Ana Sayfa Siyaset Abdullah Gül yeniden Başbakan Olacak

Abdullah Gül yeniden Başbakan Olacak

Milliyet yazarı Aslı Aydıntaşbaş, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın görev değişimi yapacağını yazdı.

Giriş Tarihi: 27 Eylül 2011 Salı 02:54
Abdullah Gül yeniden Başbakan Olacak
Gül ve Erdoğan nasıl yer değiştirir?

Rusya’da Dmitri Medvedev’in, 3 yıl önce Putin’den devraldığı Cumhurbaşkanlığı koltuğunu yeniden Putin’e devredeceğini açıklaması, Ankara’da dikkatle izleniyor



Rusya’da Dmitri Medvedev’in 3 yıl önce Putin’den devraldığı cumhurbaşkanlığı koltuğunu yeniden Putin’e devredeceğini açıklaması, Ankara’da dikkatle izleniyor.
Dikkatle diyorum çünkü herkesin kafasının arkasında Putin-Medvedev formülünün ileride Türkiye için geçerli olup olmadığı sorusu var. Daha da açık soralım: Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve Başbakan Erdoğan, günün birinde yer değiştirebilir mi? Anladığım kadarıyla Erdoğan ile Gül’ün bir noktada yer değiştirmesi düşüncesi, siyasetteki 9 yıllık hakimiyetini devam ettirmek isteyen iktidar partisine her geçen gün daha cazip gelmeye başlamış.
Bakın anlatayım. Abdullah Gül’ün görev süresinin 7 yıl olduğu ve 2014’te sona ereceği üç aşağı beş yukarı netleşti. Erdoğan ise 2015’te bitecek üçüncü dönem milletvekilliğinin parti tüzüğüne göre ‘son dönem’ olması gerektiği konusunda kararlı. Başbakan milletvekillerinin 3 dönem üst üste görev yaptıktan sonra en azından bir süre ‘ara vermeleri’ gerektiğini düşünüyor. Bu dönemde kendisi için gönlünde yatan aslanın ise kapsamlı bir anayasa değişikliğinden sonra yetkileri biraz genişletilmiş bir cumhurbaşkanlığı olduğu zaten sır değil.

Erdoğan sonrası çok aday

Peki nasıl? Çankaya’da 7 yıl boyunca devletin zirvesini temsil eden Gül, yeniden düz ovada siyasete dönüp partinin başına dönmek ister mi? Çankaya sonrası yeniden başbakanlık yapan tek örnek, İsmet İnönü. Gül, bu örneği izlerse, 2014’te Çankaya’dan emekli olup bir yıl bekledikten sonra seçime mi girecek?
Ak Parti kulislerindeki beklenti tam da bu. Tabii iktidar partisinde Erdoğan sonrası liderlik için bir çok aday var. Ancak çoğu Erdoğan gibi üç dönem milletvekilliğinden sonra ara vermek durumunda. Ayrıca güçlü bir liderden sonra partinin seçim başarısını devam ettirebilecek isimler sayılı. Bunların başında da Abdullah Gül geliyor. Gül’ün yoklamalarda cumhurbaşkanı olarak popülaritesi çok yüksek. Parti kurmayları, eğer yeniden siyasete dönmek isterse Erdoğan’dan sonra seçim kazanabilecek isimlerin başında geldiğini her fırsatta söylüyor. Kısacası karar büyük ölçüde Gül ve ailesine kalmış durumda.

Erdoğan-Gül yer değiştirme


Çankaya’daki durum ise daha kolay. Erdoğan’ın 2014’te halkoylamasıyla seçilen ilk cumhurbaşkanı olmak istediğini biliyoruz. O yıl milletvekilliğinden istifa edip aday olması lazım. Bu durumda Erdoğan Çankaya adayı, Gül ise henüz milletvekili olmadığından parti 2015 seçimlerine kadar bir yıl başsız, Türkiye ise başbakansız kalacak. Bu süreçte partiyi Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu gibi üçüncü bir ismin devralması bekleniyor.
Ancak 2015 itibariyle Türkiye için olasılığı en yüksek senaryo, Rusya gibi Erdoğan ve Gül’ün Putin ve Medvedev gibi yer değiştirmesi.



Soru sorma zamanı geldi mi?



BDP’li Sebahat Tuncel, biber gazına maruz kalmıştı.


Bir haftadır New York’ta Türk makamlarından sürekli Predator, Predator, Predator sözlerini duyduktan sonra, neyse ki dün Milliyet’te Nuray Mert, bir gün önce de Kadri Gürsel’in yazılarını okumak, içime su serpti. Allah’tan herkes aynı savaş tamtamlarını çalmıyor memlekette. Kadri’nin başlığı, zaten her şeyi anlatıyordu: ‘Kürt sorununda felakete sürükleniyoruz.’ Nuray ise her zamanki kıvrak kalemiyle Kürt meselesinde gelinen noktaya ‘Yurtta savaş, cihanda savaş’ diye anlatıyordu.
PKK saldırıları gerçekten korkunç. Terörü lanetliyorum. Ama gerçek şu ki medyada bir akıl tutulması var. Sadece terörle mücadele mantığı hakim. Sorgulamak, soru sormak, ‘Tamam onlar çok çok, çok kötü de, biz de bir yerlerde birazcıcık olsun bir hata yapmış olabilir miyiz?’ gibisinden ürkek bir fısıltıya bile tahammül yok. Oysa sormamız, anlamamız, öğrenmemiz lazım. Türkiye’nin doksanlara geri dönerek kaybedeceği çok şey var. Soru sorarak kaybedilecek hiçbir şey yok.
Bu memlekette gazetecilerin azarlanmadan, engellenmeden soru sorması mümkünse, ben şunların cevabını bilmek isterdim:
-Silahlar susmadıkça PKK’yla mücadelenin devam etmesi kaçınılmaz. Tabii ki devlet vatandaşlarını korumak zorunda. Ama neden bu mücadele aynı zamanda Kürt hareketinin resmi, legal, silahsız, sivil unsurlarına kaydı?
-Neden BDP’liler tutuklanıyor? Son 3 yılda KCK davasından neredeyse 2800 BDP’li gözaltına alınmış. Kürtlere silaha dokunma, düz ovada siyaset yap diyoruz. Peki o zaman düz ovadakiler neden tutuklanıyor?
-BDP’lileri gözaltına almaya gelen polisler gerçekten kar maskesi takıyor mu? Bunun anlamı ne? Güvenlik güçlerinin kar maskesi takmadan o bölgede rahat görev yapamayacağını mı var sayalım? O zaman durum sandığımızdan daha da mı vahim?
-Devlet silahların susması için PKK’yla görüşmüş, çok da doğru yapmış. Peki o zaman biz neden hala BDP’ye sürekli ‘PKK’dan uzaklaş, arana mesafe koy’ diyoruz. Maden bu işin çözümü için muhataplardan biri de PKK, o zaman BDP’ye neden baskı var?
-2006’dan bu yana Öcalan’la temasların olduğu dönemde şiddet ve terör eylemleri çok azalmıştı. Devlet Öcalan’la görüşmelerin faydalı olduğunu anlattı bize. Oysa neredeyse 2 aydır Öcalan’la görüşmeler kesildi ve terör yükseldi. Peki neden kesildi görüşmeler?
-PKK’yı muhatap alan devlet son 3 yılda BDP’yi neden dışladı? DTP neden kapatıldı? Neden kimse Ahmet Türk’ün, Selahattin Demirtaş’ın elini sıkmıyor, randevu taleplerini kabul etmiyor?
-BDP Kürtçe eğitim ya da tutukluların bırakılması gibi taleplerini, tamamen pasif direniş, protesto ve Arap Baharı benzeri eylemler olarak organize ederse, buna nasıl itiraz edebiliriz? Demokrasilerin en belirgin özelliği, insanların taleplerini (barışçıl olmak kaydıyla) gösteri ve protesto olarak dile getirme hakkının meşru sayılmasıdır. O zaman BDP gösterilerine neden bu kadar sert müdahale ediliyor?
-Seçim öncesi BDP ve Kürt siyasi hareketine yönelik kullanılan dil son derece sertti. (‘Bunlar Zerdüşt’, ‘Apo’yu peygamber kabul ediyorlar’, ‘Silivri-Kandil ittifakı’, ‘Kürt çocuklarının Müslüman olmasını engelliyorlar’ vs.) Sürecin kopması ve müzakerelerde karşılıklı güven ilişkisinin zedelenmesinde bu sertleşmenin de etkisi yok mu?
- PKK’yla müzakereler neden çöktü? Örgüt barış durumunda silahlarını bırakmaya razı olmadığı için mi, yoksa PKK’ya silahları bıraktıktan sonra ‘düz ovada siyaset’ imkânı tanınmadığı için mi?
-Kürt meselesinde en büyük sorun, Güneydoğu ve büyük şehirlerdeki genç kuşak Kürt gençlerin ‘duygusal kopuş’ yaşıyor olması. Terörle mücadelede sertleşme bu duygusal kopuşu hızlandırmıyor mu?
-Kürt meselesinin askeri yöntemlerle çözülemeyeceği herkes tarafından teslim edildiğine göre, masaya geri dönmek için yeni bir plan var mı?



(Muhalif Gazete)
YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Bu Kategorideki Diğer Haberler
Kurumsal

İçerik







Yukarı Çık
urfa / şanlıurfa / şanlıurfa haber / urfanatik / urfa star