Ana Sayfa Güncel 'Müslüman Kadın Yazar Etiketine Karşıyım'

'Müslüman Kadın Yazar Etiketine Karşıyım'

26 yaşında Müslümanlığı seçen Avusturyalı yazar Fatima Martin, HABERTURK.COM'dan Şebnem Abaygil'e konuştu...

Giriş Tarihi: 20 Ağustos 2011 Cumartesi 10:26
'Müslüman Kadın Yazar Etiketine Karşıyım'
Fatima Martin, Viyana’nın güneyinde yer alan küçük bir şehirde büyüdü. 26 yaşında Müslümanlığı seçti. Viyana Üniversitesi’nde Arap Dili ve Edebiyatı, İslami Bilimler ve Antropoloji üzerine yükseköğrenim gördü. Araştırma bursu alarak Kahire Üniversitesi’ne gitti. Doktora çalışması için Omdurman ve Hartum’da konuşulan bir Arap lehçesiyle ilgili belge toplamak amacıyla bir süre Hartum’da yaşadı. Tezini verdikten sonra çevirmen olarak çalıştı. Daha sonra Kudüs’e gitti ve bir sene boyunca bir kız lisesinde Filistinli kızlara Almanca dersi verirken kendisi de İslam dinindeki hakikat ve şeriat  kavramları hakkında Şeyh Muhammed el-Cemal’den, ardından da Kudüs müftü yardımcısından dersler aldı. Evlendikten sonra İngiltere’ye yerleşti. Üç çocuğunu büyütürken aynı zamanda Almanca ve Arapça öğretmenliğine devam eden Fatima Martin, Londra’daki Middlesex Üniversitesi’nde Yaratıcı Yazarlık üzerine yüksek lisans çalışması yaptı. Yazarın ilk romanı olan Hakikati Arayan Kadın (When the Mountains are scattered as Dust) 2008 yılında İngiltere’de Müslüman Kadın Yazarlar kategorisinde yılın kitabı seçilerek ödül aldı.
Martin, Türkçe'de Kaknüs Yayınları tarafından yayımlanan kitabında, modern hayatın beraberinde getirdiği sorunlarla mücadele eden genç bir kadının maneviyat arayışını, İstanbul'a yolculuğunu ve yaşadığı değişimi, kültür çatışması, göçmenlik gibi dünyayı yakından ilgilendiren konularla harmanlayarak çarpıcı bir kurgu ve üslupla anlatıyor.
Fatima Martin'le 'Hakikati Arayan Kadın'ı konuştuk; dünyanın dört bir yanında yaşanan kaosu, nedenlerini Avrupalı bir Müslüman olarak değerlendirmesini istedik.

Kitabınızda İstanbul'a geldikten sonra hayatı değişen Lena'yı anlatıyorsunuz. Sizin hikâyeniz onunkiyle ne kadar örtüşüyor?

Her yazar yazdığı şeye mutlaka kendinden bir şey kadar. Kitap birebir benim hayatımı anlatmıyor, aynı paralellikte ilerlemiyor ancak içerdiği, taşıdığı duygu açısından Lena'nın hikâyesi benim hikâyem diyebilirim. Sadece Lena'da değil diğer karakterlerde de benden parçalar var. Modern insanın içinde oluşan boşluğa, yaşadığı kuraklığa Lena'nın bulduğu çare benim çarem. Bu klasik bir “İslam'ı seçen insan” hikâyesi değil.

Kitabı yazma amacınız içinizde yaşadığınız değişimi anlatarak rahatlamak mı yoksa aynı zamanda yol göstermek miydi?

Yazmaya karar verdiğinizde, özellikle de ilk kitabınızsa daha çok bildiklerinizi anlatmaya meyilli oluyorsunuz. Bu yüzden de 'Hakikati Arayan Kadın'la hayatım çok fazla benzerlik taşıyor. Akademik kariyer yapmayı denedim, sinemaya el attım ama hiçbiri bana istediğimi vermedi. Yazmalıydım.

İstanbul'a daha önce geldiniz mi?

Bu dördüncü gelişim.

'İLK GÖRÜŞTE ETKİLENDİM'

Lena'nınki gibi sizin de hayatınızı değiştirdi mi İstanbul?

İstanbul'a ilk geldiğimde 15 yaşındaydım. Beyrut'ta bir mektup arkadaşım vardı. Görüşmeye karar verdik ve ortada bir yerde buluşalım dedik. Viyana-Beyrut arasında İstanbul'da buluşmak istedik. O zamanlar trenle yolculuk yapılıyordu Türkiye'ye. Bu bahsettiğim 70'lerde yaşanmış bir olay. İki gün rötarlı gelebildim. Onu kaçıracağımı düşünüyordum ama o her gün erkenden kalkıp “İşte bu trendedir”, ben gelmeyince “Diğer trendedir” deyip beni beklemiş. Oldukça maceralı olsa da buluşabildik. İlk görüşte çok etkilendim İstanbul'dan. Bende neyi değiştirdi diye sormuştunuz; bacağımı kırdım! Planım arkadaşımla birlikte Beyrut'a gidip orada çalışmaktı ama Allah “Sana bu kadarı yeter” dedi ve eve dönmek zorunda kaldım.

Romanda mekân olarak neden İstanbul'u seçtiniz?

En büyük nedeni İstanbul'u çok fazla bilmiyor oluşumdu. Bu sayede hayal gücümü daha iyi kullanabildim. Viyana'da bunu yapamazdım. Kitabı tamamlamadan önce İstanbul'a geldim ve kitapta geçen yerleri görerek netleştirdim. Hiçkimseyi ve hiçbir yeri bilmiyor oluşum yazarken özgür olmamı sağladı. Bence böylesi çok daha dürüstçe. Çünkü doğru olan şey hakkında/gerçekleri yazdıkça dürüstlüğünüzü kaybediyorsunuz. Bir otobiyografi yazmaya başladığınızda tanıdığınız insanlara gerçeklerle yer vermek onları üzebiliyor ve bu da sizi kısıtlıyor, gerçeklikten uzaklaştırıyor. Bu yüzden kurmaca yazmak bana göre çok daha iyi ve kolay.

'MÜSLÜMAN KADIN YAZAR' ETİKETİ

“Müslüman kadın yazar” olarak etiketlenmekten rahatsız mısınız?

Elbette sadece “yazar” olarak anılmak isterim ancak yayıncılık dünyası etiket yaratmaktan müthiş zevk alıyor. Bir çeşit pazarlama stratejisi bu ve biz de kurbanlarız. “Müslüman kadın yazar” diyorlar bana, peki ne kadar Müslümanım? Müslümanlık da kendi içinde kollara ayrılıyor; çok katı da olabiliyor çok açık görüşlü de. Aynı başlık altında yer aldığım birçok yazarla hiçbir ortak noktada buluşmuyoruz. Çok anlamsız bunlar. Her türlü etiketlemeye karşıyım. Yazmak çok insani bir şeydir ve ben sadece 'yazar' olmak istiyorum.

Yeni bir kitap hazırlığı var mı?

Evet, Hz. Muhammed zamanını anlatan bir kitap üzerinde çalışıyorum. Yine bir kurgu olacak, dönemin sosyal yapısını, toplumsal hayatı anlatacak bir kitap olacak. Peygamberin gelip ışığını o insanların üzerine tuttutuğunda oluşan etkiyi anlatmak istiyorum. İki karakter üzerine kurguluyorum kitabı. Biri çok güçlü bir kadın, diğeri de Mekke'li bir düşman. Hakkımda ölüm fetvaları verdirtecek dini bir kitap olmayacak bu elbette! (Gülüyor) Dönemi anlatan, tamamiyle kurgu bir eser olacak. Eğer tarihi karakterleri anlatacak bir şey yazarsam bunun hadis kitaplarından bir farkı kalmaz.


NASIL MÜSLÜMAN OLDU?

"Birçok arkadaşımla yollarım ayrıldı"

Müslüman olma sürecinizi anlatır mısınız?

26 yaşındaydım Müslümanlığı seçtiğimde. Değişim içimdeydi. Bu bilinçli şekilde planlanabilecek bir değişim değil. Allah sizi değiştiriyor. Sizin yapabileceğiniz tek şey bu sesi dinlemek ya da dinlememek. Benim yaptığım da buydu. İçinde bulunduğum durum, ilişkilerim, kariyer planlarım beni mutlu etmiyordu. Eğer değişmek istiyorsanız içinizden yükselen sesi dinlemelisiniz, o size nerede mutlu olacağınızı söylüyor, gerçekte ne istediğinizi...

Müslüman olduktan sonra kendi toplumunuzda sıkıntı yaşadınız mı? Ne tür tepkiler aldınız?

Benim İslam'ı seçtiğim dönemde herkes bu duruma çok daha pozitif bakıyordu, şimdiki gibi değildi. 11 Eylül'den sonra İslam kötü bir ün kazandı ve insanların bakış açısı değişti. Medya sadece kötü tarafı, teröristleri gösterdi. Babam bir ateist, annemse koyu bir Katolik ve onlara İslam'ı seçtiğimi söylediğimde “Canın nasıl isterse” deyip gayet normal karşılamışlardı. Ancak şimdi yani 25 yılı aşkın süre sonra, sürekli televizyon izleyen babam İslam'dan nefret etmeye başladı. Kızlarıma sürekli eskiden böyle olmadığını anlatmaya başladı. Bizimki “eğlenceli İslam”, o teröristlerinki gibi değil. Onlarınki gerçek İslam değil. Arkadaşlarım arasında da öyle büyük tepkilerle karşılaşmadım. Ama birçoğu “Hadi ama bi kadeh şaraba hayır diyemezsin” deyip beni vazgeçirmeye çalıştılar. (Gülüyor) Hâlâ arkadaşlığımı sürdürdüklerim var, beni olduğum gibi kabul ettiler. Beni her zaman anlamadılar ama sevdiler. Ancak dürüst olmak gerekirse birçok arkadaşımla da yollarımız ayrıldı.


AVRUPA'DA YAYILAN ŞİDDET

"Bunlar kapitalizme tepki"

Norveç'te tüm dünyayı sarsan bir katliam yaşandı. Bu saldırı sizce bireysel bir cinnet miydi yoksa alt metninde Hıristiyan (ya da Anglosakson) toplumunun biriktirdiği bir İslam düşmanlığı mı var?

Bence özellikle İslam'dan değil, göçmenlerden nefret ediyordu bu katliamı gerçekleştiren. Hedefindekiler sadece Müslümanlar değildi.

Londra'da yaşanan isyanı nasıl değerlendiriyorsunuz? Sizce sebep göçmenlere uygulanan baskı mı?

Bunlar dikkati başka yöne çekmek için söylenen yalanlar, bu şekilde gösterilmeye çalışılıyor. Gerçekleri gizlemeye çalışıyorlar. Bence tüm bu yaşananlar aç gözlülüğe/israfa ve kapitalizme yönelik tepkiler ve maneviyatsızlıktan kaynaklanıyor. Dükkânlara saldırıp hırsızlık yapan çocuklar sadece Müslüman değil, her milletten insan yapıyor bunu. Hepsi bir aradalar, “Ne elde edebilirsek, ne kapabilirsek” derdindeler büyük bir aç gözlülükle. Vandalizm, hepsi bu.

Bunun 'çok kültürlülük sona eriyor' şeklinde değerlendirimesine ne diyorsunuz?

Çok kültürlülüğün iki ayrı tarafı var bana göre. Öncelikle, İngiltere'de kültürler çok karışık, iç içe, farklı ırktan insanların birleşmesi sonucu melezlik çok fazla. Bu bir gerçek. Kim bunu inkâr edebilir? Ancak diğer yanda, özellikle Müslümanlar ve Çinliler için geçerli bu, gettolarına sıkı sıkıya bağlılar. Onlar açısından baktığımızda çokkültürlü yaşam çabaları başarısız oldu diyebiliriz. Asla entegre olamıyorlar, olmak da istemiyorlar zaten. Bu birbirimizden ne beklediğimizle alâkalı bir durum. Ne kadar kaynaşmak istiyoruz, birbirimizi ne kadar tanımak istiyoruz? Şahsi fikrim şu ki, eğer bir ülkeye gidiyorsanız oranın dilini öğrenmek çok önemli. Almanca'da inat edip İngilizce öğrenmeseydim yaşayacağım zorlukları düşünüyorum da... Bazı Müslümanların Arapça ya da dilleri her neyse onda inat edip İngilizce öğrenmemelerini anlayamıyorum. Bu açıdan bakılınca da kendilerini dış dünyaya açmaları için zorlanmaları gerektiğini düşünüyorum. Peki bu ikna süreci nasıl olacak, o önemli. İyilikle, kırıp dökmeden... İspanya'da yaşayıp tek kelime İspanyolca konuşmayan İngilizler'i de yok saymamak lazım! (Gülüyor) Yaşanan çatışmalarda herkes bir diğerini suçluyor. Toleranslı olmak gerekiyor, hepsi bu.

Mısır'da da bulundunuz. Bugün Kuzey Afrika ve Ortadoğu'da yaşanan çalkantıları nasıl değerlendiriyorsunuz? Bunlar birer devrim mi sizce? Sonuca ulaşacak ve bu ülkeleri daha demokratik yapacak mı yoksa bazıları gibi bunların Batı'nın oyunu olduğunu mu düşünüyorsunuz?

Açıkçası endişeliyim. Eğer Müslüman Kardeşler kazanırsa durum kötü. Zorbalığa/hükümdarlığa gidecek her şey tekrar. Yakın zaman önce İran'daydım. Berbat durumdalar. Çünkü eğer insanları din konusunda zorlarsanız kalp ölür. Allah'a dönmek, ona inanmak için özgür olmak zorundasınız, kendi iradenizle karar vermelisiniz. Kalpten gelmeyen şey gerçek olamaz. Şeriat, eğer inancın koruma kalkanıysa, içinizde varolmayan bir şeyi koruyamaz öyle değil mi? Umutla bekliyorum ama yakın bir zamanda seçim yapılacağını da düşünmüyorum. Olumlu sonuçlar vermeyecek sanırım. Hiçbirinde. Bunların, Batı'nın oyunu olduğunu düşünmek çok klasiktir. Komplo teorileri! Kafa karıştırmaya yönelik stratejiler. Tüm suç Batı'nın olamaz, kendimize de bakmamız lazım.
Kitabınızda Osmanlı'ya da bir övgü var. Dünya o günleri ve Osmanlı'yı özlüyor mu sizce?
Evet, Osmanlı'nın özellikle ilk dönemlerinde birçok farklı milletten insan birarada yaşıyordu. Anlatılanlara, yazılanlara göre de gayet mutluydular ancak ben bunun hep böyle olmadığını düşünüyorum. Geçtiğimiz günlerde Bosna'daydım. Orası da zamanında Osmanlı hakimiyetinde olan bir bölgeydi. Bosnalılar  “büyük bir imparatorluğun çatısı altında olmanın çok daha iyi olduğunu” söylerler hep. Buna pek katılmıyorum ama büyük imparatorluklar zamanında düşmanlar belliydi en azından.

Başbakan Erdoğan ve AK Parti hükümetinin Müslüman dünyaya verdikleri mesajları nasıl değerlendiriyorsunuz? Müslüman dünyanın yeni hamisi Türkiye mi oluyor?

Bu konuda çok fazla bir şey söyleyemem ancak zaman zaman bu mesajların aşırıya kaçtığını düşünüyorum. En azından dışarıdan böyle görünüyor. Türkiye konumu açısından doğu ve batı arasında bir arabulucu olma görevi üstleniyor belki ama bunu ne kadar iyi yapıyor tartışılır. Daha ziyade Arapların ve Müslümanların yanında duruyor, Batı'ya az da olsa sırt çevirmiş durumda. Eşit mesefede değil. Ortadoğu'nun da bundan çok memnun olduğunu düşünmüyorum.(HABERTÜRK)
YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Bu Kategorideki Diğer Haberler
Kurumsal

İçerik







Yukarı Çık
urfa / şanlıurfa / şanlıurfa haber / urfanatik / urfa star