Ana Sayfa Urfa Haberleri Feridun Yazar : Kürtler Devlete Güvenmiyor

Feridun Yazar : Kürtler Devlete Güvenmiyor

TESEV, "Türkiye Başa mı Dönüyor? KürtMeselesi'nde 1990'lar ve Bugün" başlıklı paneli bugün düzenledi. Panele konuşmacı olarak MİT eski Müsteşar Yardımcısı Cevat Öneş, insan hakları savunucusu avukat Eren Keskin, yazar ve HEP'in eski genel başkanı Feridun Yazar ve gazeteci-yazar Hasan Cemal katıldı.

Giriş Tarihi: 10 Şubat 2012 Cuma 15:24
Feridun Yazar : Kürtler Devlete Güvenmiyor
Gazeteci-yazar Hasan Cemal, medyanın 1980 ve 1990'lı yıllarda sırtını Kürtlere döndüğünü belirtti, "Gözünü devlete ve askere açtı" dedi. O günlerde meydanın sık sık askerlerin müdahalesine maruz kaldığını örnekleriyle anlatan Hasan Cemal, Başbakan'ın Çukurca saldırısında sonra medya patronlarıyla yaptığı toplantıyı anlattı, "Aradaki fark var mı?" diye sordu.

TESEV, "Türkiye Başa mı Dönüyor? KürtMeselesi'nde 1990'lar ve Bugün" başlıklı paneli bugün düzenledi. Panele konuşmacı olarak MİT eski Müsteşar Yardımcısı Cevat Öneş, insan hakları savunucusu avukat Eren Keskin, yazar ve HEP'in eski genel başkanı Feridun Yazar ve gazeteci-yazar Hasan Cemal katıldı.

Panelde ilk olarak sözü alan MİT eski Müsteşarı Cevat Öneş, Kürt sorununun, Türkiye'nin demokratikleşme sürecindeki devamlılık, nitelik ve kurumsallığın kazanılıp kazanılmaması ve demokratik zihniyetin oluşturulması konusundaki verimlilik ve üretim meselesi kapsamında ele alınması gerektiğini belirtti.

Öneş şöyle konuştu: "Kürt sorunu, Türkiye'nin demokratik standartlarıyla bağlantıdır. Evrensel değerlerin şekillendirdiği kurallar sistem olarak özümsenemediği için başta Kürt sorunu olmak üzere temel sorunları çözemiyoruz. Çözemediğimiz için PKK gibi bir silahlı hareket realite olarak karşımıza çıktı."

Türkiye'nin ciddi bir eşikte olduğunu söyleyen Öneş, demokratikleşme standartlarında ciddi bir ilerleme sağlanmamasının Türkiye'nin eski statükosuna dönüşeceği ve kırılan vesayetin yeniden güçleneceği anlamına geleceğini belirtti, "Türkiye, yeniden bir kaos süreciyle karşı karşıya gelebilir" dedi.

'GÜÇLENDİRİLMİŞ YENİ GÜVENLİK ANLAYIŞI DA SONUÇ VERMEZ'

Soruna güvenlik politikaları kapsamında yaklaşılmasının doğru olmadığını söyleyen Öneş, "Güvenlik politikaları kapsamında yaklaşıldığı için bir çıkmazla karşı karşıyayız. Bugün de bazı siyasi politikaların yanı sıra üçlendirilmiş yeni güvenlik anlayışıyla sonuç alınmak istenmektedir. Bu da sonuç alıcı olmaz" diye konuştu.

MİT eski Müsteşar Yardımcısı Öneş şöyle konuştu: "Bugünkü siyasi iktidar kapsamlı bir çözüm politikasına sahip bulunamamaktadır. Dönemsel gelişmeler içinde üretilen politikalardan sonuç alınamadığını görmekteyiz. 21. yüzyılın evrensel değerleriyle şekillendirilmiş zihniyet ve kurumlarıyla çözüm aramak zorundayız."

'ANLATILMASI ÇOK ZOR KARANLIK YILLARDI'

1990'lı yıllar için "anlatılması çok zor karanlık yıllardı" diyen Öneş, aydın cinayetlerini, Sivas Katliamı'nı ve 28 Şubat'ı hatırlattıktan sonra şöyle konuşuldu: "Fırat'ın doğusunda tarifi zor gelişmelerle karşılaşılmıştır. Tansu Çiller'in 'Elimde PKK'ye yardım eden iş adamlarının listesi var' açıklamasının ardından gelişen faili meçhul, infazlar ve PKK'ye PKK yöntemleriyle cevap verilmesi konsepti. Kuralsız güvenlik endeksli, PKK ve destekçilerinin imhasına dayanan, devletin denetleyemediği bir ortam."

MİT eski Müsteşar Yardımcısı Öneş, Kürtlere yönelik politikanın bir devlet politikası olarak tanımlanmasına karşı çıktığını belirtti, "Devlet içinde yapıların işi. Ancak bu gelişmeleri kontrol edemeyen siyaset mekanizmasının sorumluluğunu inkar edemeyeceğiz" diye konuştu.

'KAPSAMLI ÇÖZÜM POLİTİKASI YOK'

"Türkiye'nin yeni Kürt politikasında Ak Parti iktidarı ile birlikte güvenlik eksenli yaklaşımdan uzaklaşarak, insan eksenli, kültürel ve sosyal açıdan soruna bakan bir yaklaşım oluşmaya başladı" diyen Öneş, konuşmasını şöyle sürdürdü: "Ancak kapsamlı bir çözüm politikası yoktur. Oslo görüşmeleri kapsamlı çözüm politikaları olmadığı için kesintiye uğradı. Yeni anayasa inşa süreci, iktidara, ihtiyaç duyulan nitelikli demokratikleşme sürecini başlatacak bir sorumluluk ylüklüyor. Demokratik sürecin önünü açacak yol temizliğine ihtiyaç var. Bu konuda Ak Partisi'ne büyük bir rol düşüyor."

'BU BİR KÜRDİSTAN SORUNUDUR'

İnsan hakları savunucusu ve avukat Eren Keskin, sorunun doğru tanımlanması gerektiğini belirtti, Kürtlerin dört ülkedeki varlığına dikkat çekerek, "Bu bir Kürdistan sorunudur" dedi. Dersim Katliamı'nı hatırlatan Keskin, "O zaman PKK yoktu" dedi. Kürt sorununun Öcalan ve PKK'siz çözülemeyeceğini belirten Keskin, Şırnak'ın 1990'lı yıllarda yakılmasını ve kayıp Fikri Özgen'in durumunu anlattı, "Ben Şırnak'ta yaşıyor olsaydım, Fikri Amca'nın kızı ya da torunu olsaydım ben de dağa giderdim" diye konuştu.

Keskin, AKP'nin bir takım yasal değişiklikler yaptığını, bunların önemli olduğunu ancak kimi çevrelerin belirttiği gibi herşeyin değişmediğini söyleyerek, şunları söyledi: "Ergenekon davası sanıklarından Levent Ersöz'e kayıplar sorulmadı. Şırnak'a 'Şırnak Cumhuriyeti' derdi. Onun kaybettiği kişilerin ailelerinin başvurusu bile kabul edilmedi. Şu anda Türk-İslam sentezci muhteşem bir uyum sergileniyor. AKP ile ordu arasında bir savaş yok. En fazla Mustafa Kemal ile İttihatçılar arasındaki iktidar kavgasına benziyor."

Keskin son olarak, "Birlik temelinde değil, ayrılmayı isteyenlerin de özgürçe tartışabileceği bir ortam yaratılmalı" dedi.

'ÖNCE GÜVEN SORUNU ORTADAN KALDIRILMALI'

Kapatılan HEP'in eski başkanı yazar Feridun Yazar da, devletin Kürtleri sindirmeye çalıştığı her durumda silahlı Kürt muhalefetinin ortaya çıktığını belirterek, şunları söyledi: "Kürtlerin ne demokratik alanda ne de Türkler ile birlikte ortak bir şekilde kendilerini ifade etmelerine izin verildi. TİP kapatıldı. CHP içinde siyaset yapanlar da saldırıya uğradı. Bunlardan biri de benim. Urfa Belediye başkanıyken vuruldum. Eşim de yaralandı. Vedat Aydın öldürüldü, katilleri hala bulunamadı. Onun cenazesini kaldırırken, 7 ölü daha verdik, 50 kişi yaralandı. Yaralananlardan biri de bendim. Ertesi yıl anma için gittik, kente bile sokulmadık. Camide tören yapacaktık, camiye asker ve polis yığıldı."

"AKP insanlara verdiği umudu umutsuzluğa dönüştürdü. Kimsenin AKP'den beklentisi kalmamıştır" diyen Yazar, "Devlet ile Kürtlerin sorunu hiç bir zaman bitmez. Kürtler devlete güvenmiyor. Güven sorunu ortadan kaldırılmadığı sürece, bu sorunu demokratik siyasette çözmek çok zor" diye konuştu.

Yazar, son olarak 1992 yılında da kendisine PKK ile HEP'in ya da PKK ile Kürtlerin arasındaki ilişkinin sorulduğunu hatırlatarak, "PKK ile Kürtler akrabadır. BDP'ye kadar kapatılan bütün partiler de akrabadır. Dağdakilerin anneleri, babaları, kardeşleri, dayıları, teyzeleri, bu partilerin üyeleridir. Düğün ve cenazelerde beraberdirler. Akrabalar arasında nasıl bir ilişki varsa, PKK ile Kürtler arasındaki ilişki de budur" dedi.

HASAN CEMAL MEDYAYI ELEŞTİRDİ

Milliyet Gazetesi yazarı Hasan Cemal de, panelde, medyanın Kürt sonunu karşısındaki tutumunu ele aldı. "Medya Kürtlere gözünü kapattı, devlete açtı" diyen Hasan Cemal, şu örnekleri verdi: "Medya köylerin boşaltılmasına, ölümlere, tüm yaşananlara gözünü kapattı. Medyanın kırık notlarla dolu karnesi, demokrasinin ve hukuk devletinin bugüne kadar ikinci sınıflığa mahkum kalmasında çok önemli rol oynamıştır. 1980 ve 1990'ların medyasını eleştirirken kendimi de bunların içinde görüyorum.

1984'de ilk baskın olduğunda Kürt sorunu hakkında çok bilgim yoktu. Meseleye devletin kırmızı çizgileri dahilinde bakıyordum. Ama bölgeye muhabir gönderdim. Fotoğraflar geldi. Kürt köylülerini, savaşta tutsak alınmış gibi gösteren fotoğraflardı. O zaman Necip Toruntay, 1. ordu komutanıydı. Beni çağırdı. 'Böyle fotolar koyulur mu, işgal ordusu gibi yapmışsınız. Bir daha olmasın, yoksa kapatırız gazeteyi' dedi."

Hasan Cemal, 1990'larda köy boşaltmaların, ölümleri, faili meçhulleri de medyanın görmediğini belirterek, "1990'larda yine bir toplantı yapıldı. Çankaya Köşkü'ne gazetecileri davet ettiler. Özal Cumhurbaşkanı, Teoman Koman MİT Müsteşarı, Sabri Yirmibeşoğlu MGK Genel Sekreteri. Nasıl gazetecilik yapılması gerektiği anlatıldı. Mütareke basını değil, milli kurtuluş basını gibi olun, denildi. Bu toplantının ardından da sansür ve sürgün kararnamesi yayınlandı" diye konuştu.

"1990'lı yıllarda medya sırtını Kürtlere tamamen döndü. Kürt, Kürdistan sözcükleri, Kürtçe şarkı, Kürt renkleri ciddi cezaları beraberinde getiriyordu" diyen Hasan Cemal, bugün de hükümetin medyayı uyardığını bir örnekle anlattı: "Çukurca saldırısının ardından Başbakan Erdoğan medya patronları ve yöneticileri ile yaptığı toplantının, 1980 ve 1990'lardan ne kadar farkı vardır? Bazı medya patronları ve yöneticilerinin aldığı tavır büyük bir talihsizliktir."

'UMUT YERİNİ KAYGIYA BIRAKTI'

2000'lerin başında Kürt sorununun çözüleceği konusunda oluşan umudun yerini kaygıya bıraktığını belirterek, "Silahlı sürecin olgunlaştığını görüyoruz. Bunu devlet de PKK de gördü. Oslo ve demokratik açılım sürecini çok önemsedik. Barış ve diyalog süreci noktasına geleceğimizi inanıyorum. Bu yolu kısaltmamız lazım. Ancak bu yolla biz kan ve gözyaşını engelleyebiliriz."

Milliyet Gazetesi yazarı Hasan Cemal, Oslo görüşmesini yapan MİT'çilerin ifadeye çağrılmasıyla ilgili olarak da, "Kürt sorununu bir an önce demokrasi ve barış yayına oturtmaktan başka çaremiz yok. Hukuk devleti olmadığı içindir ki bunlar yaşanmaktadın. Bu sorunu barışçı bir çözüm rayına oturtamazsak, devletin içinde bu kaos yaşanacaktır" dedi.
YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Bu Kategorideki Diğer Haberler
Bu habere de bakabilirsiniz Fıstık Hali

Fıstık Hali" Barınakları Oldu

Kurumsal

İçerik







Yukarı Çık
şanlıurfa haber / urfanatik / urfa star