Ana Sayfa Röportajlar Kürtler, 21. Yüzyılda Ortadoğu’ya özne olarak girdiler

Kürtler, 21. Yüzyılda Ortadoğu’ya özne olarak girdiler

Gazeteci Nuray Mert, çözüm süreci ile ilgili neler söyledi.. Suriye'deki Kürt hareketlerine karşı Türkiye ne yapacak? (Bermal Melik'in röportajı)

Giriş Tarihi: 4 Ağustos 2013 Pazar 00:25
Kürtler, 21. Yüzyılda Ortadoğu’ya özne olarak girdiler

Röportaj: Bermal MELİK

Türkiye Abdullah Öcalan'ın öncülük etttiği bir çözüm paketini başlattı ama Abdullah Öcalan'ın sözünü ettiği ikinci aşamaya neden geçilemiyor?

Türkiye PKK’nın tamamıyle çekilmesini mi bekliyor?

Çözüm sürecinde hangi aşamadayız?

Rojava (Kuzey Suriye) Türkiye için niye bir tehdit?

Türkiye’nin kaygıları neden?

 

Abdullah Öcalan İmralı tutanaklarında “Kürt meselesi Anayasa meselesidir” diye açıkca söylüyor. Bu anlamda yapılması planlanan yeni Anayasa’da Kürtlere statü nereye oturtulacak?

Biliyorsunuz, yeni bir Anayasa yazılamıyor ve artık herkes bunun ancak uzun vade bir hedef olabileceğini düşünüyor. Diğer taraftan, yazılabilse bile kısa vadede yazılacak bir yeni Anayasa’da Kürtlere siyasi bir statü’nün yer alması, fevkalade bir gelişme olmazsa imkansız. Doğrusu ben, yazılabilseydi yeni Anayasa’nın Kürtlere siyasi statünün önünü açabilecek bir geçiş dönemi Anayasa’sı olabileceğini düşünüyordum, ama daha o noktada bile değiliz.

Türkiye’de idari yapı değişmeden, ademi merkeziyetçiliği getirmeden yeni Anayasa yapılmadan Kürt sorunu çözülebilir mi?

Kürt sorunu neyin çözebileceğine, Kürtler ve onların lideri, onların talepleri karar verir. Dışardan bakan biri olarak ben ademi merkeziyetçiliğin dahi konuyu tanımlamakta eksik kaldığını düşünüyorum, zira söz konusu olan talep ‘Kürtlere statü’ ise, bunun ‘yerel yönetimler kanununda esneklik’ ile olmayacağı aşikar.

 

Türkiye Abdullah Öcalan'ın öncülük etttiği bir çözüm paketini başlattı ama Abdullah Öcalan'ın sözünü ettiği ikinci aşamaya neden geçilemiyor?

Türkiye PKK’nın tamamıyle çekilmesini mi bekliyor?

Çözüm sürecinde hangi aşamadayız?

Ben mevcut hükümetin çözümden anladığı şey ile Öcalan’ın ve Kürtlerin kasdettiği çözüm arasında hala derin uçurumlar olduğunu düşünüyorum. Bu bakımdan ‘hükümet çözüm konusunda samimi mi?’ sorusundan daha anlamlı olan ‘hükümet’ veya Türkiye devleti çözümden ne anlıyor?’ sorusudur.

İkinci aşama konusu ancak bu çerçevede anlaşılabilir. Şöyle ki, zamanla görülecek ki, hükümetin ikinci aşama dediği, çok dar kapsamlı değişimler olabilecek, bu da sorun yaratacak.

Demokratik paketten sözediliyor ama yüzde 10 barajının kalkmayacağına dair emareler var. Seçim barajının kalkmadığı bir ülkede demokrasiden bahsetmek mümkün mü?

Seçim barajından ibaret mi?

Sizce Türkiye bugünkü haliyle demokrasiden bahsedilebilir mi?

Kürt barışı, bu iktidar demokratikleşmeye hevesli ve niyetli olduğu için değil, önüne dikilen büyük bir engel olduğu için Kürt sorununu ‘çözmeye’ çalışıyor. Süreç bu manada mesafe kaydedebilir, ancak halihazırda Kürtler ile barış demokratikleşme çerçevesinde ilerlemiyor, bu konuda kendimizi kandırmayalım.

Kürt sorunu aynı zamanda ‘ulusal’ bir sorundur ve barış süreci bu çerçevede kazanımlar içeriyor. Ben Kürtler’in ulusal kazanımlarını destekliyorum ama bu sürecin Türkiye’de demokratikleşme ile paralel ilerlemediği en son Gezi olayları ile görüldü.

Kürtler artık 21. Yüzyılda Ortadoğu'da özne olmaya başladılar...

Türkiye Kürtlerle topyekün savaş yada topyekün barış konumuna mı gelmiştir?

Kürtler, 21. Yüzyılda Ortadoğu’da özne olarak girmeye başlamadılar, özne olarak girdiler. Bundan sonrası bu öznenin siyasal statüsü veya statülerinin nasıl tanımlanacağı meselesidir. Türkiye’nin ve mevcut iktidarın kafasında topyekun savaş alternatifinin olduğunu düşünmüyorum. Ancak devlet, hükümet hatta Türkiye toplumu Kürtler ile nasıl barışabileceğini halen bilmiyor veya bilmek istemiyor, o nedenle sancılı bir süreç yaşanacak diye düşünüyorum.

Rojava (Kuzey Suriye) Türkiye için niye bir tehdit?

Türkiye’nin kaygıları neden?

Türkiye önyargılı mı davranıyor?

PYD'den neden ürkülüyor?

Türkiyenin Suriye politikasını nasıl yorumlarsınız?

Bakın burası ‘barış sürecini’ değerlendirmek açısından da önemli. Barış süreci hala PKK’nın tasfiyesi olarak düşünülüyor. PKK, sadece silahlı bir hareket olarak tanımlanıyor, ideolojik boyut ve toplumsal örgütleme boyutu kavranamıyor. Bu nedenle PYD, PKK’nın kolu olarak tanımlanırken bu dar kalıptan yola çıkılıyor. Mesela basında da dahil olmak üzere, PYD ile PKK’nın aynı idelojilerin temsilcisi olduğu yakınlığın buradan kurulması gerektiği düşünülmüyor.

Rojeva’nın belli bir ideoloji çerçevesinde örgütlenmiş bir politik bir toplum alt yapısı olmadan bugün vardığı noktada olamayacağı anlaşılamıyor. O nedenle PYD’ye otorite boşluğunda alalacele yer kapma girişimi olarak bakılıyor ve bu haliyle kontrolünde bulunduğu yerlerden kolayca çıkarılabileceği sanılıyor veya ‘umut’ ediliyor. Türkiye’de devlet de toplum da Kürt siyasal hareketinin mahiyetini anlamaktan uzak. Uzak olmasa da ürkmek için yeterli neden var, çünkü PKK ve PYD’nin temsilcisi olduğu siyaset ve toplum bakışı ‘tehlikeli’ bir alternatif oluşturuyor. Dahası, ben konunun PYD veya onun temsil ettiği ideoloji ile de sınırlı olmadığını düşünüyorum. Kuzey Irak’da Kürtlerin kendi yönetimlerini kurma yolunda önleri açıldığında Türkiye yine tepki göstermişti. Sonradan, tutumlar değişti, hatta Irak Kürt Yönetimi Türkiye ile dostane ilişkiler kurdu ama ben hala Türkiye’nin Kürtlerin kendi kendini yönetmesi fikrini yadırgadığını, içine sindirmediği düşünüyorum. Suriye’de de bu düşünce/duygunun söz konusu olduğunu görüyorum.

PYD Eşbaşkanı Salih Müslim “Suriye'nin bölünmesine karşıyız, kuracağımız yönetimimiz geçici olacak” diyor. Sizce Suriye’de özerklik ilan edilir mi?

Bilemem.. Bu Suriye’de gelecekte neler olacağına bağlı, ama Kürtler siyasi bir statükoda ısrarcı olacaklardır. Rojeva’da şu anda kurulacak yönetim tabi ‘geçici’ olacak ama sonrasında eski statükoya dönülmeyecek. Bir tür Kürt statüsü olacak diye düşünüyorum. Salih Müslim, şu andaki durumu tanımlıyor ve belli ki Türkiye’nin tepkisini yumuşatmaya çalışıyor ama Türkiye’nin kendini geçmişe dönüş hayalleri ile avutmak yerine, bölgenin yeni gerçeklerine alıştırmasında, bunları kavramaya çalışmasında fayda var.

YPG yaptığı açıklamada Türkiye'nin El -Nusra cephesini desteklediğini açık belirtmiştir. Sınır hattında Afganistan benzeri şekillenme ve yapılanma Türkiye yi çıkmaza koyacaktır. PYD, Öcalan'ı lider olarak görüyor. Bu oluşumlara destek vermek çözüm sürecini sabote etmez mi? Türkiye bunun tehlikelerini görmüyor mu?

Türkiye’nin genel Suriye politiklarının diğer sorunları bir yana, işin başından beri, Kuzey Suriye’de Kürtlerin denetim kurması ihtimali ve daha sonra gerçeği karşısında her tür gruba destek verdiği biliniyor. En son olaylarda YPG, kendileri ile savaşan ve esir düşen bazılarının Suriye’ye nasıl Türkiye üzerinden girdiklerini sergiledi. Dahası, Türkiye’de mevcut siyasi baskılardan dolayı medya bu konuların üzerine gidemiyor ve mesela bölgeden Suriye’ye savaşmak üzere geçiş yapanlar konusu bölgede bilinen bir şey olarak kalıyor.

Kısacası, Türkiye başından beri Kuzey’de Kürt varlığını baskılamak için elinden geleni yapıyor. Bu politikasını barış sürecine aykırı bulmanız anlaşılır bir şey, ama en başından da belirtmeye çalıştığım gibi, zaten ‘hükümetin barış sürecinden anladığı şey’ ile Kürtlerin anladığı şey birbirinden o kadar farklı ki! Asıl sorun burada ve barış sürecini asıl sabote eden bu sorunun büyümesi olacak.

Hewler'deki Konferans dahil yapılan dört konferansın barış sürecine katkısı ne olur?

Bence, Hewler’deki Konferans, şu anda Öcalan’ın barış hamlesinin en önemli sonucu ve kazanımıdır. Kürtlerin ulusal birliği açısından önemi bir yana, Öcalan, Barzani ve Talabani’nin çağrıcılığı, Öcalan’ın siyasi statüsünü tüm Kürt coğrafyasında teyit etmiş, dahası Öcalan ve PKK uluslararası meşruiyet kazanmıştır. Konferans başarı ile sonuçlanırsa, PKK’nın ‘terör örgütü’ olarak tanımlanması dayanaksız hale gelecek diye düşünüyorum. Hükümet, bu gelişmeyi, Öcalan ve PKK’nın Barzani ve bölgesel yönetim ‘denetimi’ne girmesi olarak okumayı tercih edebilir, bunun büyük bir yanılsama olduğu görülecek.

 

NURAY MERT KİMDİR?

Fevziye Mektepleri Vakfı Işık Okulları mezunu. Boğaziçi Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Tarih bölümlerinde lisans eğitimini tamamladı. Aynı üniversitenin tarih bölümünde yüksek lisansını (Prens Sabahaddin ve Terakki Mecmuası), siyaset bilimi bölümünde ise, doktorasını (Erken Cumhuriyet Döneminde Laik Düşünce) tamamladı. Bir süre Boğaziçi Üniversitesi'nde araştıma görevlisi olarak çalıştı. Halen, İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi öğretim üyesidir.

Mert, Virgül dergisinde, Radikal ve Hürriyet gazetelerinde yazdı. Köşe yazarlığına Milliyet gazetesinde devam etmektedir. 6 Mart 2011 tarihinde, “Doğru bildiklerimizi özgürce yazamayacaksak, yazmanın anlamı yok!” başlığını atarak, basın özgürlüğüne getirilen kısıtlamaları protesto etmek için, köşesini boş bıraktı. 19 Şubat 2012 tarihi itibariyle Milliyet, Mert'in gönderdiği yazıyı basmayarak, yazarı ile yollarını ayırmış olduğunu “köşe boşaltarak” ilan etmiştir.

11 Ocak 2013 tarihinden itibaren BirGün Gazetesi'nde tekrar yazmaya başlamıştır. İlk yazısı , “İktidara Değil, Barışa Destek!” yazısı olmuştur.

YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Bu Kategorideki Diğer Haberler
Kurumsal

İçerik

Şanlıurfa





Yukarı Çık
urfa / şanlıurfa / şanlıurfa haber / urfanatik / urfa star