Sevgili Urfahaber okuyucuları.
Bugün sizinle “sıcak bir gündemi” paylaşmak istiyorum.
Bildiğiniz gibi, ülkemiz gündem açısından oldukça bereketli sayılır. Yarım asırlık bir baş belası terör, dünyaya taş çıkartan trafik katliamları, medeni âleme parmak ısırtan çeteleşme geleneğimiz... İsteyene göre gündemler sıralanabilir.
Fakat ben bunları değil, "daha sıcak" bir gündemi konuşmak istiyorum; mevsim sıcaklarını.
Ülkemizde her mevsim hissedilir, yaşanır. Mevsim ciheti ile belki de dünyanın en zengini sayılırız. Elin Avrupa’lısı deniz aşırı ülkelerden uçup ülkemize geliyor. Güneşten, sıcaktan faydalanmak için. Hoş, onlar gelirken esnaf seviniyor. İnşallah iyi de döviz bırakırlar…
Benim derdim bu da değil.
Urfa dışından kimi arasam, "Nasıl dayanıyorsunuz bu sıcaklara" diyor.
Ben de, "Sıcakları seviyorum" cevabını veriyorum.
Ben güneşi seviyorum, sıcaklardan hoşlanıyorum.
Sıcaklar olmasa meyve, sebze olgunlaşmaz, ağız tadı ile karpuz yiyemezdik. Sun'i ortamda yetişen her şeyin tadı bir başka. Acaba hiç düşünebiliyor musunuz, Harran ovasının üzerinde kalın bir bulut olsaydı da toprak güneş ışınlarını almasaydı, ne yapardık.?!
Ovanın hesabını bırakalım, acaba bir tarladaki bitkiler elektrikle ısıtılıp olgunlaştırılsa, ne kadara mâl olurdu?
Elektrikle, narları kızartabilir miydik? Kavunlara altın sarısı rengini nakşetmek mümkün olur muydu? Küçücük ağaç(tan) bitkiler üstünde bereketli duruşu ile patlıcanların içini doldurma gücümüz var mı? Peki, acısı ve tatlısı ile isotlara renkten kıyafetler dikebilir mi çiftçilerimiz?
Ben güneşi seviyorum, sıcaklardan hoşlanıyorum.
Sıcak olmasaydı, tahılları nasıl bir fırında pişirip olgun hale getirirdik? Acaba elektrikli ısıtma ile, buğday, arpa ve yulaf başaklarına, un olacak bir kıvam verebilir miydik!
Sıcaklar olmasaydı, asmalarda nazlı nazlı sallanan üzüm salkımlarını yiyebilir miydiniz? Al kırmızısı, muz tatlısı ile elmalar manavlarda boy gösterebilir miydi? İftar akşamları için kocaman kazanlarda pişirilen tatlıların aksine, ihtişamlı duruşu ile incir ağacının yemişlerine elektrik verebilir miydik?
Ben güneşi seviyorum, sıcaklardan hoşlanıyorum.
Güneş arzımızın lambası. Yaz mutfağında pişmeyi bekleyen sayısız nimetin sobası.
Ben güneşi seviyorum, sıcaklardan hoşlanıyorum.
Sokağa her çıkışta, pencereyi her açışta Cehennem aklıma düşüyor. İçimi bir ürperti sarıyor, yüzümü saran şu alev misali sıcak hava ile buluşunca.
Acaba diyorum, şu ilahi soba, ateş kütlesi, bugün bizim emrimizdeymiş gibi çalışıyor; ya bir de, bize azap etmekle ilgili bir emir alırsa, halimiz nice olur! Mesela o güzelim ışıktan huzmeler meyve ve sebzeleri pişirmek değil de dünyamızı delik deşik edecek alev toplarına dönerse! Bahar mevsimini beklerken, güneşten kopan parçacıklar arzımıza doğru geliverirse!
Acaba o gün Allah'a inanan kadınlar, açık saçık gezebilir miydi? Erkekler, bu ateşi göre göre günahlı vadilere dalar mıydı, rahat rahat.
Saat 10 ile 16 arasında sokakta dolaşanın kafasına güneş çarpıyor! Çarpan o güneş, 150 bin km. ötemizde. Peki, Kıyamette, haşir meydanında başımıza yaklaştırıldığı gün, ne olur halimiz?!
Ben sizi bilmem, ama, benim halim her halde Allah'lık olurdu. Allah mağfiret ederse ne ala, etmezse günahlarımla yüzleşmek beni per perişan ederdi.
Ben güneşi seviyorum, sıcaklardan hoşlanıyorum.
Sıcaklar Cehennem ateşinden bir sızıntı.
Benim günaha cesaretimi kıran bir uyarı.
29 Temmuz 2010 14:54
(1191 kez görüntülendi)