Ana Sayfa Dünya Şanlıurfa’lılar Halepçe Katliamı'nı unutmadı

Şanlıurfa’lılar Halepçe Katliamı'nı unutmadı

İnsan Hakları Derneği (İHD) Şanlıurfa Şubesi tarafından Halepçe katliamının 23. yılı nedeniyle Şanlıurfa’da yürüyüş düzenlendi.

Giriş Tarihi: 17 Mart 2011 Perşembe 02:12
Şanlıurfa’lılar Halepçe Katliamı'nı unutmadı
İnsan Hakları Derneği (İHD) Şanlıurfa Şubesi tarafından Halepçe katliamının 23. yılı nedeniyle Şanlıurfa’da yürüyüş düzenlendi.

Topçu Meydanında toplanan katılımcılar daha sonra Karakoyun İş Merkezine kadar yürüdü.

Şanlıurfa’da yapılan yürüyüşe İHD  - MAZLUM-DER-  KESK -  BDP-  HÖDER -GENEL- İŞ- EMEP

KURDİ-DER- UKSM destek verdi.  Yürüyüşte sık sık slogan atan ve dövizler açan BDP’liler Halepçe katliamını protesto ettiler.


Gurup adına basın açıklamasını yapan İnsan Hakları Derneği Şanlıurfa Şube Başkanı (İHD) Cemal Babaoğlu Kürt halkı üzerinde böylesi zalimane uygulamaların sorumlularından hesap sorabilecek, BM kayıplar sözleşmesi ile Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) statüsünün ülkemizde de tanınarak onaylanmasını ve işlevsellik kazandırılmasını istiyoruz.



Halepçe sokaklarında zehirli gazlarla öldürülmüş, 5000 in üzerinde, yaşlı, genç, erkek, kadın,  ve çaresiz çocukların fotoğrafları ile insanlık irkildi, ne yazık ki bu insanlık trajedisine ne uluslararası kurumlar,  nede dünya kamuoyu yeterli tepkiyi gösterdi!



Biz insan hakları savunucuları olarak, savaşa, katliamlara, baskı ve zulme karşı olduk, bundan sonra da karşı olmaya devam edeceğiz. Başka Halepçeler yaşanmasın diye, savaşlara ve işgallere son verilsin diye, azınlıklar ve farklı kimlikler üzerinde baskı ve zulüm uygulanmasın diye; eşitlik için, barış için, kardeşlik için mücadelemizi sürdürmeye devam edeceğiz.




16 Mart 1988 günü Halepçe’de bir katliam yaşandı. Katliam klasik silahlarla gerçekleşmedi. Kimyasal ve biyolojik silahlar kullanıldı. Çoğunluğunu Kürtlerin oluşturduğu Halepçe halkı katledildi. Bu katliam insanlık tarihinin utanç sayfasına “Halepçe Katliamı” olarak geçti. Bu katliamlara sessiz kalındığı için, 12 Mart Kamışlo, Gazi ve 16 Mart Beyazıt katliamları gerçekleşti. başta Ortadoğu olmak üzere dünyanın çeşitli bölgelerinde savaşlar ve katliamlar hala devam etmektedir. Bu durum, toplu katliamlar, savaşlar, işkenceler ve tecavüz gibi insanlık suçlarının; bir ülkeye, bir iktidara ya da bir döneme özgü olmadığını gösteriyor. Ülkeler arasındaki silahlanma yarışı ülkemiz dahil olmak üzere bütün hızıyla devam etmektedir. Yine ülkemizde ekonomik kriz ile beraber insanlar aç ve sefalet içersinde olmalarına rağmen, dünya ekonomi kaynaklarının önemli bir bölümü silahlanma ve savaş harcamalarına ayrılmaktadır. Barış talepleri ve çabaları ne yazık ki etkili olamıyor. Farklı renklerin, dillerin ve kültürlerin bir arada ve barış içerisinde yaşamalarına olanak sağlayacak adaletli ve demokratik bir toplum özlemleri halen sürmektedir. 




Halepçe'nin ve diğer katliamların unutulmamasını diliyoruz. Bu temelde bu tür katliamlara zemin hazırlamak için başvurulan faili meçhul cinayetlerin, kayıpların ve işkencelerin son bulmasını istiyoruz. Bu nedenle ülkemizde sayıları binlerce ifade edilen faili meçhul cinayetlerin aydınlatılması, kayıpların en azından kemiklerinin bulunması, başta Bitlis’te, Silopi’de, Hakkâri’ ve Newala qesaba’da  (Siirt kasaplar deresindeki) benzeri yerlerde bulunan toplu mezarların açılması ve kayıplarımızın bulunmasını talep ediyoruz. Bu konuda etkin ve kararlı davranılmasını ilgili tüm sorumluların yargı önüne çıkarılması ve hesap vermelerini talep ediyoruz. Böylece adaletin ve hukukun üstünlüğünün yerine getirilmesini istiyoruz.



Ayrıca ertesi gün menfur bir saldırıya uğrayan hemşerimiz İbrahim Tatlıses'e acil şifalar diler, saldırıyı nefretle kınıyoruz. fiillerinin bir an evvel adalete teslim edilmesini istiyoruz. Karakoyun İş Merkezinde toplanan gruplar daha sonra olaysız bir şekilde dağıldılar.





 









Susmayan çığlık Halepçe!

Halepçe insanlığın vicdanında bir yaradır. Üzerlerine bomba yağdırılan binlerce insan ömürlerinin baharında toprağa düştü. Saddam`ın ‘demir kuşları`nın uğultusuyla annelerine sarılan çocukların çığlığı hala yankılanıyor .







Yıl 1988. Aylardan mart. Irak-İran savaşı tüm hızıyla sürüyor. Gözünü kan bürümüş olan Saddam Hüseyin, 16 Mart’ta Irak'ın Kürt şehri olan Halepçe’ye inanılmaz bir vahşete girişir. Saddam’ın ‘demir kuşları’ kimsenin beklemediği bir anda binlerce Kürd’ün üzerine ölüm yağdırır… Hazırlıksız yakalanan binlerce insan neye uğradıklarını şaşırarak sağa sola kaçışır. Ama ‘demir kuşlar’ acımasızdır, gaddardır ve insafsızdır. Aldıkları emri harfi harfine yerine getirir. Havadan bombardıman üç saat sürer. Bombardıman bittiğinde sokaklarda ölüm sessizliği ve ortalıkta binlerce ceset…
TARUMAR OLDU OCAKLAR
 Anne ve babalarına sarılmış çocuklar ve çocuklarına can sarılmış anne-babalar. Var gücüyle kenetlenen bedenler bile Saddam’ın zulmüne karşı duramaz ve düşer toprağa. Kimisi sofra başında kimisi tarlasında kimisi de stranını söylerken gözlerini yumar sonsuzluğa… Ve geride kalan dağılmış, tarumar olmuş ocaklar. Halepçe insanlığın vicdanında bir yaradır Kerbela gibi… O gün yaklaşık 7 bin masum can verdi, 15 bin kişi de yaralandı. Dünya Sağlık Örgütü’nun raporuna göre günümüze kadar kimyasal saldırı nedeniyle 43 bine yakın kişi öldü, 61 bin kişi de sakat kaldı.
ÖMER HAVAR’IN DRAMI…
Halepçe’nin dramını en iyi anlatan Ömer Havar’ın hikayesidir… Havar’ın 7 kız çocuğu vardır, hep bir erkek çocuğu olmasını ister. Karısı ikiz erkek doğurunca dünyalar onun olur. Yaşanan yoksulluk ve sıkıntılara rağmen çok mutludur. 16 Mart öğlen saatlerinde Ömer Havar ailesiyle yemek yerken bombardıman başlar. Ömer Havar’ın ilk aklına gelen şey çocuklarını korumak. Bir süre evin içinde kalan Havar, ikiz çocuklarından birini alır ve dışarı çıkar ve koşmaya başlar.
OĞLUYLA SON NEFESİNİ VERDİ
Hedefi çocuğunu kentin dışına çıkararak kurtarmak. Havar’ın karısı da diğer çocuklarını yanına alarak dışarıda bekleyen kayınpederinin kamyonetine binip kaçmak ister. Ömer Havar, kucağında küçük oğluyla bir süre koşar ancak bombaların bıraktığı zehirin etkisiyle yere yığılır. Havar, o halde bile oğlunu korumak ister. Havar ölürken çocuğuna ağırlığını vermemek için kolundan destek alır, merdivene dayanır. Baba oğul arada can verir. Ömer Havar ve oğlunun bu iç parçalayıcı halini katliamdan iki gün sonra bölgeye giden gazeteci Ramazan Öztürk, fotoğraflayarak ölümsüzleştirir. Bu fotoğraf daha sonra anıtlaştırıldı.
TARİHİ FOTOĞRAFIN HİKAYESİ
 
Gazeteci Öztürk, Cihan Haber Ajansı’na yaptığı bir açıklamada Halepçe katliamı sonrası kente gidişini ve o tarihi fotoğrafı çekme hikayesini şöyle anlatmıştı: “Katliamın gerçekleştirildiği 1988`in16 Mart günü ajanslardan gazeteye bir haber düştü. Savaş muhabiriydim. Tüm şiddetiyle süren İran-Irak savaşını izliyordum. `Irak uçakları Halepçe bölgesine kimyasal bomba bıraktı, çok sayıda ölü var` diye bir haber okudum. Ben haberi alır almaz bölgeye gitmeye karar verdim. Gazete yönetimine anlattım. Bildiğim bir bölgeydi. Onlar da `git` dediler. Hemen İran’a hareket ettim.
 
SAĞDA SOLDA CESETLER
 
Benim gibi dünyanın çeşitli yerlerinden gelen gazeteciler vardı. Askeri uçakla bizi Hürremşehr`e götürdüler. İki helikopter ile bölgeye gittik. Halepçe`ye gittiğimizde helikopterler gazetecileri şehrin dışında açık bir alana bıraktı. Askerler bize "Akşam üstü şu saatte geleceğiz ve sizi alacağız. Gelmeyen olursa burada kalırsınız" dedi. Ve ardından gaz maskesi ve panzehir dağıttı. İndiğimiz yerde telef olan hayvanlar gördüm. `Eğer gaz şehrin dışını bu kadar etkilemişse şehir ne durumdadır?` diye düşündüm. Korkuyordum. Şehrin içine ilk girdiğim itibariyle sokakların sağında solunda cesetlerle karşılaştım.
 
GÖRÜNTÜLER FECİYDİ…
 
Çok sayıda ceset vardı. Bu cesetler daha çok kadınlara, yaşlı insanlara, bebeklere, çocuklara aitti. Görüntüleri çok feciydi. Kiminin derisi kabarmıştı, sıcak su dökülmüş gibi. Kimi yanmış kimi morarmış. Sofra başında yemek yiyen anne, baba, çocuklar ölmüş. Birbirlerine sarılmış halde can vermişler. Kapı eşiğinde anne ve çocuklar. Katliamın üçüncü günüydü. Cesetler kokuyordu. Dayanılmaz bir koku vardı." Gördüğüm manzara karşısında bir yandan ağladım ve bir yandan da mesleki olarak, "Ben bu katliamı nasıl anlatacağım, kaç fotoğrafla katliamı anlatabilirim?" diye düşündüm.
 
SÜRÜKLEYEREK UZAKLAŞTIRDILAR
 
Öyle çarpıcı fotoğraflar almalıyım ki bu katliamı anlatayım. Saniyelerle yarışıyorduk. Irak uçakları tepemizde uçuyordu. Her an bombalar başımıza düşebilirdi. İran askerleri çok seri hareket etmemizi istiyordu. Derken bu sembol olan o görüntüye rastladım. Bir evin dış kapısındaki merdiven basamaklarına kapanmış bir baba ve kucağında bir bebek. Çok etkilendim. `İşte aradığım bu` dedim. Farklı açılardan sürekli deklanşöre bastım. İran askerleri ikaz etti, `Gidelim` diye. Onlar ayrılmışlar, sonra benim olmadığımı farketmişler. İki asker yanıma geldi `Hadi gidelim` diye. Ben hala çekiyorum. Sonra kollarıma girmişler, beni sürükleyerek uzaklaştırdılar.” Halepçe’de yaşanan trajedi insanlığın vicdanında derin bir yara bıraktı. Katliama ilişkin çok şey söylendi ve yazıldı. Helepçe üzerine onlarca şiir yazıldı, türkü yakıldı. O gün yaşanan vahşeti en iyi anlatan ise Şiwan Perver’in yazıp söylediği Halepçe ağıdıdır.







YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Bu Kategorideki Diğer Haberler
Bu habere de bakabilirsiniz ABD'den Peşmerge Güçlerine Destek

ABD'den Peşmerge Güçlerine Destek

Kurumsal

İçerik







Yukarı Çık