Ana Sayfa Güncel SEDAT LAÇİNER “EN KÜRT, KÜRT İBRAHİM TATLISES”

SEDAT LAÇİNER “EN KÜRT, KÜRT İBRAHİM TATLISES”

Usak Kurucu Başkanı Ve Çanakkale Üniversitesi Rektörü Prof. Sedat Laçiner Vatan Gazetesi'nde ki röportajında en kürt kişinin İbrahim Tatlıses olduğunu söyledi.

Giriş Tarihi: 27 Mart 2012 Salı 04:21
SEDAT LAÇİNER “EN KÜRT, KÜRT İBRAHİM TATLISES”
İşte Usak Kurucu Başkanı Ve Çanakkale Üniversitesi Rektörü Prof. Sedat Laçiner Vatan Gazetesi'nden Mine Şenocaklı'ya verdiği "PKK iç savaşa dönüyor!" başlıklı röportajının tüm detayları:

Daha önce Kürt sorununa yönelik saptamaları birer birer çıkan Türkiye’nin sayılı strateji uzmanlarından Prof. Sedat Laçiner, yine önemli bir saptama yapıyor; “PKK iç savaş stratejisine dönüyor!” Peki neden? “Çünkü PKK uluslararası konjonktürün de etkisiyle giderek zayıflıyor. Tek bir amacı var, gücünü yitirmemek. Bunun için sokakta nefret oluşturarak, insanlar birbirlerini kessin, yaksın, assın istiyor...

PKK da Taşnaklar’ın yolundan gidiyor! Ne yazık ki Taşnaklar’ın günahını 1915’te bütün Ermeniler çekti! ”

Yıllardır Kürt sorununa ilişkin çözümlerin yetersiz olduğunu söylüyor. Gerek askeri, gerek siyasi, gerekse istihbarat açısından... Uluslararası Stratejik Araştırmalar Kurumu’nun (USAK) Kurucu Başkanı ve Çanakkale 18 Mart Üniversitesi Rektörü Prof. Sedat Laçiner’in Kürt sorununa ilişkin tüm önerileri zaten bugün kamuoyunda tartışılıyor. Bazıları ise uygulamaya girdi bile... Sözgelimi geçen yıl yaptığımız söyleşide, “PKK ile mücadele ordudan alınıp polise verilmeli... Sadece Öcalan’la değil, Kandil’le de pazarlık yapılmalı...” demişti. Bugün PKK ile sadece asker değil, polis de savaşıyor. Kandil’le de, Öcalan’la da pazarlık yapıldığı ise ortaya çıktı... “Terör örgütü sözle ikna edilemez” diyor ve devletin silahlı müdahaleyi ikinci plana iterek bir çözüme ulaşamayacağının altını çiziyordu, ki şimdi devletin yeni stratejisi de tam bu doğrultuda!

Bunlar zaten kamuoyunda hararetle ve tüm detaylarıyla tartışılıyor. İşte bu nedenle Laçiner’e ayrıntılarda kafama takılanları sordum. Ve çok çarpıcı yanıtlar aldım. Örnek mi? Sordum; “Öcalan’ın niye sesi soluğu çıkmıyor?” Cevapladı; “O örgüte de küstü, devlete de!” Yine sordum; “Nevruz’da gerilim niye bu kadar tırmandı? Türkiye Kürt meselesinde bir kırılma mı yaşıyor?” “PKK iç savaş stratejisine dönüyor” oldu saptaması... Peki neden? Ona göre çok açık; “Çünkü PKK zayıfladı. Ve sokakta nefret oluşturarak, insanlar birbirlerini kessin, yaksın, assın istiyor. Tek bir mutlu Kürt görmekten nefret ediyor PKK...” Ardından tarihten öyle bir örnek verdi ki, herhalde öncelikle Kürt aydınların buna kafa patlatması gerek; “PKK da Taşnaklar’ın yolundan gidiyor. Ne yazık ki, Taşnaklar’ın günahını 1915’te bütün Ermeniler çekti!”

Öcalan, PKK’ya da devlete de küstü!

Uzun süredir Öcalan’dan hiç ses seda çıkmıyor. Bu durum devletin yeni Kürt planıyla mı ilgili?

Öcalan PKK’ya küstü, darıldı. Bir yönüyle devlete de küstü darıldı... Ama asıl PKK’ya! Çünkü PKK, Kandil, Öcalan’ı bir anlamda devre dışı bıraktı. Ki Kandil bir koalisyon, Öcalan’ın devletle belli anlaşmalar yapmak üzere olduğunu düşündüler, o anlaşmalar da onlara uymadı. Ondan dolayı da ben hatırlarsanız sizinle yaptığımız söyleşide sadece Öcalan’la değil, Kandil’le de pazarlık yapılması gerektiğini söyledim.

Öcalan ne yapmak isterse, PKK bunu sabote etti. Mesela, Öcalan bazı görüşmeler yaparken ve PKK’dan bunun için süre isterken bunu bile dinlemeyip kanlı saldırılar yaptılar. Öcalan kamuoyuna çıkıp da, “Şu tarihe kadar silahlar susacak” dediği zaman onu yalancı çıkaracak kadar ileri gittiler. Böyle daha pek çok örnek var. En hassas günlerde bombalı, silahlı saldırılarla sabote ettiler Öcalan’ı... Bunda Suriye ve Irak’ın çok ciddi payı var tabii. Bu işin içinde başka kimler var bilmiyorum. Ama bu konunun Suriye meselesiyle çok büyük ilgisi var. Şu anda da zaten Suriye, İran ve PKK müttefikler.

Suriye, İran ve PKK müttfikler!

Economist Dergisi’nin Nevruz olaylarından sonra yaptığı analizde, “Erdoğan ve Suriye Devlet Başkanı Esad arasında artık tersine çevrilemeyecek ayrılık, PKK ile Esad’ın dostluğunu yeniden canlandırmış olabilir. Irak’ın Erbil kentindeki Kürtlerle, Bağdat’taki Şii liderliğindeki merkezi hükümet arasında büyüyen anlaşmazlık da başka bir kaygı” deniyor...

Tabii... Suriye’deki yerel Kürtler muhaliflerle birlikte, PKK ise Esad’la...

Suriye’de tahminen 2 milyon Kürt yaşadığı ve PKK’lıların üçte birini Suriyeli Kürtlerin oluşturduğu söyleniyor. Doğru mu?

Doğru. Suriye’deki Kürt sayısı 1.5-2 milyon arasında. PKK içinde de yüzde 30 oranında Suriyeli Kürt var. Ama bunların PKK içinde komuta kademesindeki oranları yüzde 30’un çok üzerinde. Etkili komuta kademelerinde Suriyeli Kürtler daha ön planda. Çünkü Türkiye’den katılanlar çok kalifiye, çok yetenekli değil. Daha çok evinden kaçmış, işsiz, aşsız, silah dışında bir alternatifi olmayan gençler bunlar. Üniversite mezunu olanlar çok katılmıyorlar PKK’ya. Bu anlamda Türkiye’den daha çok Suriye ve İran’daki Kürtler’den katılım var PKK’ya... PJAK aracılığıyla. Ama daha çok katılım Suriye’den... Suriye istihbaratının bilinçli bir desteği var PKK’ya.

Kandil bir koalisyon derken bunu mu kastediyorsunuz?

Evet. Ama bunun dışında PKK’nın liderliğinde rol bekleyen aktörler de var. Amerika ve İsrail’in de burada ciddi etkileri var. Irak Kürdistanı Devlet Başkanı Mesut Barzani’nin etkisinin olmadığını düşünmek de mümkün değil.

Peki gün gelir Öcalan’a af konusu da tıpkı Kürtçe televizyon, Kürtçe eğitim gibi tartışılabilir mi? Öcalan’a af barış yolunda bir sonuç getirir mi?

Bir sonuç getirir mi bilmiyorum. Kürtçe eğitim, Kürtçe yargılanma hakkı, Kürtçe radyo-televizyon, tüm bunlar temel insan hakları. Bunları siz PKK’ya bahşetmiyorsunuz. Bunları vatandaşlarınıza borçlusunuz. Ama ne oluyor? Vatandaşlarınıza borcunuzu ödemiyorsunuz, faizi birikiyor. İşte Kürtçe yer isimlerini vereceğiz denmişti, niye verilmedi? Bunun PKK’yla, Öcalan’la ne alâkası var? Cumhuriyet’in 1923’ten beri borcudur bu. PKK bitse bunları konuşmayacak mıyız?

Peki Öcalan’a af getirilebilir mi?

Öcalan affedilecek birisi değil. Ama kötü yargılandı. Bizim mahkemeye göre, Öcalan’ın suçu devlete ihanet etmek. Dünyanın en zayıf yargısal hükmüdür bu. Ne demek devlete ihanet etmek! Öcalan’ın tecavüz ettiği kadınlar var, Öcalan’ın öldürttüğü adamlar var, Öcalan’ın pek çok çocuğu esir alıp silahlı militan olarak yetiştirdiği bir sürü veri var, katliam sorumlulukları var. Ama Öcalan bir tek insanı bile öldürmekten ve öldürtmekten hüküm giymedi! Böyle yargı mantığı olur mu?

Bir yandan da Kürtlerin önemli bir bölümü onu lider olarak görüyor ama... Bu özelliği de hiç değişmedi?

Ondan o kadar emin değilim. Şu anda PKK Öcalan’ı aşmaya çalışıyor. Öcalan hapiste ne kadar kalırsa o kadar iyi PKK için. Hatta hapiste ölürse daha iyi. Çünkü o zaman müthiş bir ödül alacak PKK ve efsanevi bir lider haline dönüştürecek onu.

PKK, mutlu Kürt görmek istemiyor

Siz bir süre önce Muhsin Kızılkaya’dan bir alıntı yaparak, “Devlet asimilasyon ve inkardan vazgeçti. Ancak PKK barış sürecine hazırlıksız yakalandı. Bunun için yalpalıyor” demiştiniz.

Devletin hataları daha çok beceriksizlikten kaynaklanıyor. Devlet, uzun süre hata yapmış ama değişmek istiyor. Bu hataların bir kısmını değiştiriyor, bir kısmını değiştiremiyor. Bu biraz da kapasite ve zaman meselesi... Devlet dönüşmek istiyor, hevesi var, büyük oranda bir dönüşme yaşadı da, ama bunu tümüyle yapamıyor. Öte yandan PKK eski PKK. Bu daha da kötü bir yönüyle. Sürekli, barış, demokrasi, kardeşlik diyor ama aslında ideolojik olarak PKK’nın Esad rejiminden bir farkı yok. Hayallerindeki devlet de öyle bir devlet zaten. Tamamiyle sokakta nefret oluşturarak başarılı olmak, ayrı bir devlet kurmak gibi hayaller içine girdiler şu anda. Ben zayıfladıkları kanaatindeyim, uluslararası sistemin de etkisiyle. O yüzden iç savaşa dönüyorlar.

İç savaşa mı dönüyorlar?

Yani sokakta nefret oluşturarak, insanlar birbirini kessin, yaksın, assın, buna dönüyorlar. Nevruz kutlamaları böyleydi. İstanbul’daki Türk’ü ve Kürt’ü kavgalı hale getirmek istiyorlar... Mutlu Kürt görmekten nefret ediyor PKK. Türkiye’de mutlu Kürt olmasın ki insanlar PKK’ya yönelsin istiyor. Bu yüzden de meseleyi Güneydoğu meselesi, yani Kürtlerin yaşadığı bölge meselesi olmaktan çıkartıp İstanbul’da, Mersin’de, Edremit’te Türk ile Kürt’ü birbirine düşürmek ve birleşemeyecek hale getirmek istiyorlar. Bu yaptıkları biraz da Taşnaklar’ın yaptığına benziyor.

İbrahim Tatlıses, bıyığından sesine kadar en Kürt Kürt. Aynı zamanda da mutlu bir Kürt... Çünkü en Kürt haliyle sıfırdan yükselmeyi başardı ve silah olmadan da bu ülkede Kürtlere hayat olduğunu kanıtladı...

Suriye’deki Kürt sayısı 2 milyon. PKK içinde de yüzde 30 Suriyeli Kürt var. Ama PKK’nın komuta kademelerindeki Suriyeli Kürt oranı yüzde 30’dan daha fazla. PKK’nın etkili komuta kademelerinde Suriyeli Kürtler daha ön planda!

Kürt kökenli olan ama Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığıyla da gurur duyduğunu söyleyen Maliye

Bakanımız Mehmet Şimşek bütün varlığıyla sokaklarda dolaştığı sürece; bu PKK’nın başarısızlığının ilanı, haykırılmasıdır!

En Kürt, Kürt İbrahim Tatlıses

“PKK’nın yaptığı Taşnaklar’ın yaptığına benziyor” dediniz. Açar mısınız?

Osmanlı’nın son döneminde, 1915’te nasıl Ermeniler bir dram yaşadılar ve Taşnaklar’ın günahını bütün Ermeniler çekti. Şimdi de PKK aynı yolda ilerliyor. Taşnaklar ayrı bir devlet kurabilmek için Osmanlı’nın zaaflarını istismar ettiler. Önce mutlu ve entegre Ermenileri ezdiler. Onların varlığını, hedefleri önünde engel saydılar. Mutlu Ermeniler ezilince ve Kürtler ve Türklerle, Ermeniler arasında kan davası başlatılınca arkası geldi. Kitleler kıyım yarışına girdi. Taşnaklar bazı yerlerde Osmanlı askerinin üniformasını giyip kıyım yaptılar. Bazı yerlerde öylesine vahşi katliamlar yaptılar ki, katliam katliamı, kin kini çekti. Görüşmeyi, uzlaşmayı hiç düşünmediler. Diğer devletlerle bu yolla ortaklık bile kurdular. Sonuç Ermeniler’in vatanlarını kaybetmeleridir. Ermeniler’in zenginliğe ve birkaç nesle veda etmesidir. Taşnaklar iç savaşla devlet kurayım derken, Ermeniler için herşeyi berbat ettiler. Silahlı bir ayaklanmadan meşru bir bağımsızlık hareketine değil, kanlı bir terör örgütüne evrildiler. Terörü bir türlü bırakamadılar. Çünkü akıttıkları her kan yenisini gerektirdi. Ilımlı ve makul Ermenileri kendileri katlettikleri için akıl da bir türlü o cenaha uğramadı.

Tıpkı PKK gibi diyorsunuz?

Evet. Birinci Dünya Savaşı’nda Ruslarla işbirliği yapıp, Türk köylerinde ciddi katliamlara sebep oldular. Sonunda da çok acı ama tehcir oldu... Bedelini bütün Ermeniler çekti. Bugün de PKK, nerede başarılı bir Kürt varsa, başarılı bir Kürt-Türk birlikteliği varsa onu hedef almaya çalışıyor. Türk’ten nefret etmeyen Kürt’ten nefret ediyorlar. O yüzden zaten “Hadi gel, masaya oturalım, konuşalım, uzlaşalım” denilecek bir taraf değil PKK. O yüzden uzun süredir, “PKK’yı değil, halkı muhatap alalım” diyoruz. Bu arada tabii ki Kürt halkının iktisadi, sosyal, siyasal, hukuki tüm ihtiyaçlarını karşılayalım. Beklemeden, hemen... İngilizlerin bir deyişi vardır. “Too little too late” denir. Yani çok az çok geç... İşte, Kürtçe’ye serbestlik tanıyorsunuz, bir parça veriyorsunuz ve çok geç veriyorsunuz. Ya kardeşim bunu adamakıllı ver, zamanında ver bir de! Nasıl olsa sonunda yine vereceksin. Hem kendini hem başkasını perişan ediyorsun. Kürtçe televizyon işte... Anlamı azaldığı bir zamanda verildi. Aynı şekilde şimdi yargıda Kürtçe konusu var. Adam diyor ki, “Benim ana dilim Kürtçe, ben Kürtçe savunacağım kendimi.” Yargıtay “Hayır, savunamaz!” diyor. Mahkeme diyor ki, “Hayır savunamaz. Çünkü Türkçe biliyor.” Buna sen karar veremezsin ki!

Peki ne yapılabilir?

Meclis bir cümlelik bir yasa çıkartacak. Şu anda Anayasa’yı değiştirelim diye uğraşıp duruyorlar. Ormanı değiştirelim diyorlar, oysa içeride bir sürü yamuk yumuk ağaç var, onları değiştirsenize! Mesela koyarsınız bir madde, “Kişi suçlandığı bir mahkemede dilediği dille savunma yapabilir” diye. Devlet isteyene tercüman sağlar. Hakime hiçbir inisiyatif bırakmazsınız. Ama hakime bırak, üç yıl sürüncemede bırak, en sonunda ver ama az ver, böyle olmaz. Bunun bir katkısı yok meselenin çözümüne. Bu arada PKK ile de eğer silah çekiyorsa vuruşalım, suç işleniyorsa, mesela KCK adı altında, yargılayalım. Ama “Görüşme yapmak istiyoruz” deniyorsa, o görüşmenin bir tek gündemi olabilir, terörü bitirmek, terör örgütünü tasfiye etmek. PKK ne diyor? “Ben Kürtlerin hakkını savunuyorum” diyor. Öyleyse ben Kürtlerin haklarını verdikten sonra niye silah kullanıyorsun?

Tatlıses’in siyasete girmesi PKK’nın tezini çökertecekti

Hocam siz bir yazınızda örgütün tehdit ettiği Kürt yazar, sanatçı ve aydın listesinin uzun olduğunu belirtmiş ve “Şivan Perwer, Orhan Miroğlu, Mehmet Metiner, Kemal Burkay ve Muhsin Kızılkaya bunların başında geliyor. Şimdi listeye tanıdık bir sima daha girdi; İbrahim Tatlıses. Tatlıses’e silahlı saldırı esrarını hâlâ koruyor. Saldırganlar yakalandı, ama azmettiren örgüt mü, bu hâlâ belli değil” demiştiniz...

Evet. Tatlıses en Kürt haliyle hayatta yükselmeyi başardı ve silah olmadan da bu ülkede Kürde hayat olduğunu kanıtladı. Onun siyasi hayata girmesi PKK’nın tezlerinin çökmesine yardımcı olacaktı. Ayrıca ‘en Kürt adam’ın, yani Tatlıses’in PKK çizgisinden farklı bir partide siyaset yapması örgütün Kürtlerin çoğunluğunu temsil etmediğinin yeni bir kanıtı da olacaktı. PKK geçen yıl özellikle seçim sürecinde hiç bilmediği bir oyunun içine düştü ve o zamandan bu yana ne yapacağını da bilemiyor. Polise tokat atıyor, tekme atıyor, fakat eskisi gibi karşılık bulamıyor. Provokasyonları hep boşa gidiyor. Çünkü örgüt silah dışında siyaset yapmayı bilmiyor. Öcalan ise Kemal Burkay’ın işaret ettiği gibi, Kaddafi, Hafız Esad ve Saddam Hüseyin gibi kendisi dışında kimseye tahammül edemiyor.

İbrahim Tatlıses için “En Kürt adam” diyorsunuz...

Evet. Çünkü İbrahim Tatlıses sosyal tabakanın en altından en tepeye Kürt olduğu için yükselmiş birisi. Yani Kürt gırtlağı olduğu için, şarkılarını Kürt gibi söylediği için yükselmiş birisi. Kıro olmanın kötü bir şey olmadığını göstermiş birisi.

Tatlıses’in mutluluğu PKK’yı mutsuz ediyor

Anlayamadım?


Hani daha çok Kürtler için kullanılan o kötü sıfatlamanın aslında olumlu bir şey olarak da toplumda algılanabileceğini kanıtlayan birisi Tatlıses. Kürt gibi şarkı söylüyor ve zirveye çıktı. Türklerle iş tutuyor, Türklerle evleniyor, çocuk sahibi oluyor, İstanbul’da işler kuruyor...

Sonunda da AK Parti’den milletvekili olmak istiyor. Eğer vurulmasaydı da olurdu deniyor...

Evet... Tabii ki bu adam PKK’nın zihninde bir başarısızlık sembolü. Çünkü yıkıyor PKK’nın söylediği bütün şeyleri. İbrahim Tatlıses tek değil, böyle pek çok insan var. Ama benim korkum şu; PKK o kadar çok zarar veriyor ki Güneydoğu’ya, oradan yeni bir İbrahim Tatlıses çıkmıyor. Mühendis ve doktor da çok çıkmıyor artık Diyarbakır mahallelerinden. Kürt deyince insanların aklına artık yavaş yavaş terörist gelmeye başlıyor. Bu zihinlere yerleşiyor. PKK şunu söyleyemez; “Ben geçici olarak bölgeye zarar veriyorum. Ama yarın devlet kuracağım, o zaman gençleri eğitirim.” Öyle bir şey yok, 30-40 yılı yiyorsunuz. Mesela Maliye Bakanımız Mehmet Şimşek Kürt.

Evet, Batman Gercüşlü...

“Ben etnik olarak Kürt kökenli ama Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığıyla gurur duyan bir vatandaşım” demişti... Mehmet Şimşek bütün varlığıyla sokaklarda dolaştığı sürece, bu PKK’nın başarısızlığın ilanı, haykırılmasıdır. Yarın bir tane daha Maliye Bakanı çıkabilir mi? İşte ben bunu çok zor görüyorum.

Tatlıses’i vuranları azmettiren PKK da olabilir diyorsunuz...

Gazetelere de yansımıştı o dönemde. Ama şöyle bir şey var; PKK ile uğraşmak kolay değil. O yüzden PKK sizi öldürtmek istese bile, siz bunu bilseniz bile, sonra konuşmuyorsunuz. Benim gördüğüm kadarıyla şu anda da o olayın konuşulmasını kimse istemiyor, istemez. Hak veriyorum, kim birey olarak bir örgütle uğraşmak ister ki! Ama burada önemli olan şey şu; İbrahim Tatlıses en Kürt, Kürt! Aynı zamanda da mutlu bir Kürt. Kürtlüğün bütün sembollerini, bıyığından sesine, mimiğinden duruşuna kadar taşıyor...

Kadınlara tavrına kadar da mı? Çünkü böyle olumsuz tarafları da var ne yazık ki!

Tabii... Ama önemli olan şu; en fakir tabakadan gelen Kürt olarak mutlu. Bu da Kürtlerin mutlu olmasında fayda görmeyenleri mutsuz ediyor. “Urfa’da Oxford vardı da okumadık mı?” demişti mesela.

Bu sözüyle de tıpkı sesi, duruşu gibi bir simgeydi aslında... Çünkü hem kendisinin hem de Güneydoğu’nun durumunu özetlemişti?

Evet. Ama benim geleceğim yer farklı. Şu anda Urfa’da Oxford olsa da Kürtler oraya gitmez. Nitekim her ile bir üniversite açılıyor Güneydoğu’da. Ama benim endişem şu; PKK rol modelleri bitirdiği için ve sürekli olarak da gençler arasında yıkıcı faaliyetlerde bulunduğu için, hayata dönük de yıkıcı. PKK, aslında Kürtlerin geleceğini yıkıyor. Kürt gençlerin eğitimine engel oluyor, bir neslin bilimsel verilerle, değerlerle yetişmesinin önüne set çekiyor. Yarın öbür gün, olmaz ama ayrı bir devlet kuruldu diyelim, ne olur ki o Kürt’ten? Ekonomik ve sosyal tabakanın en altında yer alır. İbrahim Tatlıses gibi böyle yukarı çıkma fırsatı yakalamak kolay değil. O yüzden PKK gerçekten Kürtleri düşünüyorsa, ne mücadele veriyorsa verir, ama Diyarbakır’a yatırım yapılmasını engellememesi gerekir. İnşaat şirketlerinin şantiyelerini yakmaması gerekir. Oradaki okullaşmaya engel olmaması gerekir. Kürtçe, İngilizce veya Türkçe, ne eğitim verirse versin. Bunu IRA yapmadı mesela...



(gazetevatan.com)
YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Bu Kategorideki Diğer Haberler
EN ÇOK OKUNANLAR
Bu habere de bakabilirsiniz Tipioğlu annesini kaybetti.

Tipioğlu annesini kaybetti.

Kurumsal

İçerik







Yukarı Çık