Ana Sayfa Röportajlar 12 Eylül'ün hiç bilinmeyen hikayesi

12 Eylül'ün hiç bilinmeyen hikayesi

Orta Doğu Teknik Üniversitesi'nde öğrenciyken tutuklanıp, önce Mamak'a, ardından Diyarbakır Cezaevi'ne gönderilen M. Emin Aydın, yaşadığı işkenceleri anlattı.

Giriş Tarihi: 24 Nisan 2011 Pazar 20:08
12 Eylül'ün hiç bilinmeyen hikayesi
Orta Doğu Teknik Üniversitesi'nde öğrenciyken tutuklanıp, önce Mamak'a, ardından Diyarbakır Cezaevi'ne gönderilen M. Emin Aydın, yaşadığı işkenceleri anlattı.


12 Eylül mağdurları, referandumla yapılan anayasa değişikliğinden sonra darbecilerin yargılanması için mahkemelere başvuruyor. Mehmet Emin Aydın da bu isimler arasında yer alıyor.


Orta Doğu Teknik Üniversitesi'nde öğrenciyken tutuklanıp, önce Mamak'a, ardından Diyarbakır Cezaevi'ne gönderilen Aydın, yaşadığı işkenceleri Zaman'a anlattı. Filistin askısında öldü diye çöpe atıldığını unutamayan Aydın, "Mamak Cezaevi Müdürü Albay Raci Tetik'in emriyle kuru ekmeklerimiz pisuvara batırılarak verildi. İki yıl sistemli işkence gördük" diyor.


Aydın, beraat kararıyla cezaevinden çıktıktan sonra işkencecilerden şikâyetçi olmuş. Ancak bir gece apar topar götürüldüğü karakolda sorguya alınmış: "Bu dilekçe sana mı ait, diye sordular. Ben yazdım, deyince dilekçeyi yedirip su içirdiler."


Türkiye, insanlık onuru ve hukukun ayaklar altına alındığı 12 Eylül darbesiyle hesaplaşmanın eşiğinde. O dönemin tanıkları, darbe süreci ve sonrasında yaşananları kelimelerle anlatmanın mümkün olmadığını söylüyor. Darbeyle hayatı kararanlardan biri de Mehmet Emin Aydın. Ortadoğu Teknik Üniversitesi'nde eğitim gören Aydın, öğrenci olduğu yıllarda geceleri de Devlet İstatistik Enstitüsü'nde memur olarak çalışır. Aynı zamanda Tüm Memurlar Birleşme ve Dayanışma Derneği'nde (Tüm-Der) genel sayman olarak görev yapar. Darbeden yaklaşık 1,5 ay sonra 3 Kasım 1980'de gece yarısı evi basılır. Ankara Emniyet Müdürlüğü Siyasi Dal Grubu'nda 27 gün gözaltında tutulur ve işkence yapılır. 


GÖZYAŞLARINI TUTAMADI

Aydın, yapılan işkenceleri anlatırken şu anda bile gözyaşlarını tutamıyor:

"Emniyet Müdürlüğü'nde 21. günümdü. Filistin askısındayken kum torbası ile mideme vuruyorlardı. Mide kanaması geçirince indirdiler. İçlerinden biri, 'Bu şerefsiz gebermiş, alın yol kenarında bir yere atın.' dedi. Beni karga tulumba alarak çöp yığını olduğunu tahmin ettiğim yere attılar. Bir süre sonra kendime geldim. Yardım istemek için gelen arabalardan birine el kaldırdım. Fakat arabadakiler beni çöp yığınına atan polislerdi. Operasyondan dönüyorlarmış. Ölmediğimi görünce beni tekrar merkeze götürdüler. Arabanın içerisinde 6-7 genç daha vardı. Polisler o çocuklara beni göstererek, 'Konuşmazsanız sonunuz bu it gibi olur.' dedi. Bu sözü hiç unutmuyorum."


Mehmet Emin Aydın'ın, Emniyet Müdürlüğü'ndeki 27 günlük sorgudan sonra Mamak Askerî Cezaevi'ne götürülmesine karar verilir. Bu arada Aydın'ın eşi kendisini görmek için Emniyet'e gelir. Görüşmesine izin verirler ancak eşinin karşısına çıkacak elbisesi yoktur üzerinde. İşkencelerde yırtılmış, üzerinden alınmıştır. Aydın'a, işkencede ölen bir gencin pantolonu ve tişörtü giydirilir. Hücrede gördüğü ağır işkenceler sonucunda 67 kilodan 45 kiloya düşmüştür. Eşiyle karşılaşmasını şöyle anlatıyor:

"Eşim beni tanıyamadı. Sakallarım uzamış, bir deri bir kemik kalmıştım. Eşimi zor ikna ettim ben olduğuma. Karşılıklı ağladık."

Mamak Askerî Cezaevi'ne 30 kişiyle birlikte gönderilir. Cezaevine ilk giriş anında yaşadıklarını ise unutamaz:

"Cezaevinin A Blok girişinde Muzaffer ve İlhan Erdost kardeşleri gördüm. Öldüresiye dayak yiyorlardı. İlhan Erdost'un başının duvara vurularak öldürüldüğüne şahit oldum. Merhametten, insanlıktan eser yoktu. Yeni gelen mahkûmlara gözdağı vermek için İlhan'ı öldürmüşlerdi. Mamak Askerî Cezaevi Müdürü Albay Raci Tetik'in emriyle kuru ekmeklerimiz pisuvara batırılarak bize verildi. Mamak'ta iki yıl boyunca sistemli olarak işkence gördük."


ÖLENLERİ ÇÖP KAMYONLARIYLA TAŞIYORLARDI

Diyarbakır'da hakkında devam eden davanın birleştirilmesi sonucunda Diyarbakır Askerî Cezaevi'ne sevk edilir. Burada beş gün beş gece bellerine kadar su dolu bir mekânda tutulurlar. Beş gün boyunca uyuyamazlar. Yemek zaten yoktur. Aydın, oradaki günlerinden 'cehennem' olarak bahsediyor:

"İşkencelerde ölen insanların cesetleri çöp arabasına atılıyordu. Onlarcasına şahit oldum. Diyarbakır ve Mamak cehennemi anlatılmakla bitmez. Allah kimseye bir daha o cehennem günlerini yaşatmasın..."


1981'de Diyarbakır Cezaevi'nde bir yıl kaldıktan sonra hakkında beraat kararı çıkar. Tahliyeden hemen sonra hem memur haklarını alabilmek hem de haksız yere işkence gördüğü gerekçesiyle şikâyetçi olur. Bir gece apar topar Bingöl Emniyeti'ne götürülür. Verdiği şikâyet dilekçesi polisin elindedir. Dilekçenin kendisine ait olup olmadığı sorulur. "Ben yazdım." cevabı üzerine, dilekçeyi yemesi istenir. Ardından su ikram etmeyi de ihmal etmezler! Daha sonra davası Yargıtay'da bozulur. Tekrar tutuklanarak bu kez Bingöl Cezaevi'ne gönderilir. Sekiz ay 17 gün yatar. 'Düşünce ve fikir suçu' işlemekten üç yıl sekiz ay 17 gün ceza alır. Tahliye olunca vatanî görevini yapmak üzere kışlaya götürülür. Aydın, şimdi darbecilerle hesaplaşma zamanının geldiğini anlatıyor. Şu anda yerel bir gazetede çalışan Aydın, referandumdan sonra ilk şikâyet dilekçesini cumhuriyet savcılarına kendisinin gönderdiğini söylüyor.



Kaynak : http://www.internethaber.com/pisuvara-batirilmis-ekmek-yedirdiler-342732h.htm#ixzz1KSfAPRE8
YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Bu Kategorideki Diğer Haberler
Kurumsal

İçerik







Yukarı Çık
urfa / şanlıurfa / şanlıurfa haber / urfanatik / urfa star