Ana Sayfa Urfa Haberleri Ceylanpınar'da Bir Erbane Dervişi

Ceylanpınar'da Bir Erbane Dervişi

Dervişliği eski çağlarda kalmış bilirdik çoğumuz... Neitzche’nin Zerdüşt’ünde felsefe yapan, Lübnanlı Ozan Halil Cibran’ın kaleminde canlanan, ama yine de gerçek dünyaya dokunmadan ruhumuzun mistik ihtiyacını doyuran kahramanlarımızdı onlar

Giriş Tarihi: 12 Ekim 2011 Çarşamba 13:48
Ceylanpınar'da Bir Erbane Dervişi
Dervişliği eski çağlarda kalmış bilirdik çoğumuz... Neitzche’nin Zerdüşt’ünde felsefe yapan, Lübnanlı Ozan Halil Cibran’ın kaleminde canlanan, ama yine de gerçek dünyaya dokunmadan ruhumuzun mistik ihtiyacını doyuran kahramanlarımızdı onlar... Kimi çağdaş entelektüellere ‘post-modern derviş’ yakıştırması ise laf-ı güzaf sayılırdı. 

Oysa polis denetimindeki kent sokaklarını, cafeleri, izole edilmiş ‘koruma altındaki muhalif yaşantımız’ı terk etmeliymiş... O zaman görülecekmiş ki, Zerdüst’ü delirten, Cibran’ı depresyona sokan dervişler, Kürdistan dağlarında dolaşmaya devam ediyorlar hâlâ.

Bir omzunda sarı uzun abası, diğerinde beyaz telis içine sıkıca sarılmış erbanesi, nicedir beklenen bir misafir gibi daldı Konê Reş’e... Önlerinde koyun sürüleriyle mevsimden mevsime bir yaylaktan diğerine dolaşan Koçerlerin çadırına yani... 

İçerde büyükten küçüğe, misafirden ev sahibine doğru bir hiyerarşiyle dizilmiş cemaati selamladı usulünce... Geçip yüklüğün dibinde oturdu. Bu kez bağdaş kurduğu yerden hal hatır sordu teker teker ve “cimatê te rehmet” diye sonlandırdı her selamlaşmayı. 

Kirli sakalı, soğuktan büzüşmüş siyah parmakları ve ikide birde başından kayıp duran çefisi, onun yorgunluğunun diliydi sanki... Uzak mekanlar dolaşmışlığını, uzak yoldan gelmişliğini, yememiş içmemişliğini, ama hiçbir şey talep etmezliğini, sessizliğini, mütevazılığını anlatıyordu ona dair her şey... 

Kim bu adam, nereden geldi, kim çağırdı, kimin tanıdığı? Bilen, eden yok... Ama benim dışımda kimsenin durumu yadırgadığı da yok. Herkes alışkındı sanki olup bitene, kimsenin hiçbir şeyi garipsediği de yoktu çünkü... Belli ki onun kimliği, sırtındaki erbanesiydi... 

Sağdan soldan laflamalar, birkaç mesel, birkaç isim arasına karışan anılar anlatılıyor... Ve nihayet dönüp dolaşıp derwêşlere geliyor konu. Dizlerini dibine kırmış sessiz sedasız dinleyen garip misafirin dili işte o zaman açılıyor. Abasını yanındaki yastığın üzerine bırakan Xalê Çeço’nun dili çözülüyor. 

“Derwêşê keyn” diye bir isimden, Kon’daki herkesin bildiği varsayılan “eski derviş”ten bahsediyor. Belli ki Karacadağ tarafındaki köyleri dolaşıp duran iki efsane erbaneciyi biliyor herkes: Derwêşê keyn ve Derwêşê nû... Eksi ve yeni dervişler yani... 

Kimbilir belki de günlerdir o Kon senin bu Kon benim dolaşıp duran Xalê Çeço’nun bitkin halinden eser kalmıyor. Usul usul açılıyor eli ayağı, kelime dağarcığının yetmediği yerlerde beden hareketleriyle alevlendiriyor konuşmasını, heyecandan yerinde duramıyor. İki elini yana açarak tasvir ediyor; “Erbanesinin genişliği aha bu kadardı” diyor Dewrêşê keyn için... Billah abartı yok, bilen yaşlılar da onaylıyor Xalê Çeço’yu...

Ve sonunda, anlatmaktan bitkin düşünce de eli uzanıyor erbanesinin telisine. Önce bir tas içinde su istiyor; birazını içip, birazıyla da erbanesini nemlendiriyor... Ve başlıyor çalmaya; kendinden geçiyor çalarken, etrafını görmüyor Xalê Çeço... En sonunda kamerayı görünce tedirgin, etrafındakilere soruyor; “A va qamera ê cezaliye gelo?” Ve susuyor Xalê Çeço...

Xalê Çeço, ta çocukluğundan bu yana il il, ilçe ilçe, köy köy, mezra mezra, Kon be Kon dolaşıyor... Gittiği yerlerde kalıyor geceleri, kimi yerlerde tanıdık, akraba buluyor, kimi çadırlarda mêvan a wxedê... Xalê Çeço gibi kim bilir daha kaç derviş dolaşıyor buralarda. 

Herkesin alışkın olduğu bu gezgin müzisyenlerin bazıları erbanelerinde zil taşıyor, bazıları günah sayıyor zili. “Her şeyden önce ses vardı” sözünü biliyor erbane meraklıları... Onlar, insanlığın ilk çalgısı sayıyorlar erbaneyi. İlk insan icadı bu çalgı, ilk avlanmayla, hayvan derisiyle üretilen bu müzik aleti, hâlâ ilahiyatın, aşkın biricik sesi, dili olarak tanınıyor bu dağlarda... İnsan sesiyle tanrının sesinin buluşturulması için kullanılıyor erbane. 

İnsanın kendi içindeki karanlıkların bu sesle açığa çıkartıldığına inanılıyor. Kimilerine göre, yerleşik hayatın ilk sanatsal ritüelleri bu aletle icra edilirmiş. Zerdüştler de bu yüzden düşkünmüş erbaneye. Bahar kutlamalarını erbaneyle yapmaları bu yüzdenmiş. Belki yezidiler de bu yüzden erbaneye bu kadar bağlanmışlar ve onlar, melek-i tavusun çocukları, tek tanrılı dinlerde insan sesiyle tanrı sesinin buluşturulması yorumundan önce, insan sesiyle doğanın sesinin buluşturulmasının aracı olarak görürlermiş erbaneyi... 

Ve rivayete göre Derwêşê Evdi, savaşa giderken topluluk bir araya gelip erbane çalınmış onun için. İşte bu, savaşta bu kadar güçlü yapmış Dewrêşi... Uyuyan kişiliği, benliği uyandırırmış çünkü erbane... Belki de bu yüzden, erbanesini torbasına yerleştirdikten sonra izin isteyip kalktı Xalê Çeço... Sessiz... Dewrêş gibi...

ANF
YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Bu Kategorideki Diğer Haberler
Bu habere de bakabilirsiniz Kebap Şehrinde

Kebap Şehrinde "Balık Döner" Keyfi

Kurumsal

İçerik







Yukarı Çık
urfa / şanlıurfa / şanlıurfa haber / urfanatik / urfa star