Ana Sayfa Röportajlar Sebahat Tuncel ile Röportaj

Sebahat Tuncel ile Röportaj

Halkarın Demokrasi Partisi (HDP) Eşbaşkanı Sebahat Tuncel, HDP 'nin kurulma amacını, partinin kadın kotasını, tıkanan süreç ile ilgili sorularımızı Urfahaber'e yanıtladı.

Giriş Tarihi: 5 Kasım 2013 Salı 15:52
Sebahat Tuncel ile Röportaj

Sebahat Tuncel ile Röportaj

Sebahat Tuncel Kimdir?

Zaza Balaban aşiretine mensup olan Tuncel, Mersin Üniversitesi Mut Meslek Yüksek Okulu Harita Kadastro programını bitirdi. Siyasete 1998 yılında HADEP  Kadın Komisyonu'nda başlayan Sebahat Tuncel, HADEP'in son kongresinde Esenler HADEP  ilçe başkanlığına seçildi. Aynı dönem HADEP  kapatılınca, DEHAP  İstanbul İl Başkanlığı Kadın Komisyonu'nda çalışmaya başladı;  DTP kurucu üyeliği ile DTP,  MYK üyeliği yaptı.
Kocaeli'nin Gebze  ilçesinde 9 aydır tutuklu bulunurken İstanbul 3. Bölge'den bağımsız milletvekili seçilen Sebahat Tuncel, 25 Temmuz 2007 tarihinde cezaevinden tahliye edildi.
Sebahat Tuncel, DTP'nin Anayasa Mahkemesi  kararıyla kapatılmasının ardından, siyaset yasağı getirilmeyen diğer DTP'li milletvekili arkadaşlarıyla birlikte Barış ve Demokrasi'ne BDP'ye  üye olmuştur.
12 Haziran 2011 tarihinde yapılan 24. Dönem Milletvekili Genel Seçimi'nde İstanbul  1. Bölge'den bağımsız milletvekili adayı olmuş ve seçilmiştir. Yeniden BDP'ye katıldı.
Eylül 2012'de, Sebahat Tuncel hakkında PKK terör örgütü üyesi olduğu gerekçesiyle 8 yıl 9 ay hapis cezası verildi. Tuncel'e yurt dışına çıkış yasağı kondu.
27 Ekim 2013 tarihinde, BDP 'den istifa eden Sebahat Tuncel, Ertuğrul Kürkçü ile birlikte Halkların Demokratik Partisini'nin  Eş başkanı seçildi.



Sebahat Tuncel ile Röportaj
Halkarın Demokrasi Partisi (HDP) Eşbaşkanı Sebahat Tuncel, HDP 'nin kurulma amacını, partinin kadın kotasını, tıkanan süreç ile ilgili  sorularımızı Urfahaber'e yanıtladı.

"Ezilenlerin, emekçilerin, yoksulların partisi olacağız."

HDP neden kuruldu? Yeni bir partiye neden ihtiyaç duyuldu.?
BDP bir Türkiye partisi ama BDP’nin dışında da siyaset yapan, başka iddiası olan toplumsal kesimlerle yan yana durmak istedik. Mesela EMEP, ESP, SYKP, Yeşiller ve Sol Gelecek ve bunların dışında kendisini herhangi bir partide ifade etmeyen ama bu birlikteliği önemseyen, güçlü bir demokrasi cephesi oluşturmayı isteyen kesimler var. Dolayısıyla bunları kapsayan bir çatı partisi kurmayı amaçladık. Ekoloji, kadın, LGBT, gençlik, Kürt, sosyalist ve emek hareketlerini kapsayan çok geniş bir toplumsal örgütlenme zeminine sahibiz.
2011 genel seçimlerine Emek Demokrasi ve Özgürlük Bloğu olarak girdik ve BDP’li olmayan arkadaşlarımız da milletvekili seçildi. Altan Tan, Şerafettin Elçi, Sırrı Süreyya Önder, Levent Tüzel ve Ertuğrul Kürkçü arkadaşlarımız aslında BDPli olmadığı halde bu blokta seçime girdiler ve kazandılar. Bunu başarmamız yıllardır verdiğimiz mücadele için önemli bir zemin oluşturdu. O zaman bu birlikteliği devam ettirelim dedik.

Ezilenlerin, emekçilerin, yoksulların partisi olacağız. Türkiye’nin yüzde 80′nine hitap eden bir hareket olacağız.


Genel seçimlerde BDP kendini feshedecek mi?

"Umuda yolculuk"

BDP ve HDP, ikisi birbirinden ayrı ama rakip partiler değil, herkesin iki partisi olacak. BDP,  HDP'nin bir bileşeni olarak devam edecek. Sadece BDP  değil, EMEP ve ESP gibi partiler de varlıklarını sürdürecekler. Ortak düşündüğümüz konularda HDP olacak, ortaklaşamadığımız konuları kendi partimizde devam ettireceğiz.


Hedefimiz bu ortak partiyi Türkiye'de gerçekten kabul edilebilir kılmak. Mevcut partiler AKP, CHP ve hatta  BDP yeterince cevap olamıyor. Yeni bir modele ihtiyaç var. İşçi sınıfıyla ilişkisi güçlü olan siyasi hareketlerle, Kürt, LGBT, kadın hareketlerini ortaklaştırıyoruz. Pankartımıza da "umuda yolculuk" yazdık.

HDP' nin Türkiye'yi kapsayabilecek potansiyele sahip olduğunu düşünüyormusunuz?


"Gezi direnişi doğru yolda olduğumuz gösterdi."

İdeolojik yaklaşımımızı halka buluşturma ve halkın gündemini yakalama konusunda öz eleştiri yapıyoruz. Farklı kesimlerin kesişen noktalarının ne olduğunu bulmalıyız.HDP  önümüzdeki dönem iktidar olabilmesi yüksek partilerden birisi olacak. Halk adına siyaset yapmayacağız halkla birlikte siyaset yapacağız. Tabandan halkın içerisinden örgütleneceğiz. Bunun potansiyeli var. Gezi direnişi ve Kürt hareketinin 30 yıllık mücadelesi bunu gösterdi.

Gezi süreci doğru yolda olduğumuzu gösterdi. Teorik olarak ifade ettiklerimizin olanakları pratikte varmış ama geç kalmışız. Yerel seçimlere girme konusunda bu yüzden acele ettik.






HDP' nin kadın kotası hakkındaki duruşu nasıl olacak?

"HDP bir Kürt partisi olmaktan çok kadın partisidir."

HDP’nin bütün kademelerinde yüzde 50 kadın kotası vardır, parti meclisinin yüzde 50’si kadındır. HDP bir Kürt partisi olmaktan çok bir kadın partisidir. Partide gençlik kotası vardır (ki bence gençlik kotası artırılarak yüzde 40’a yükseltilmelidir). Partide LGBT kotası vardır. LGBT’ler ile Kürt hareketinin, sosyalistlerin bu kadar yoldaşlaşması, HDP’yi herşeyi geçtim dünya çapında bir örnek durumuna getirmektedir. Ancak, bunların hepsinden daha önemlisi, HDP’nin bütün siyasi ve örgütsel özünün, yerellerde örgütlenmiş halk meclisleri olmasıdır. Bu, yıllardır inşa edilmeye çalışılan HDP projesinin özüdür. Bu özün Gezi forumlarında karşımıza kendiliğinden çıkması ise şansların en güzelidir. Bu tabandan-tavana yapının demokratikliği, toplumla parti arasındaki ilişkiyi güncel ve canlı tutacak, halkın sorunları ve talepleri doğrudan parti politikalarına yansıyacaktır. Tabii ki bu yapının halihazırda kurulmuş, olmuş bitmiş olduğunu söylemiyorum, ama Gezi ve yerel seçimler üzerinden bu yapının kurulması hızlanacaktır.

Neden süreç tıkandı? Bu tıkanma nasıl aşılabilir?
Bu tıkanmada Rojavanın rolü var mı?

"Temel tıkanma nedeni devletin Kürt sorununa yaklaşımı"


Bu bir etken. Temel tıkanma nedeni devletin Kürt sorununa yaklaşımı. Sorunu mu çözmek istiyorsun, PKK'yi mi çözmek istiyorsun? Devletin yapması gereken yurttaşların haklarını iade etmek, anayasasını buna göre düzenlemek. PKK bir neden değil, sonuçtur. O sonucu ortadan kaldırmak eğilimindeler. Tıkanmanın nedeni bu. Bu da Rojava politikasına yansıyor.

Suriye meselesi önemli bir konu. Türkiye bu konuda çok ciddi bir yanılgıya düştü, El Kaide'yi  desteklemesiyle kendisini de hedef haline getirdi.
2013 yılı tabiki tarihi anlara sahne oldu.Türkiye de çok önemli gelişmeler oldu.Özellikle Kürt halk önderi Sayın Öcalanın'ın 2013 Amed Newrozunda bütün dünyaya sunduğu manifesto yeni bir başlangıcı ifade ediyor.
Neydi bu başlangıç?
Kapitalist modernliğe karşı demokratik modernliği inşa  ederken yeni bir yöntem, yeni  araçlar kullanılacak.Silahlı mücadeleden demokratik mücedaleye kapılar aralanıyor.İşçi sınıfı gençleri, kadınları ,Türkiye' deki hakları , inanç sahiplerin hepsini  kapitalisliğe karşı gelin  yeni bir dünya inşa edelim.
Bu çok önemli bir mesaj.
Aslında bu kürt halkının 30 yıldır verdiği mücadelenin başka bir aşamaya geçmesidir.Yeni dönem mücadelesi,  ideloji mücadelesi, zihinsel dirişim ve demokratik siyaset olacaktır.
Özgürlük mücedelesi açısından, böylesine tarihi bir süreç yaşıyoruz. Kürt halkı 21.yy' da özgürlüğüne kavuşmak  açısından dört parçada büyük bir mücadelenin öncülüğünü yapıyor. Dünya halkları artık otoriter, baskıcı rejimlere "Edi bese ( Yeter artık)" diyor.Kendisinin dahil olmadığı,  içerisinde yer almadığı bir projeye evet demiyoruz. Aslında bugün Tunusta başlayan, Mısrda devam eden, şimdi yanıbaşımızda Rojava'da yaşanan süreç tam da bunu  göstergesidir. Artık merkezi otoriter yapılar halkların ihtiyaçlarına  cevap olmuyor
Lenin bunu devrim süreci olarak tanımlıyor ve diyor ki, eğer yönetenler artık yönetemiyorsa ,yönetilenler de atık yönettirilemiyorsa burada devrim süreci gelişir.Kürt halk önderi Abdullah Öcalan da bu süreci böyle tanımlar:
Merkezi ekonomik yapılarla merkezin ekonomik güçlerin , yapıların çevresel güçlerle mücadelesi olarak tanımlar ve der ki dünya bir kriz ve kaos süreci içerisindedir.Bu kriz ve kaos sürecinde kim örgütlüyse o kazanır.Şimdi bakın dünyadaki bütün bu gelişim  sürecinde ezilenlerle, emekçilerin yeni bir  dünya üzerindeki egemenlerin yönetemedikleri bu geniş kitlelere karşı değişim süreci çakıştı.Mısır'da iktidar değişti, Tunus'ta iktidar değişti.,Libya' da iktidar değişti.
Peki yerine ne geldi?
Aslında hiç  bir şey gelemedi.Halklar diktatörlerini değiştirdi ama onu yerine merkezi otoriter yapılar yerine yeni şeyler gelmedi.
Niye biliyor musunuz.?
Çünkü halklar itiraz ediyorlardı.Ama itirazlarını örgütleyecek bir güç yoktu.
Oratadoğu' da bu  güce bir tek farklı örnek gösteren Rojavadır.Halk örgütlü mücadeleyi geliştirdi. 7' den 77' ye hekes bu örgütlü mücadelenin etrafında şekillendi. Bütün dünya emperyalistlerine rağmen, Türkiye'ye rağmen Ortadoğu da Rojava da bir devrim  gerçekleştirildi.
Şimdi bu devrimi çalmak istiyorlar.
Kim çalmak istiyor?
Emperyalistler çalmak istiyor.
Niye?
Çünkü Ortadoğudaki bu devrim emperyalistleri korkutuyor.Niye korkutuyor?
Çünkü ilk kez kürt halkı ve sayın Öcalan'ın emeğinin olduğu demokratik ekonomik cinsiyet özgürlükçü bir paradigma hayat bulacaktır.Bu eşitir demokratik sosyalizmdir.
Emperyalistler bundan korkuyorlar.Kendilerine alternatif bir sistem , yeni bir sistem yani kapitalizm modernliğe karşı demokratik modernitenin inşaatının mümkün olduklarını gördükleri için saldırıyorlar.
Türkiye ye bakın El Kaideye bağlı örgütleri destekliyor.Rojava'da El Nusrayı destekliyor.Bir yandan din adına hareket ettiğini söylüyor.Bir yandan din adına başka insanların katledilmesine öz yumuyor.Rojavadaki politika çok özel bir poltikadır.Hepsi aynı noktada,özellikle dikkat edin ABD 'si, Avrupa Birliği Türkiyesi, ne yazıkki son dönemde  Kürdistan bölgesinde bu çizgide siyaset yapıyor.









Nusaybin-Qamışlı  sınırında bir duvar  örülmek isteniyor.Nusaybin Belediye Başkanı Ayşe Gökkan ölüm orucuna başladı.Bu duvarın örülmesinin gerekçesi nedir?

"Bu sadece Ayşe Gökkan meselesi değil , hepimizin meselesidir."

Bugün Nusaybin Belediye Başkanımız açlık grevi,ölüm orucunu başlatmış bulunmaktadır.Bu sadece Ayşe Gökkan arkadaşımızın meselesi değil, hepimizin meselesidir.Biz oradaki duvarı yıkacak ve duvar yapımlarına karşı barikatlar oluşturacağız. Başbakan o duvarlara neden müsaade ediyor.Biz oradaki mayınları temizlemek için oraya duvar örüyoruz diyorlar.Şimdi ordaki mayınları temizlemek  için  bir Ottowa sözleşmesi var.Elli yıl boyunca sınırdaki mayınları temizlemek için söz verildi, imza atıldı.
Niye sınırdaki mayınları temizlemesin de duvar örersin.!
Dertleri mayın değil.
Dertleri şu; ola ki Rojadaki Kürtle bu tarafa bakar, burdakiler de oraya bakar ve burda da bir devrim gerçekleşir.Başbakanın tüm korkusu budur.!
Bizde Başbakana diyoruz ki; Kürt halkı  özgürlüğe yürüyor.Kürtler dört parçada da özgür olacak.Bunun başka çaresi yok!
Bu duvar örme zihniyeti köhnemiş bir zihniyettir.21.yy'da halkların arasına duvar örmek kadar geri bir yaklaşım yoktur.Biz buradan Ayşe Gökkan arkadaşımıza selam ve sevgilerimizi iletiyoruz.Ve diyoruz ki bu senin mücadelen değil , bu hepimizim mücadelesidir.O duvarlar yıkılana kadar mücadelemize devam edeceğiz.Nerde olursa olsun bu mücadeleyi bereber yürüteceğiz.
Duvarların örülmemesi için bir daha haklarımız arasında duvar örülmemesi için yapılması gereken şey örgütlü mücadelemizi her zamankinden daha çok yükseltmektir.Ve bu süreç biçimini gerçekleştirmektir.Kürt değerini doğru anlayamadık.Zamanında anlamış olsaydık, gereken gücü verseydik , bugün başka noktada olurduk.
Bu devrim Ortadoğuda 'ki taşları yerinden oynatır.Ortadoğu'da kürt halkını dünyanın önemli bir merkezine taşır.
Böylece bir kez daha Rojavada devrim gerçekleştiren bunun bedelini ödeyen tüm halkımıza selam ve sevgilerimizi iletiyoruz.

 

URFAHABER-ÖZEL

YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Bu Kategorideki Diğer Haberler
Kurumsal

İçerik







Yukarı Çık
urfa / şanlıurfa / şanlıurfa haber / urfanatik / urfa star