Ana Sayfa Kültür/Sanat Saddam sonrası Êzidîlerin durumu

Saddam sonrası Êzidîlerin durumu

Saddam sonrasında Irak’ta baş gösteren kaos ortamı, Êzidîleri de büyük oranda etkilemiştir. Daha önceleri Musul, Duhok veya Irak’ın diğer şehirlerinde yaşayan Êzidîler

Giriş Tarihi: 27 Kasım 2011 Pazar 01:56
Saddam sonrası Êzidîlerin durumu
Ali SAÇIK
Saddam sonrasında Irak’ta baş gösteren kaos ortamı, Êzidîleri de büyük oranda etkilemiştir. Daha önceleri Musul, Duhok veya Irak’ın diğer şehirlerinde yaşayan Êzidîler, mezhepsel çelişki ve çatışmalardan kaynaklanan saldırılardan sonra buralardan kaçarak yeniden Şengal Dağı çevresindeki yerleşim yerlerine veya Şêxan ve çevresine sığınmışlardır. Ama buralarda da zaman zaman katliamlar gerçekleştirilmiştir. Var oluşundan beri kendi özünü korumayı başaran Êzidîlerin dinsel kimliklerinin yanı sıra, ulusal kimlikleri üzerinde de sistemli bir dejenere etme ve çarpıtma politikaları yürütülmüştür ve hâlâ da yürütülmektedir.

Êzidîlerin Kürt olmadıkları yönündeki propagandalar, başta Kafkasya Êzidîleri olmak üzere, Şengal yöresindeki Êzidîler üzerinde de etki yapmıştır. Bunda, tarihte  Êzidîler üzerinde birçok katliam gerçekleştiren Arap ve Osmanlı devletinin yanında yer alan bazı Kürt işbirlikçi aile ya da aşiretlerinin de önemli rolü olmuştur. Oysa Êzidîler Kürt kültürünü ve geleneğini yıllardır yaşatarak günümüze kadar getirmişlerdir. Êzidîler, Kürt gelenek ve göreneklerini yaşayan, dinsel ibadetleri ve duaları Kürtçe olan, hatta kutsal kitapları Mıshefa Reş ile Celwa da (şifreli yazılmasına rağmen) ağırlıklı olarak Kürtçe yazılmış olan bir halktır, Kürt halkıdır.

Êzidîlik zaman zaman Êzidîler dışındakiler tarafından Yezidilik olarak telaffuz edilmekte ve bazı kesimlerce de Êzidîlik, Halife Yezid’le ilişkilendirilmeye çalışılmaktadır. Böylece Êzidîlerin tarih bilinci çarpıtılıp Arap kültürüyle karıştırılmak istenmektedir.

Êzidîlere saldırılar

2003 yılı ortalarında PDK, başta Şengal olmak üzere Êzidîlerin bulunduğu bütün alanları kontrolü altına aldı. Bu arada Saddam’dan kalma ve Êzidîlerin elinde bulunan bütün araç ve gereçlere ve de silahlara kamulaştırma adı altında el koydu. Yörede Saddam zamanında yerleştirilen Arapları kalıcı unsur olarak orada bulunmalarına göz yumdu ve kamulaştırmayı onlara ve oradaki Müslüman Kürtlere uygulamadı. Bu durum ise Êzidîlerin büyük tepkisine yol açtı, ABD’nin müdahalesinden sonra da pêşmergeler bölgeyi terk etmek zorunda kaldılar. Geride hiçbir gücün koruyamadığı bir kaos ortamı kaldı. 2004 yılının başlarında kaos ortamını kaldırmak, halka yardımcı olmak ve oradaki politik güçlerle birlikte çalışmak amacıyla Yekîtîya Êzîdîyên Kurdistan olarak orada bir kongre yaptık ve TEVDA (Êzidîler için Özgürlük ve Demokrasi Örgütü) diye bir oluşum kuruldu. PDK daha sonra bu kongrede seçilen yöneticilere yöneldi, tehdit ve tutuklamalar başladı, her yerde çalışmalar çoğunlukla engellendi.

Biz KDP’nin bu tutumunu halkı ulusal birlik, sosyal ve etnik eşitlik, inançsal özgürlük temelinde aydınlatmaktan ve eğitimden yoksun olarak değerlendiriyoruz. Şengal’de bahis konusu olan haksızlıklar esasında bütün Güney Kürdistan’da hakimdir. Hâlâ çoktan zamanı geçmiş laflar söylenegelmektedir: Êzidî inancına sahip bir kişi, örneğin Duhok ve Zaho’da bir lokanta açtığında “Yemeği yenilmez. Kestiği hayvan haram. Êzidî’den politikacı çıkmaz vs.” Bölgede yapılanların daha iyi anlaşılabilmesi için birkaç örnek vermek istiyoruz:

Amaç sömürgeciliği derinleştirmek

6 Şubat 2007 tarihinde ailesine darılan Sünni bir Kürt kadın karşılaştığı iki  Êzidî gencinin arabasına biniyor. Yol kontrolünde kadını tanıyan bir polis, bu kadının evli olduğunu ileri sürerek gençleri tutuklattırıyor. Sonradan mahkeme gençleri serbest bırakıyor, böylece olay sona eriyor. Fakat bir müddet sonra, yani 14 Şubat’ta bölge yönetiminde önemli yer alan kişiler tarafından çirkin iftiralar ortaya atarak halkı bölgedeki Êzidîlere karşı kışkırtarak saldırılar gerçekleştirdiler. “İki Ezidî genci bir Müslüman gelini kaçırmış ya da Êzidîler Şêxan’da 200 Müslüman katletmiş” gibi yalanlarla Şêxan’ı üç gün abluka altına aldılar, birçok ibadet yerleri yakıldı. Üçüncü günde Mesud Barzani’nin talimatı ile Sîdar Barzani iki cemse pêşmerge ile gelip Şêxan’da ablukayı kaldırdı. Bu da oldukça ilginçtir!

Bu gelişmelerden sonra Êzidî toplumu büyük bir tepki gösterdi; örneğin birçok  Êzidî KDP pêşmergeliğinden ayrıldı ve öz örgütlerini kurmaya başladı ve silahlanmaya çalıştı. Bu olaylardan hemen bir ay sonra UNESCO adına Şam’da paravan bir büro kuruldu. Bu büro aracılığıyla özellikle Êzidî toplumundan insaların dış ülkelere gönderme yaygarası geliştirildi. Bu yüzden kısa sürede 100 bine yakın insan Şengal, Şêhxan, Duhok, Musıl ve Zaxo’dan Şam’a giderek dış ülkelere gitmek için bu büroya kayıtlarını yaptılar. Gerek Irak, gerek bölgesel Kürt yönetimi ve gerekse Suriye hükümetleri hiçbir vize zorluğunu göstermediler. Bunun altında yatanın da  Êzidîlerin kendi topraklarından uzaklaştırılması olduğunu biliyoruz.

Daha sonra yukarıdaki senaryoların bir halkasını da 7 Nisan 2007’deki Bahşika ve Bahzanêdaki “Duayê” denilen kızın öldürme olayı teşkil eder: Bir Arap gencine giden Duayê, Arap aile tarafından geri çevrilir. Kız saygılı bir Êzidî aileye sığınır. Kısa zamanda “Akre’den Müslümanlar gelip kızı götürürler” yaygaraları yapılır. Bundan dolayı halk orada yığınak yapıyor ve pêşmergelerle karşı karşıya geliyor. Bu galeyan içinde kızı evinde tutan kişi, kızın başına nelerin gelebileceğini düşünmeden onu dışarıdaki kalabalığın içine atıyor. Tabii ki biz, o kızın katledilmesini ilk kınayanlardanız. Ne var ki bu kızın öldürülme olayı daha sonra birçok Êzidînin katledilmesine davetiye çıkardı. Kısa süre sonra Kürdistan bölgesinin bütün şehir ve kasabalarında çalışan Êzidîlere “katli vaciptir” anlayışı ile saldırılar düzenlendi. Musul-Bahsika yolu üzerinde Êzidî inancına bağlı 25 kişi otobüsten indirilerek kurşuna dizildi.

14 Ağustos’u 15 Ağustos’a bağlayan gece 5 kamyon yüklü patlayıcı ‘gıda yardımı’ adı altında Til Xizêr ve Siba Sêxh Xidir köylerine naklederek 317 insanımızın katledilmesini ve bine yakın insanımızın da yaralanmasına yol açıldı. Bugüne kadar bu katliamların hiçbirinin failleri ne tespit edildi ne de bu konuda bir çaba harcandı. Ne var ki katliamcılar kendileri ortaya çıkıyorlar olayları kendilerinin (TİT) yaptıklarını bar bar bağırarak söylüyorlar ama yine de hesap soran yok. Yapılan katliamların yegane sorumluları işgalci devletler ve onların işbirlikçi yerel güçleridir.


Peki bunların amaçları nedir, sıralayalım: Kürdistan’ı Êzidîlerden boşaltmak; Şengal, Şêhxan ve Musul arasındaki 160 kilometrelik alanı Kürtlerden boşaltarak Arapların Dicle suyuna, Türklerin de Musul’a ulaşmalarını sağlamak. Yani yöredeki zenginlikleri ele geçirmek.(gündem)

YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Bu Kategorideki Diğer Haberler
Kurumsal

İçerik







Yukarı Çık
urfa / şanlıurfa / şanlıurfa haber / urfanatik / urfa star