Ana Sayfa Röportajlar REMZİ KARTAL İLE RÖPORTAJ

REMZİ KARTAL İLE RÖPORTAJ

1994 yılından beri Brüksel de yaşayan Kongra -Gel Eşbaşkanı Remzi Kartal gündeme dair merak edilenleri Urfahaber köşe yazarı ve haber koordinatörü Bermal Melik'e cevaplandırdı.

Giriş Tarihi: 23 Mayıs 2014 Cuma 06:02
REMZİ KARTAL İLE RÖPORTAJ

Remzi Kartal Kimdir?
1948 yılında Van'da doğdu. Diş Hekimliği Fakültesi mezunudur. Serbest Diş Hekimliği, Halkın Emek Partisi Kurucu Üyeliği, TBMM XIX.Dönem Van Milletvekilliği  yapmıştır. Evli ve üç çocuk babasıdır.
1991 seçimlerinde SHP'den Van milletvekili seçildi. Siyasi hayatına DEP milletvekili olarak devam etti. 1994 yılında tutuklanmamak için  yurtdışına kaçtı. Yurtdışındakı diğer DEP'lilerle "DEP ile Dayanışma Bürosu"nu kurdu. 1995 yılında Sürgünde Kürt Parlamentosu'nun (PKDW) kuruluş çalışmalarında yer aldı. PKDW'nin Yürütme Kurulu'nda görev aldı. 1999 yılında PKDW'nin kendisini feshinin ardından Kürdistan Ulusal Kongresi'nin (KNK) kuruluş çalışmalarında katıldı. KNK Yürütme Konseyi'nde görev aldı. KONGRA-GEL Başkan yardımcıları arasında yer aldı.
Şimdi ise KONGRA-GEL Eşbaşkadır.


REMZİ KARTAL İLE RÖPORTAJ-BRÜKSEL
1994 yılından beri Brüksel de yaşayan Kongra -Gel Eşbaşkanı Remzi Kartal gündeme dair merak edilenleri Urfahaber köşe yazarı  ve  haber kordinatörü Bermal Melik'e cevaplandırdı.


"Toplum değişmeden devlet değişmez."



BDP' nin kendini feshetmesi HDP' ye geçmesi konusunda birçok eleştiri var. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz. Neden yeni bir partiye ihtiyaç duyuldu?


BDP kendisini feshetmiyor, parti olarak çalışmalarına devam edecek. Ama yeni bir misyon ve program ile mücadelesini sürdürecek. Geldiğimiz yeni aşamada buna büyük ihtiyaç var. Özgürlük Hareketi Kürt tarafında toplumsal demokratik çıkışı başardı. Geri dönülmez bir düzey yarattı. Bu toplumsal güç, oluşturacağı demokratik toplumsal sistemin baskısıyla AKP hükümetini ve devleti güçlü bir biçimde çözüme zorlayacak. Bunun için demokratik özerklik sistemini halkımızın içinde pratik olarak yaşama geçireceğiz. Yani yaşamın her alanında toplumu buna hazırlayacağız. Demokratik özerklik sistemini toplumsal yaşamın her alanında örmek, birey ve toplumda bunun zihniyetini oluşturmak, bunun ahlaki ve politik ölçülerini yaratmak en temel stratejik çalışmamızdır. Hem bu çalışmaları yürütecek hem de bunun yetkin kadrolarını hazırlayacak bir çalışmaya ihtiyaç vardır. BDP`nin yeni misyonu budur ve bu sürecin kazanılmasında bu rol oldukça stratejiktir.
Kürdistan`daki demokratik çıkışın bir sonuca ve çözüme ulaşması için, aynı şekilde Türkiye toplumunda da demokratik çıkışın başarılması gerekiyor. Başta Kürt sorunu olmak üzere tüm sorunların çözümü için, bu başarılması zorunlu olan bir hedeftir. Ortak sorunların çözümü, emek, demokrasi ve barış cephesinin yaratacağı kamuoyu baskısı ile ancak mümkündür.
Türkiye`de ulus devlet ve kurulu kapitalist sistemle sorunu olan tüm çevrelerin örgütlü radikal demokratik bir çıkışla Kürt hareketi ile ortaklaşma gibi bir hedefi var. İşte buna ulaşabilmek için, tüm ezilenlere, barış ve demokrasiye ihtiyacı olanlara hitap edebilecek, herkesi ortak bir çatı altında toplayabilecek bir partiye ihtiyaç vardır. HDP bunun için uygun olan tek partidir.
Stratejik politikalarımızı belirleyen Önder APO`nun görüşleri doğrultusunda HDP ve BDP yukarıda belirttiğim çerçevede kendilerini yeniden yapılandıracaktır. Önder APO`yu daha derinlikli anlamak ve uygulamak, bu tarihi süreçte halklarımıza kazandırır.

 


Kürt siyaseti HDP ile etnik kimlik siyasetinden kurtulup Türkiyelileşmeyi yakalayabilecek mi? Batı buna hazır mı?


Mesele sadece Kürt siyaseti ile ilgili değildir. Kürt siyaseti dışındaki diğer çevrelerin de kendi kabuklarından çıkarak Türkiye toplumunun temel meselelerini kucaklayabilmeleridir. Bu tamamen HDP ve onun etrafında örgütlenen bileşenlerinin yürüteceği mücadeleye bağlıdır. Biz bunun koşullarının olduğuna inanıyoruz. Batı dediğiniz Türkiye kamuoyu kendiliğinden hazır olmaz. Batının değişmesi için oldukça uygun koşullar var. Temel sorun bu değişime öncülük yapacak, radikal demokratik bir program ile değişimden yana olan kitlelere güven ve umut verecek örgütlü bir mücadelenin yürütülmesidir. HDP`nin bunu başarma şansı vardır. Yemeği yapmak için gerekli olan tüm malzemeler var. Gerisi radikal demokratların ve devrimcilerin tecrübe ve becerisine kalmış bir meseledir.


Seçimden önce demokratik özerklik çok konuşuldu. Büşra Ersanlı "Demokratik özerklik ilan edilmez, inşa edilir " dedi. Yerel seçim sonuçlarına bakacak olursak demokratik özerklik zemininden sözedilebilinir mi? Nedir bu demokratik özerklik?


Büşra Hoca doğru demiş ve şimdi yapılan da o dur. Demokratik özerklik, halkın kendisi ile ilgili kararları yerelde kendisinin verdiği, tabandan yukarıya doğru demokratik olarak örgütlendiği öz yönetim biçimidir. Yerel seçim sonuçları demokratik özerkliğin inşaa çalışmaları için güçlü bir zemin sunuyor. Kazanılan yerlerde bunun etkili bir şekilde yapılması gerektiği gibi, kazanılamayan yerlerde de köylerden kasabalara ve şehirlere kadar her yerde demokratik özerkliğin ahlaki ve politik olarak toplumun bilincinde ve yüreğinde örgütlendirilmesi gerekiyor. Yani demokratik özerkliği halkımızın günlük yaşamında pratik olarak örgütleyerek halkımızı eğiteceğiz ve buna hazırlayacağız. Önce ekonomik, sosyal, siyasi, hukuki, kültürel, ekolojik, diplomatik vb alanlarında yürüteceğimiz çalışmalarla toplumsal yaşamda oluşturacağımız demokratik özerklik sisteminin giderek yasal ve anayasal sistemde güvence altına alınmasını dayatacağız ve bunu sağlayacağız. Bu ya olacak ya olacak, bundan kurtuluş yoktur.


Devlet ile Abdullah Öcalan arasındaki müzakere sürecini nasıl değerlendiriyorsunuz?


Bu müzakere süreci, başta Kürt sorunu olmak üzere Türkiye’nin bütün temel sorunlarına çözüm yaratacak olan demokratikleşme fırsatını sunan tarihsel bir süreçtir. Ancak maalesef Tayyip Erdoğan hükümeti bu tarihi fırsatı tek taraflı olarak kendi çıkarları için kullanmakta ısrar ederek bu süreci heba etmiştir. Tayyip Erdoğan’ın bütün olumsuz politikalarına rağmen, Önderimiz Abdullah Öcalan’ın başlattığı bu süreç, Türkiye demokrasi, emek ve barış güçlerinin, Türkiye halklarının ve tüm ezilenlerin demokratik kurtuluşunu sağlayacak ortak mücadelenin alternatif bir çizgi olarak ortaya çıkması ve sonuç alması için tarihsel bir fırsat yaratmaktadır. Bunu başarmanın siyasal ve toplumsal koşulları vardır.


Önder Abdullah Öcalan’ın başlattığı ancak AKP nin politikaları nedeniyle tıkanan bu süreç, yasal demokratik bazı adımlar ile gelişebileceği gibi, olmaması halinde de tüm Türkiye ve Kürdistan`a yayılan radikal demokratik bir halk mücadelesi ile çözüme zorlayan yeni bir aşamaya girebilir.

 

Türkiye nasıl demokratikleşir ve Kürt sorununu nasıl çözer?

"Türkiye’nin demokratikleşmesi ve Kürt sorununu çözmesi, toplumun siyasal demokratik değişim ve dönüşümüne bağlıdır. "


Türkiye’nin demokratikleşmesi ve Kürt sorununu çözmesi, toplumun siyasal demokratik değişim ve dönüşümüne bağlıdır. Toplum değişmeden devlet değişmez. Devleti çözüm eksenli olarak yasal ve anayasal değişime zorlayacak olan Türkiye ve Kürdistan halklarının baskısıdır. Kürt halkı özgürlük mücadelesi ile büyük bir zihniyet devrimi yaşadı. Şimdi gelinen bu aşama ortak radikal demokrasi mücadelesi ile değişimi tüm Türkiye halklarında yaratmanın zamanıdır. Kürt halkı değişim için 40 yıl mücadele etti, şimdi de bir o kadar Türk halkı için mi bekleyeceğiz diye soranlar var. Hayır beklemeyeceğiz. Türkiye ve Ortadoğu halkları zaten büyük bir değişim sürecindedir.  Bize düşen bu değişimi halkların ve ezilenlerin talepleri doğrultusunda örgütlemek ve hızlandırmaktır.
Türk halkını değiştirmek bize ne, biz kendi işimize bakalım diyen Kürtler var. Bu düşünce de yanlıştır. Bunun Kürtlere de, demokrasi güçlerine de faydası olmadığı gibi, tersine çok büyük zararı var. Başta Kürtler olmak üzere demokrasi ve özgürlük isteyen bütün güçlerin çıkış yolu, birlikten ve ortak mücadeleden geçer. Özgürlüğe en çok ihtiyacı olan Kürt halkının, kendisi dışındaki diğer güçlerin de değişimini ve ortak mücadeleye katılımını sağlayacak bir çalışmayı esas alması en doğru olandır. Bu nedenle de Türkiye de demokrasi, emek ve barış cephesinin motor gücü, Kürdistan Özgürlük mücadelesidir.
Bölgesel gelişmeler barış sürecini nasıl etkiliyor? Ortadoğu'da gelişen dengeler ışığında Kürtleri neler bekliyor.
Lozan`dan beri süregelen Kürdistan`ı bölen ve Kürt halkını her türlü haktan mahrum bırakan uluslararası ve bölgesel ittifaklar büyük ölçüde dağıldı. Gelinen aşamada hem uluslararası güçler hem de bölgesel güçler arasında yoğun çelişki ve çatışmaların olduğu bir süreçteyiz. Ayrıca Kürdistan`a egemen olan ulus devletlerde ağır siyasal kriz içindedir. Çok net diyebiliriz ki bu egemen ülkelerde artık hiçbir şey eskisi gibi olamayacak.
Buna karşılık Kürt halkı ise Ortadoğu halkları arasında özgürlük ve demokrasi mücadelesine öncülük edecek politik yetkinlik ve örgütsel iradeye sahip bir konuma gelmiştir.
Kürt halkına karşı yapılan eski ittifakların dağıldığı ve Ortadoğu’nun yeniden şekillendirildiği bu süreçte Kürt halkı bölgede temel bir aktördür. Özellikle yakın süreç içinde Suriye ve Türkiye’de yaşanan süreçlere bağlı olarak Kürt halkının bir statüye kavuşması gündemdedir. Bu engellenemez bir gerçekliktir. Bu anlamda bölgesel gelişmeler çözüm konusunda Türkiye üzerinde etkili olmaktadır.


Rojava Türkiye için  niye bir tehdit? Türkiye’nin kaygıları neden? Türkiye önyargılı mı davranıyor?


Tayyip Erdoğan Kürt halk Önderi Abdullah Öcalan ile gönderdiği heyet üzerinden görüşmesine ve buna da barış süreci demesine rağmen, kendi Kürt sorununda gerçek bir çözüme karşı olduğu için, Kürt halkının Rojavada herhangi bir statü elde etmesini de istemiyor. Bunun kendisi için emsal olacağından korkuyor. Tayyip Erdoğan hükümeti Irak Kürdistanı ile ekonomik ve siyasi her türlü ilişkiyi sürdürürken, Suriye Kürtlerine de her türlü düşmanlığı yapmakta, Kürtlere düşmanlık yapan çetelere her türlü lojistik desteği vermektedir.


Peki, Erdoğan Barzani ve KDP ile can ciğer iken, neden Rojava ve PYD ye düşmanlık yapmaktadır?

Çünkü Rojava devrimi de çözüm olarak Demokratik Özerkliği esas alıyor ve Abdullah Öcalan’ı da ideolojik Önder olarak görüyor. Erdoğan, Rojavanın başarılı olması halinde bunun kuzey için yani Türkiye Kürtleri için de emsal olacağından korkuyor.
Bu da çok açıkça gösteriyor ki, Erdoğan işine geldiği zaman bazen çözüm, bazen barış diye adlandırdığı İmralı sürecine karşı hiç ciddi ve samimi olmadı. Yoksa Rojavaya bu düşmanlığı yapmazdı. Zaten bu nedenle de süreç diye ortada bir şey kalmamıştır. Önder Apo`nun tek taraflı gayretleriyle demokrasi, emek ve barış cephesinin geliştirilmesi için bu süreç ayakta tutulmaya çalışılmaktadır. Nereye ve ne zamana kadar da ayakta kalabileceği belli değildir.
Oysaki Rojava Türkiye için bir tehdit olmadığı gibi, aksine Türkiye olarak hem Rojava modeli üzerinden barış ve demokrasi için açılım yaparak öteden beri Ortadoğu’da istediği misyonu kazanabilirdi, hem de kendi içindeki Kürt sorununun çözümü konusunda da Rojava modelini kendisi için bir fırsata çevirebilirdi. Ki bu fırsat hala da geçerlidir. Ancak özgür Kürt’ten korkan Erdoğan hükümetinde bu tarihi fırsatı değerlendirecek niyet ve yürek yoktur. Fakat korkunun ecele faydası yoktur.

Yaşar Kaya, Serhat Bucak ve Şerafettin Kaya Türkiye ye döndüler. Bu konudaki duygu ve düşünceleriniz alabilir miyiz? Sizin de dönme durumunuz olabilir mi?

Elbette bizim de temel amacımız özgür Kürdistan`a ve Türkiye’ye dönmektir. Ancak bizim dönüşümüz bir konsept çerçevesinde olacak. Zindanların boşaldığı, Kürt halkının demokratik hak ve özgürlüklerinin yasal ve anayasal güvence altına alındığı, dağdan gerillanın ve yurtdışından sürgün siyasilerin gelip Amed`de Önder Abdullah Öcalan’ı karşılayacağı bir konsept çerçevesinde bizler de döneceğiz. Bunun uzak olmadığına inanıyorum.

 

 

Bermal Melik - Brüksel
Urfa Haber

YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Bu Kategorideki Diğer Haberler
Kurumsal

İçerik







Yukarı Çık