şekilde görevden alınmalarının nasıl bir devrimcilik, solculuk ve adalet anlayışı olduğunu sordum. Türker’in: “Yapılanlar görevden almak değil daha üst görevlere yükseltmektir” cevabı basit bir şark kurnazlığı…
Yaptıklarının hukuk ve adaletle bağdaşıp bağdaşmadığı soruma ise, “Sen zaten Urfa’ya kadar uzanmışsın, artık seninle konuşmak istemiyorum” cevabını verdi. Meğer Beyefendiyi gerektiğinde takdir ettiğimiz DSP Urfa ildeki arkadaşları kurultay öncesi bir gecede saf değiştirmiş olmalarını Urfa ve Urfalılığa yakıştırmadığımız için eleştirmiş olmamız rahatsız etmiş. Masum Türker’e son sözüm “Tabii ki konuşmak istemezsiniz çünkü konuşacak yüzünüz yok” oldu.
O Kurultayda Masum Türker ekibine oy vermeyen kaç il ve ilçe başkanlarını ve yönetim kurullarını görevden aldıklarını DSP Örgüt Kurulu Başkan Yardımcısı Soydal Sılay’a da sordum. Masumvari cevabı onun da DSP’de gözlenen ve iddia edilen hukuk dışı, adaletsiz ve polis baskısı dayatmasına kadar giden tasfiye sürecinin baş ibrelerinden biri olduğunu gösteriyordu.
“Sarımsak yemedik ki ağzımız koksun” diye bir söz vardır. Bu gelişmeleri işaret etmemizin sebebi birilerini karalamak ya da birilerine yaranmak için değil, milletin ödediği vergilerle kasasında para bulunan bir partiyi babalarının çiftliği gibi yönetme heves ve telaşında olanların yaratıkları hukuk dışı, adaletsiz ve etik olmayan siyaset hamlelerini sergilemek ve sorgulamak için…
***
Urfalı siyasetçi ve işadamı Mahmut Cevheri’nin yaklaşık iki yıl önce gündeme getirdiği “Kendi vekilini kendin seç” projesini demokrasiyi özümsemiş siyaset anlayışının önemli bir ayağı olarak gerçekleştirmedikçe partisi ne olursa olsun siyaset bezirgânlarını geçmişte ve bugün olduğu gibi gelecekte de daha çok görürüz. Başbakanlara devlet milletin hizmetkârı mı yoksa tehditkârı mı sorusunun sorulacağı hükümetlerle de daha çok yönetiliriz.
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞI’NA
Aşağıdaki sorularımın, Başbakan Sayın Recep Tayyip Erdoğan tarafından yazılı olarak yanıtlanması isteğimi bilgilerinize sunarım.
Saygılarımla. 4 Şubat 2010
Süleyman Yağız
DSP İstanbul Milletvekili
1- TEKEL işçileri daha eylemlerine başlamadan önce, “TEKEL işçileri sizden müjde bekliyor” diye pankart açmışlardı; ona bile tahammül edemediniz. İşçileri, “devletin malı deniz, yemeyen domuz” ifadesiyle ve “yatmak”la suçladınız. İşçilerle anlaşma sağlanamayınca da eylemlerinin amacını açtığını iddia ederek, “Amaç hak arayışı değil, hükümete karşı aleni bir kampanyaya dönüşmüştür” dediniz. Eğer bu dediğiniz doğruysa, bu sürece gelinmesinin sorumlusu işçiler midir ki, onları suçluyorsunuz? Daha işin başındayken önlem alınması gerekmiyor muydu?
2- Mevcut haklarını kaybetmemek için eylem yapan TEKEL işçilerini her fırsatta suçlamanız, onların üzerinde olumsuz bir etki yaratmaz mı? Bu olumsuz etki, bir yerden sonra, onların, eylemsel tepki göstermelerine neden olmaz mı? Nitekim gelinen nokta da bu değil mi?
3- Hiçbir pankarta, hiçbir eleştiriye tahammül edemiyorsunuz. Ama bir yandan da adına “demokratik” dediğiniz ve “devlet projesi” olduğunu söylediğiniz bir “açılım” sürecini sürdürüyorsunuz. Tahammülsüzlüğünüzü bu “açılım”la bağdaştırabilmek mümkün müdür? Bu nasıl bir “demokratikleşme”dir? Yoksa, bir adı da “millî birlik ve kardeşlik projesi” olan “açılım”ın hak arama özgürlükleriyle bir ilgisi yok mudur?
4- İşçilerin eylemlerinin yasal olmadığını belirterek, "Fakat biz şu anda bu demokratik davranışımızı, bu ay sonuna kadar sürdüreceğiz. Bu yasal olmayan sürece, bu ay sonuna kadar sabrediyoruz. Ama bu ay sonu, 4-C ile ilgili işlem bittikten sonra yasal olan adım neyse, bu adımı bu defa biz atacağız. Çünkü, kusura bakmasınlar. Bu ülke yolgeçen hanı değil" dediniz. Bu bir tehdit değil midir? Bir başbakan, ülkesinin işçisini tehdit eder mi? Ülkemizde böyle bir şey bugüne dek görülmüş müdür?
5- “Devlet yönetimi, hele hele ekonomi yönetimi çok büyük ciddiyet ister” ifadesini kullandınız. Elbette doğrudur. E peki, yanlış özelleştirme yapmanın sorumlusu işçiler midir ki, onlara kızıyorsunuz? Suçlu ve sorumlu, özelleştirme sürecinde alıcı firma nezdinde işçi haklarının korunmasını sağlayamayan “ekonomi yönetimi”niz değil midir?
6- TEKEL işçilerinin eylemlerini ekranlarına ve sayfalarına taşıdıkları için medyayı bir kez daha suçladınız. Her fırsatta medyayı suçlamanız, zaten çeşitli girişimlerle kıskaca alınan medya üzerindeki baskının daha da artmasına sebep olmaz mı?
7- İşçilerin eylem yapması, size göre, medya açısından haber değeri taşımıyor mu?
8- İş isteyene kızıyorsunuz… Mevcut haklarının korunmasını isteyene kızıyorsunuz… Maaşlarına zam isteyen işçiye, memura, emekliye kızıyorsunuz… Esnafa kızıyorsunuz… Derdine çare isteyen çiftçiye kızıyorsunuz… Üstelik “Ananı da al git” diyorsunuz… Sonra, sorunlara “devlet” değil, hep “özel sektör” açısından bakıyorsunuz… Siz, Anayasa’da tanımlanan “sosyal devlet”in başbakanı değil de “tüccar” mısınız ki, böyle davranıyorsunuz?
9- Devlet, milletin hizmetkârı mıdır, yoksa tehditkârı mıdır?
08 Subat 2010 13:54
(1213 kez görüntülendi)