Ana Sayfa Kültür/Sanat Mahir Çayan'ın şiirleri 34 yıl sonra URFAHABER'de

Mahir Çayan'ın şiirleri 34 yıl sonra URFAHABER'de

Türkiye devrimci hareketinin önemli isimlerinden biri olan THKP-C Lideri Mahir Çayan’ın sadece 1977 yılında Kurtuluş dergisinde yayınlanan şiirleri

Giriş Tarihi: 5 Kasım 2011 Cumartesi 06:19
Mahir Çayan'ın şiirleri 34 yıl sonra URFAHABER'de
Türkiye devrimci hareketinin önemli isimlerinden biri olan THKP-C Lideri Mahir Çayan’ın sadece 1977 yılında Kurtuluş dergisinde yayınlanan şiirleri

“Derin bir rutubet kokusu yayılıyor etrafa.


Oda ama ne oda: Hücre hücre…

Kapısına kilit vurmuşlar.

Burası Türkiye, Mozambik, Angola, Endonezya, Brezilya.

Güneşi göremeyenler diyarı."

Sözünün arkasında eylemiyle duran bir devrimcinin, sözünü silah ve eylem haline getirdiği bu dizeler, Kurtuluş Dergisi'nin Mart 1977 tarihli 10. sayısında yayınlandı. Daha sonra da başka bir yerde rastlanmadı. Mahir Çayan'ın bir yoldaşının ANF'ye ulaştırdığı bu dizelerde, bir devrimcinin umudu, özlemi ile kavgası var.

Bu Adam Kurşunların Değil Kahredici Okların Hedefi

“Vedat, Taylan, Battal, Mehmet, Necmi…

Devrim için öldüler…”

Yürüyoruz başkentin sokaklarında,

Önde gidiyor devrim şehidi.

Hep beraber söylüyoruz bu marşı, tek bir adam söylemiyor.

O marşta yaşıyor, marşı söyleyenlerden birisi,

Kendi sırasının yakın olduğunu bilen birisi.

Marştaki şehitler listesine, şeref listesine

Kendi adını sokuyor, sessiz ve mahcupça.

Ve sırası geldi, sırasını bekleyen o neferin.

Ama öylemi gelecekti sırası?

Oysa neler kurmuştu neler…

Erkekçe vurulacaktı kalbinden

“Yaşasın THKP” olacaktı son sözü.

Bu fırsat geçti eline

Ama kahpe kader o kadarını bile çok gördü.

Olmadı olmadı…

O diye yoldaşını delik deşik ettiler.

Kahpenin kurşunu

Ceketini, pantolonunu delik deşik etti

Ama kalbini delemedi.

Ve o kendisini vurdu.

Talih ne gezer bu adamda,

Tetiğini kaldırmayı unuttu, unutmaz olasıca.

Tabancası sarsıldı, kurşun hedefinin altına girdi.

O cezasını çekiyordu, ezeli derdi unutkanlığının ve solaklığının.

Oligarşinin hastahanesi, mapushanesi…

Karanın siyahın her tonu…

Paspal kurbağa Ganzales

Ve ünlü kement atıcı şefkat Kakomço.

Oportünizm atmıştı oklarını yakalanmadan önce,

“Bölücü, kariyerist, pasifist” diye.

Oligarşinin gazeteleri atmıştı oklarını yakalanmadan önce,

“Teslim oldu” diye.

Vuruştu, yine teslim oldu denildi, konuşmadı.

İşkence altındaki arkadaşının bölük pörçük ifadelerini topladılar, tek bir ifade yaptılar.

Ve konuştu diye ilan etti paspal kurbağa Gonzales.

Bu adamın kaderi bu.

Bu adam kurşunların değil kahredici okların hedefi.

Açık vermişti bir kere

Neden korktuğunu hissettirmişti düşmana.

Anlamıştı düşman,

Bu adam işkenceden, kurşundan değil,

Zehirli oktan korkar.

Üzülme aslanım, hatırla bak, ne diyor usta:

“Düşman bize ne kadar çok ok atarsa, biz o kadar doğru yoldayız.”

Varsın bütün oklar üstüne yağsın.

Devrimcilerin gözleri kör kulağı sağır değil.

Biliyorum seni bu oklar yaralıyor.

Bak ne diyor usta:

“Unutma ki devrim şehidi sadece kurşunla olmaz,

Şefkat Kakamço’nun kementleri de şehit eder adamı.”

-2-

Hindistan’ın Kalküta şehrinde

Benerci kendini vurdu.

Türkiye’nin İstanbul’unda,

Hüseyin’i vurdular.

Perde değişiyor.

İzmir kordon boyu

Hasan Tahsin’i vurdular.

Bolivya’da Guevera kanlar içinde

Pera da param parça.

Çho to Vietnam’da kıvranıyor.

Of bacım off

Bitsin artık bu kıyım.

Orfe güneşi çağırıyor ve THKC

1971 ilkbaharında eyleme geçiyor

Burası SAU PAULO

Karanlığın, loşluğun, ezikliğin diyarı.

Orfe karanlıklar tepesine oturmuş,

Gitarı ile güneşi çağırıyor.

Güneş tutulmuş…

Her taraf simsiyah…

Orfe gitarı ile güneşi çağırıyor.

Yalnız Orfe, garip Orfe, yiğit Orfe.

SAU PAULO tepelerinde doğacak güneşi Orfe göremeyecek,

Biliyor bunu Orfe, yine de güneşi çağırıyor.

Karanlığın yedi başlı ejderi,

Orfe’yi parçalıyor.

Orfe artık güneşte…

Güneş tutulması sona eriyor.

Sau Paulo halkı sambo yapıyor güneşin altında.

Orfe rahat, mutlu ve kıvançlı güneşten gitarı ile tempo tutuyor

Aydınlığı kutlayan Sau Paulo halkının sambasında.

***

Hücrem ve Sivrisinekler

Tarihi Selimiye kışlasının bir odası ve kışlanın bir odası,

Derin bir rutubet kokusu yayılıyor etrafa.

Oda ama ne oda: Hücre hücre…

Kapısına kilit vurmuşlar.

Burası Türkiye, Mozambik, Angola, Endonezya, Brezilya.

Güneşi göremeyenler diyarı,

Tutsaklığın kapısının demir parmaklıkları önünde

Mehmed’i yükseltmişler bacım mehmedi.

Nöbet değişiyor, şimdi kapının önünde bir siyahi var.

Mozambikli galiba.

Yanında iki nöbetçi daha var.

Endonazyalı bir emekçi oğlu emekçi biri,

Öteki de Mozambikli yedi göbek köle çocuğu…

İşte hayatın diyalektiği.

Saat 23.00 hücremde sivri sinekler,

Oligarşinin türküsünü söylüyorlar hep bir ağızdan,

Ve bir adam avazı çıktığı kadar başlıyor bağırmaya.

Sesler yükseliyor.

Ve bir koro, hep bir ağızdan özgürlüğün marşını söylüyor.

Sineklerin vızıltısı duyulmuyor atık.

Genç adam hayretle etrafına bakıyor.

Yanında Hasan Tahsin, Hüseyin, Sinan, Alp ve daha niceleri…

Bu hücre kalabalık bacım, kalabalık.

Asyanın, Afrikanın, Amarikanın devrimcileri,

Ve bütün mazlum uluslar bu hücrede.

Marş bitiyor, hava yine ağırlaşıyor.

Sinirler bozuk, herkes sıkıntılı.

Sivrisinekler oligarşinin türküsünü çığırmaya tekrar başlıyorlar.

Hüseyin, Sinan, Alp, Che, Pera’da ve Benercinin dudaklarında sıkıntılı ve acı bir tebessüm…

Emekçiler üzgün, kölelerin boynu bükük.

Sivrisinekler memnun ve neşeli…

Bekliyoruz, ne zaman kesilecek bu vızıltı?

Bekliyoruz, sıkıntılı, sinirli ve mutlu.

Bir bekleyiş bu…

Hepimiz biliyoruz ki repertuarları bitiyor sivrisineklerin.

***

Hücredeki Adalının Dünyası

-I-

Taş duvar, demir karyola, ve yerde sayısız izmaritler.

Halanın pis kokusu, rutubetli, sıkıntılı, nikotinli,

İnsanı serseme çeviren kurşun gibi ağır bir hava,

Duvarlar sanki soğuk dalgaları imal ediyor.

İstediğiniz kadar üzerinize kalın şeyler giyin,

Oligarşinin hücresinde soğuğu yenmek imkânsız.

Ranzanın karşısında kafesli demir kapı, arkasında Mehmet.

Görevi dakikası dakikasına beni denetlemek

Mehmedim utanıyor, kahroluyor.

“Askelik ağam n’aparsın” diyor.

Aslında oda tutsak.

Ben hücremde, o hücrenin önünde.

Günde beş kere büyük başlar bakıyor içeriye;

Yüzlerinde tecessüs.

“Çılgın adam, 3-5 kişi ile koskoca karanlıklar imparatorluğuna kafa tutan adalılar.”

Ama yinede “çılgın adamın” karşısında,

Bir eziklik, burukluk duyuyorlar o başka.

Gündüz gece diye bir ayrım yoktur hücrede,

Sadece koldaki saattir, geceyi gündüzü bild,ren.

Işık yirmi dört saat yanar.

Bir nefes, bir duman yoldaşım,

Cıgaramı her çekişimde duman olur,

Uçar giderim, ta uzaklara.

Çoğu kere ada’ma giderim,

Cıgaramın dumanı, beni memleketime; Ada’ma götürür.

Kahpe İstanbul’un kahpe bir bölgesinde,

Bir evdeyim, yoldaşımla beraber.

YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Bu Kategorideki Diğer Haberler
Kurumsal

İçerik







Yukarı Çık