Ana Sayfa Türkiye Kemal Burkay : KCK Tutuklamalarını da Gereksiz Buluyorum

Kemal Burkay : KCK Tutuklamalarını da Gereksiz Buluyorum

Kemal Burkay, Balçiçek İlter'e konuştu: Bırakın silahlı güçleri illegal herhangi bir örgütlenmeye dahi gerek yok

Giriş Tarihi: 12 Kasım 2011 Cumartesi 01:54
Kemal Burkay : KCK Tutuklamalarını da Gereksiz Buluyorum
1980 darbesinden sonra yerleştiği İsviçre’den 31 yıl sonra Türkiye’ye dönen Kürt Siyasetçi ve Şair Kemal Burkay, Habertürk ekranlarında yayınlanan Söz Sende programında Balçiçek İlter’e konuştu.

Dönüşünüz müthiş bir ilgiyle karşılandı. Olumlu-olumsuz pek çok tepki aldınız. Devlet projesi diyenler de oldu tam tersine sizi bağrına basanlar da... Bu kadar ilgiyi beklemiş miydiniz ya da hedeflemiş miydiniz?

Arkadaşlarımın beni karşılamak için sabırsız olduklarını biliyordum. Ama bu kadarını beklemiyordum. Negatif anlamda da pozitif anlamda da...

O dönem basında daha fazla gözüktünüz, pek çok görüşme yaptınız. En son Diyarbakır'a gittiğinizde Belediye Başkanı'nı size KCK tutuklamalarında elleri kelepçeli belediye başkanlarının olduğu ve altında sizin "gülümse" şiirinizin yazdığı bir fotoğraf verdi... 

Sanıyorum resimde verilmek istenen mesaj böyle bir manzara karşısında “gülümseme”nin zor olacağıydı. Ama o konuda benim bir payım yok tabii.

O eleştirinin altında "Bu tutuklamalardan sonra hükümete destek verme" iması var mıydı acaba?

Belki vardı... Ama öyle bir şey olsa bile bence haksız olurdu. Çünkü benim hükümete desteğim kayıtsız, şartsız bir destek değildi, hükümetin olumlu icraatlerine ilişkindi. Olumlu işler olduğu zaman muhalefet etmek pek yapıcı bir tavır değil.. Olumsuz şeylere destek vermedim.

Siz daha önce de yaşadınız bu tarz mahalle baskılarını... Kürdistan Sosyalist Partisi(KSP) şiddete mesafeli olan tek yapılanmaydı, değil mi?

Tek silahsız yapılanma KSP değildi. O dönemde başka örgütler de vardı. Hepsi illegaldi ama hiçbiri silahlı eyleme başvurmadı. Daha sonra kurulan PKK silahlı eylemlere başvurdu. PKK, mücadelesini temel olarak silahlı mücadele üzerine kurmuştu.

Siz "Kürtler önceleri PKK'yı ciddiye almıyordu" diyorsunuz röportajlarınızda…

Öyle sayılır... Çünkü PKK daha sonra ortaya çıktı ve marjinal bir gruptu. İlk çıktığında kürt kamuoyunda pek hoş karşılanmadı. Ama zamanla koşullar değişti tabii...

Kırılma noktası neydi peki? Neden Kürtler, sizin gibi silaha mesafeli duran, her şeyin siyasetle çözülebileceğini savunan isimleri tercih etmedi de PKK'ya yöneldi?

Kürt hareketi 1960'lı yıllardan başlayarak kitlesel barışçı bir biçimde gelişiyordu. 1962'de doğu mitingleri yapıldı, on binlerce insan katıldı. 70'li yıllarda 12 Mart darbesinden sonra Kürt hareketi çok baskı gördü. Fakat buna rağmen oldukça kitlesel bir hareket vardı. Mesela o zor koşullarda bir dergi çıkarıyorduk, tiraji 10 bindi. 1977'de Diyarbakır'da bağımsız aday göstererek belediye Başkanlığı seçimlerini kazandık, 1979'da yine aynı şekilde Ağrı'da seçim kazandık. Bugün BDP'nin 30 küsür milletvekili var, 100'e yakın belediye başkanlığı var. Eğer 12 Eylül Darbesi olmasaydı, o süreç kesintiye uğramasaydı biz  bunu daha o dönemde gerçekleştirebilirdik. Darbe, bu barışçı kitlesel gelişmeyi önlemek için geldi.

Hep 80 Darbesi'nin bir milat olduğu söylenir. Gizli milatlardan biri de Sivas Kampı olabilir mi? 60 Darbesi'nin olduğu dönem, o sürecin etkisi nasıl oldu?

60 Darbesi'nden sonra Kürtler'in önde gelenleri, aşiret reisleri, siyasetçileri, aydınları tutuklandılar ve Sivas Kampı'na koyuldular. Daha önce 1959'da 49'lar tutuklaması olmuştu. O dönem tutuklanan subaylar da vardı, daha sonra onlar serbest bırakıldı ama 49 Kürt aydını serbest bırakılmadı. Hücrelerde kaldılar, kötü günler geçirdiler, bir zaman sonra mahkemede beraat ettiler... Sivas Kampı Kürtler üzerinde bir travma başlatmıştır.

Ona rağmen sonrasında Kürt hareketinde siyasallaşma başlamıştı. Taa ki darbe gelene kadar...

27 Mayıs'tan sonra yeni anayasayla birlikte hem sol hareket hem Kürt hareketi canlandı. Bu belki o döneme denk düştü. Bu canlanma 70'li yıllarda da çok hızlı biçimde devam etti. O yüzden Kürt hareketindeki siyasallaşmayı son 30 yılla sınırlamak, PKK ile başlatmak çok yanlış olur. 70'lı yıllar Kürt hareketinin siyasallaştığı dönemdir. Daha sonrası; yani 80’li yıllar ise Kürt hareketinin bir bakıma terörize olduğu bir dönemdir. Bunun sorumlusu da sistemin politikasıdır, 12 Eylül darbesidir.

80 Darbesi sürecinde siz yurt dışına gittiniz? Şimdi dönüp baktığınızda yine aynı kararı verirdim diyor musunuz?

Aynı kararı verirdim, isabetli bir karardı. Kalsaydım 12 Eylül döneminde Diyarbakır 5 No'lu Cezaevi'nin sakinlerinden biri ben olurdum. Oradan sağ çıkarmıydım, sağ çıksam bile sağlam çıkarmıydım bilmiyorum. Çünkü ne yazık ki orada pek çok insan hayatını kaybetti, sakat kaldı. Oradaki işkencelerden sonra sağ çıkanların çoğu ruhsal olarak da sağlıklarını önemli ölçüde yitirdiler.

Dava arkadaşlarınızı bırakmaktan ötürü bir suçluluj duygusu hissettiniz mi? Keşke orada olsaydım, ayrılmasaydım dediğiniz oldu mu?

Kimse beni suçlamadı, ben de pişmanlık duymadım. Binlerce insan haklı olarak ülkeyi terk etti. Bunlar yurt dışında da boş oturmadılar. O dönem yurt  dışında da siyasal çalışmalar yaptık. Kürtler açısından çok önemli kültürel çalışmalar yapıldı. İsveç, Almanya, Fransa gibi ülkelerde kültür grupları oluştu. Kürt diliyle ilgili araştırmalar yapıldı. Kürt kültürü o dönem yurt dışında çiçeklendi. Ve bu daha sonra Türkiye'ye de yansıdı.

Siz bütün bu çalışmalara devam ederken buradaki darbe yönetimi tehlikenin aslında PKK değil de KSP olduğunu söylüyordu.. Bu neden böyleydi?

Kısa vadeli askerlik için gelenler anlatıyordu. Orada belli dersler veriliyormuş. Bunlardan bir tanesi de “bölücülük” üzerine. Bu konuda verilen derslerde asıl tehlikenin PKK  değil de KSP olduğunu söylüyorlarmış… Sistem bizi daha tehlikeli görüyordu, çünkü cuntacılar düşünceden korkuyordu. Zaten amaçları da buydu, halkın bilinçlenmesini önleyip taleplerin önüne geçmekti. Cunta, darbeden sonra öyle uygulamalar yaptı ki insanları dağa itti. Onlara göre çözüm buydu, şiddet kullanatak bu sorundan kurtulacaklarını düşünüyorlardı. Elbette, bu yöntemle başarılı olamadılar. Aksine ülkeyi kana boğdular.

Bir röportajınızda diyorsunuz ki "Öcalan her 6 ayda yeni bir proje ortaya çıkarır, ona göre bir kurt kapanı oluşturulur. Kürtlerin bir trajedisidir bu, ama bu trajediye düşen Türkler de oluyor.” Bugün yaşadıklarımız da bunu mu gösteriyor?

Olup biteni kamuoyu yeterince kavrayamadı. Ama aynı zamanda aydınlar ve siyasi çevreler de yeterince kavrayamadılar. PKK bir kurtarıcı olarak sahneye çıktı. Kürt halkını kurtaracaktı. Oysa ben en başından beri koşulların silahlı eylemlere uygun olmadığı kanısındaydım. “Silahlı eylemler çok büyük bedellere mal olacak ama bir kazanımı olmayacak” diyordum. Nitekim haklı çıktım. PKK o bahsettiği amaçlarına hiç ulaşamadı.. Öcalan yakalandıktan sonra da düşünceleri büyük ölçüde değişti.

Evet... Bağımsızlıktan bahsedilmez oldu, özerklikten bahsedilmez oldu, “Demokratik Cumhuriyet” diye bir şey ortaya atıldı. Peki bu noktada “PKK ne diye savaşıyordu o zaman?” diye sormak gerekmez mi?

Tabi bunu söylemek gerekir. Bağımsızlık, federasyon gerekli değilse sorun sadece "Demokratik Cumhuriyet" ise silaha sarılmaya ne gerek var. Demokratik özerklik için de silaha sarılmak gerekmiyor. Bunlar bir yana, PKK, 6 ayda bir yeni bir projeyle ortaya çıkıyor. Bir bakıyorsunuz Demokratik konfederasyon diyorlar, bir bakıyorsunuz demokratik özerklik diyorlar... Özerklik aslında otonomi demektir. Daha önce de otonomi gereksiz diyorlardı…

Ne değişiyor da böyle diyorlar?

Bunlar kitleleri oyalama politikalarıdır. Siyasette tutarlı olmak lazım, prensip sahibi olmak lazım. Elbet politikalar değişebilir. Mesela Filistinliler bir dönem İsraillileri denize dökeceğiz diyorlardı, sonra öyle bir an geldi ki Filistin Kurtuluş Örgütü(FKÖ) İsraille barış yapma gereğini duydu. Bu doğal bir şeydir... Ama görüşlerinizi 6 ayda bir yapboz tahtası gibi değiştiremezsiniz. Silahlı mücadele ne getirdi ne götürdü artık bunu değerlendirmenin zamanıdır.

Kürtler de kendi aralarında bölündüler. Bir grup genç kendi aralarında örgütlendiler ve "Benim için Öldürme" diye bir kampanya başlattılar. Bu adımları nasıl değerlendiriyorsunuz?

Önemli buluyorum. Kürt hareketini 15-20 yılla sınırlamazsanız uzun bir süre içerisinde ele alırsanız zaten böyle adımlar görürsünüz. PKK yoktu, ama Kürt hareketi vardı, kitleseldi, barışçıydı... 80'li yıllardan itibaren durum değişmeye başladı, PKK güçlendi..

Kürtler silahla mücadele eden bir yapıyı desteklemeyi nasıl tercih etti peki. O kırılma noktası sadece darbe miydi?

Darbe belirleyici oldu tabii. Darbe öyle bir ortam getirdi ki PKK de silaha sarılınca, silahlar konuşmaya başladı. Artık barışçı sesler, demokratik mücadele yöntemleri ikinci plana düştü. Bu tür sesler duyulmaz oldu. Toplum savaşanlara göre kutuplaştı. Bu yanız Kürtleri etkilemedi, Türk tarafında da savaşanların sesi yükseldi. Militarist güçler ön plana çıktı. Devlet içerisinde çeteler oluştu, toplum kirlendi. Silah, çok büyük bedellere mal oldu. Kürt sorununun terörize edilmesi iki tarafa da çok büyük zararlar verdi.

Zaman zaman bazı siyasetçiler bu sorunu çözmeye yönelik girişimlerde bulundular. Örneğin Rahmetli Özal bu iş için çok mücadele verdi…

Özal, devetin daha önceki politikalarının sonuç vermeyeceğini farketti. Ve değişik yöntemlerle soruna eğildi. Sorunu çözmek istedi. Bu yüzden PKK'yi ateşkese teşvik etti. Talabani aracı oldu. Özal tam da bu sırada koşkulu bir şekilde hayatını kaybetti.

Siz de kuşkulusunuz bu konuda, Özal’ın zehirlendiğini düşünüyorsunuz değil mi?

Evet öyle düşünüyorum. Savaşı sürdürmek isteyen kişiler kendi devlet başkanına karşı bile acımasız davrandı. PKK'ye karşı Kürtlerden de sesler çıktı. Biz başından beri sessiz kalmadık. 1984'te silahlı eylemler başladığı zaman 11 örgüt ortak bir bildiri yayınladık. "Bu sonuç vermeyecek, ve çok büyük zararlara mal olacak." dedik. Elimizden geldiği kadar görüşlerimizi hep yansıttık.

Siz Öcalan’ı iyi tanıyan isimlerden birisiniz... Size "Almanların adamı" diyormuş öyle değil mi?

Evet... Öylesine ucuz suçlamaları çok kolay yöneltebiliyorlardı. Tabi bunun gerçeklerle hiçbir ilgisi yoktu... Almanya'da bir federasyon vardı, bu Kürtler'in oluşturduğu ilk federasyondu. Bu federasyon Kürt sorununun tanıtılması bakımından çok büyük roller oynadı. Ama Almanya diğer federasyonları desteklediği halde bu federasyonu uzun yıllar desteklemedi bile. Dolayısıyla öyle bir durum söz konusu değildi.


Peki, Öcalan’ın sürekli AK Parti'yi eleştirip ordu'ya hiç eleştiri getirmemesi, Kemalizm'i övmesi gibi davranışları için ne düşünüyorsunuz?

Öcalan'ın siyasi yaşamında böyle değişiklikler çok oldu. İlk ortaya çıktığında "Kemalist kafaları parçalayıp içindeki zehiri akıtmak lazım." diyordu. Fakat tutuklandıktan sonra çok değişti, Kemalizm'e övgüler yağdırmaya başladı. Bu tutarlı olmadığını gösteriyor. Yalnız bu konuda değil pek çok konuda bulunduğu şartlara göre görüşlerini kolayca değiştiren birisi.

Peki bugünkü tutumu nedir? Orhan Miroğlu'nun bir saptaması var, diyor ki; “PKK eski usüle döndü ama devlet eski usüllere dönmedi. Bir taraf savaşmak istemyorsa savaşamazsınız.” Buna katılıyor musunuz?

PKK'nin eski yöntemlere dönmesi 2004'ten itibaren oldu. Öcalan yakalandıktan sonra 1999-2004 arasında PKK silahları susturmuştu. Silahı tamamen bırakmak istiyordu. Ama ne yazık ki o zaman ki devlet bu fırsatı vermedi. PKK'nin silahlı güçlerini Güney'e geçirdiler, 500 kişiyi de burada bıraktılar. Daha sonraki bir takım kuşkulu eylemler de daha o zaman hesaplanmıştı diye tahmin ediyorum... 2004 önemli bir yıldı, AK Parti'ye karşı darbe girişimlerinin başladığı bir dönemdi. Tam da bu dönemde PKK bir kez daha harekete geçirilip şahinleştirildi. Dolayısıyla bunu sadece PKK'nin günahı olarak görmemek lazım. Devletin de bunda ciddi sorumluluğu var.

Hükümetin yaptığı olumlu şeyleri desteklerim dediniz. Oradan devam edelim size olumlu gelen, buraya dönmenizi sağlayan şeyler neydi? “Gülümse”meyi gerektirecek ne gördünüz de siz buralara geri döndünüz? Çünkü bir yandan davalarınız da devam ediyordu…

31 yıl olmuştu... Benimle birlikte giden benim gibi parti liderliği yapmış, parti sekreterliği yapmış pek çok kişi dönmüştü. Ben en son dönenlerden biriyim. Benimle ilgili açılan dava da Mart ayında düştü. Bana uygulanan ambargo kalkmıştı, televizyonlarda gazetelerde bir sürü söyleşim yayımlandı. Görüşlerimi çok rahatlıkla söyleyebildim, bunlar sansürlenmeden yayınlandılar. Aynı dönemde Başbakanlığın ve İçişleri Bakanı'nın da çağrısı oldu. Bana telefon ettiler. Gördüm ki hükümet ortamı yumuşatmak istiyor. Böylesi bir ortamda bu çağrıları önemsedim… Bu gelişmelerin üzerine ülkeme dönmek istedim. Tabi, tüm bu olumlu gelişmelere rağmen Türkiye'de aydınlar için bir risk hala var.

Bir taraftan da KCK tutuklamaları var biliyorsunuz, bazı aydınlar tutuklandı. Hükümet olumlu adımlar atıyor ama, bazı aydınlar da bu olumsuz durumlara dikkat çekiyor... 

Olumlunun yanında olumsuz da var tabii. Bunun nedenlerine bakmak lazım. Hükümet bir demokratik açılım süreci başlattı. Cumhurbaşkanı diyalog çağrısı yaptı. Başbakan da aynı şeyleri söyledi, çözüme yönelik irade beyan ettiler. Bu bir dönüm noktasıydı. Muhalefet bunu desteklemedi, Habur'daki geri dönüşlere tepki gösterdi. Genelkurmay Başkanı da bu yönde açıklamalar yaptı. Hükümet de durdu, geri çekildi. Yeterince kararlı davranamadı. Tabii hükümeti suçlamak kolay, burada hükümete destek de olunmadı, bunu da görmek lazım.

KCK davasına gelince; ben KCK davasını başından beri yanlış buluyorum. Öte yandan KCK örgütlenmesini de yanlış buluyorum. KCK içinde PKK'nin de olduğu, silahlı kanadı da olan bir illegal örgütlenme. Zaten bir PKK var, onun silahsızlandırılması konuşuluyor. Böyle bir süreçte KCK gibi bir örgütlenmeye ne gerek vardı? Ben bu aşamadan sonra bırakın silahlı güçleri illegal herhangi bir örgütlenmeye dahi gerek olmadığı kanısındayım. Kürt hareketi mücadelesini legal alanda yürütebilir. BDP oldukça kitlesel bir örgüt. Ama KCK tutuklamalarını da gereksiz buluyorum. Dağdakileri indirmek isterken neden ovadakileri tutukluyorlar?(habertürk)
YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Bu Kategorideki Diğer Haberler
Bu habere de bakabilirsiniz Şanlıurfa'da PKK operasyonu: 7 tutuklu

Şanlıurfa'da PKK operasyonu: 7 tutuklu

Kurumsal

İçerik







Yukarı Çık