Ana Sayfa Güncel Sorun, Kürt Sorunu mu, Yoksa Statü mü

Sorun, Kürt Sorunu mu, Yoksa Statü mü

Demokratik özerklik PKK'nin küçük bir bölgede egemenliğini kurma çabası, dayatma şeklinde tüm ülkeyi geriyor. Oysa çözümün yeri belli, Meclis...

Giriş Tarihi: 5 Ağustos 2011 Cuma 07:04
Sorun, Kürt Sorunu mu, Yoksa Statü mü
TSK'daki son istifa eylemleri de göstermiştir ki Türkiye'de sivilleşme ve demokratikleşme konusunda ciddi bir irade var. Darbeler döneminin kapandığına, darbe planlayanların ve darbeye kalkışmış olanların yargılanmaları ve ceza almalarının önündeki engellerin birer birer ortadan kalktığına tanık oluyoruz. Bu noktaya gelinmesinin temel nedeni Türkiye demokrasi tarihinin en önemli kilometre taşı olan 12 Eylül 2010 referandumudur. Son seçimde AK Parti'nin aldığı % 50 oy oranı da önemli bir faktör. Kemalist vesayetçi rejim ve yargı diktasını sonlandıracak olan bu gidişatı destekleyen aydınları lümpen bir ağızla "peşkir tutanlar" şeklinde eleştiren garip kişiliğin ve Ergenekon davası sürecinde siviller ve vesayetçiler arasında yaşanan mücadeleye "yiyin birbirinizi" diyerek dışarıdan bakmayı marifet sayan zevatın, demokrasi karşıtı bu tavırlarının ödülünü demokrasiye en çok ihtiyacı olan Kürtler tarafından milletvekili olarak seçilerek almaları Kürt halkı için büyük bir talihsizlik olmalı.

Referandum sonucunun meyvelerini vermeye başlamasını bile görmezden gelen bu "postalsever" zatların Ergenekoncu/Kemalist rejimden yana duruşlarını "postal yalayıcılık" olarak tanımlamak yanlış olmaz. Burada asıl hazin olan, bazı köşe yazarı, aydın ve akademisyenlerin suskun kalmaları ve bu tip "blok" adaylarını desteklemiş olmalarıdır.

Milletvekili seçildikten sonra bile kriz yaratmak isteyenlerin oyuncağı konumuna düşen ve bir komedyaya dönüşen bu zatların tavırlarını (içinde bazı Taraf yazarlanın da bulunduğu) eleştirinin muhatabı olanlar içlerine sindirebiliyorlar mı? Acaba gelinen nokta itibarı ile bu kişilere verdikleri oylardan dolayı bu aydınlarımız vicdanen rahatlar mı? Aydın megalomanisinden uzaklaşarak bir özeleştiri yapmaları gerekmez mi?

Ergenekon davasının ve anayasa değişikliğinin karşısında tavır alıp, Kemalist rejimin devamından yana olanlar genel seçimlerde çeşitli alanlarda işbirliği yapmalarına rağmen AK Parti'nin yükselişini önleyemediler. Bu kez de AK Parti'nin seçim başarısına gölge düşürmek ve meclisi çalışamaz duruma getirmek için kaotik bir ortam yaratma uğraşı içine girdiler. Milletvekili seçilen ve tutuklu bulunan bazı kişilerin mahkemelerce serbest bırakılmamasını ve Hatip Dicle'nin seçilme yeterliliğinin olmadığına dair YSK kararını manipüle edip, sorumlusu AK Parti imiş gibi göstererek aldıkları "boykot" ve "yemin etmeme" kararı da toplumda tepki ile karşılandı.

Özgür iradeleri dışında başka odakların dayatması ve telkinleri sonucu bir anda "kendisini devre dışı bırakarak" meclisten kaçanlar sorunların tartışma alanının en önemli yerinin meclis olduğu gerçeğini göz ardı ettiler. Bu eylemlerinden dolayı sonradan pişmanlık belirtisi gösteren CHP'yi "yakalayıp" meclise getirme görevi AK Parti'ye düştü. Kamuoyu araştırmalarına göre CHP bu eyleminden dolayı kan kaybına uğrayarak geri döndü. Nerede nasıl tavır alacağı belli olmayan BDP ise, AK Parti tarafından bir "deklarasyon" ile meclise davet edilmeyi bekliyor.

Meclis'e gelemeyen tutuklu milletvekillerinin durumlarının yasal bir düzenlemeyi gerektirdiği anlaşılınca, hükümetten "acil" çözüm teminatının verilmesinin beklendiği bir ortamda, kamuoyunu derinden etkileyen olaylar oldu. Asker ve sivil kişilerin PKK tarafından kaçırılması ve Silvan'da 13 asker ve sayısı netlik kazanmayan (2 veya 7) PKK'linin öldürülmesi olayları gerginliği çok tırmandırdı. Cenaze törenlerinde Türk milliyetçiliği tavan yaptı. Halklar arasında sadece düşmanlığı körükleyen bu sisli ortamda, DTK'nın, kapsamı ve içeriği belli olmayan, "kendilerinin çalıp kendilerinin oynadığı" "demokratik özerklik" ilanı ise ortamı daha da provoke eden alarmist bir karardı.

Kürtlerin PKK/DTK/BDP tarafından "bloke edilen kesimi" dışında kalan büyük çoğunluğu arasında kabul görmeyen "demokratik özerklik" Kürt halkı arasında ayrışmayı da derinleştirir. Ayrışma "özgür irade" ile "hegemonik" anlayış arasındadır. Kürt halkı özgür iradesinin etkin olduğu bir mekanizmayı niteliksel olarak henüz devreye sokmuş değil. Bu irade güce dönüşmeyen büyük bir potansiyeldir. AK Parti'ye oy veren Kürt halkının ezici çoğunluğunu da bu kesim içinde sayabiliriz. Şu anda "demokratik özerklik" savunucusu konumunda olan ve egemen Kürt siyaseti gibi görünen PKK/DTK/BDP çizgisi ise, lidere(lere) dayalı "hegemonik" bir yapının temsilcisidir. Aslında dikkat edilirse, başında "demokratik" tanımlaması olan devlet ve kurumların büyük çoğunluğu demokrasi ile ilgisi olmayan baskıcı ve otoriter yapılardır. Başında "demokratik" yazılı olan kurumlara karşı her zaman bir "rezerviniz" olmalı.

PKK'nin son eylemleri ve DTK'nın "demokratik özerklik" ilanı hem Kürt kesimindeki militan unsurları ve hem de Türk kesimindeki milliyetçi militan kesimleri tahrik edici, şiddet içeren aktivitelere davet edici niteliktedir. Ayrıca Türk halkı arasında da Kürtlere karşı tahriki körüklemek isteyenlere arzuladığı kaotik ortamı yaratır. Son günlerde Batı illerinde yaşayan ve çalışan Kürtlere yönelik ırkçı saldınların bir nedeni budur. Çözümün önünün açılmasını çatışmacı bir dil ve ortam engeller. Ama çatışmacı ve gergin ortam bazılarına mevki ve rant olarak dönebiliyor. Yine de sevindirici olan, Türk ve Kürt kamuoyunda sağduyulu insanların çoğunlukta olması ve güvenlik güçlerinin, geçmiş ile kıyaslandığında, çok daha adil ve sorumlu davranarak olayların büyümesini önlemesidir.

Dünyada ve Türkiye genelinde Kürt sorununa olumlu katkı sunacak kamuoyu desteği olmadan sorunun çözümü çok zor olacaktır. Soğuk Savaş döneminden kalma argümanları kullanarak çözüme destek bulmak olası değil. Ne kadar haklı gerekçeleriniz olursa olsun yönteminiz şiddet ise kimseden destek alamazsınız. Bu anlayış sizi giderek erime sürecine götürür ve sonuçta marjinal bir grup olarak ortada bırakır. Mağdur konumda olan halkın taleplerini kabadayılık taslayarak, sokakta görevli insanlara saldırarak elde etmeye çalışmak akılcı politik bir yöntem değil, mafyavari bir tavırdır. Haklılığımızı evrensel değerleri ve insan haklarını savunarak ve mütevazı davranarak ispatlamalıyız. Savunduklarımız ile yaptıklarımız arasında uyum olmalı.

Ne yazık ki, uyumsuzluk bir yandan "Türkiye'nin siyasi bütünlüğünü ve birlikte yaşamayı" savunmak, diğer yandan da tek başına "demokratik özerklik" ilan etmek şeklinde kendisini gösteriyor. "Demokratik özerklik" Türkiye'nin idari yapısı ile ilgilidir. Türkiye genelinde yüzde 6, Kürt halkının ise dörtte bir oyunu bile alamayan BDP'nin tek başına Türkiye'nin idari yapısını değiştirdim demesi "abesle iştigaldir". İdari yapı halkların ortak kararı ile belirlenir. "Ben ilan ettim, oldu bitti" tavrı sonradan pişmanlık getirebilir. Çünkü uyum değil, sürtüşme doğurur.

Demokratik özerklik tartışılmaz ve savunulmaz demek istemiyorum. Meclis'te tartışıp, muhataplarınızı ikna edip, halk oylamasına götürebilirsiniz. Demokrasilerde başka yol yoktur. BDP'li temsilcilerin ise bu konuda donanımsız olduğu ve kafalarının net olmadığı Bengi Yıldız'ın Neşe Düzel'le yaptığı söyleşide de görüldü. Söyleşi tek kelime ile bir komedyaydı. On beş soruda "demokratik özerklik"in tanımını ve kapsama alanını öğrenemeyen Neşe Düzel'in emeğine üzüldüm. Şu açıkça ortada: Kemalizm'e ve Ergenekon'a karşı tavır almayan "demokratik özerklik" mucitlerinin kafalarında net olan tek şey Kürt halkının sorunlarının öncelikli olmadığıdır. Öncelikleri; kendi egemenlileri altında ufak bir bölgede hegemonik bir yönetim kurmak ve buna bağlı olarak statü sahibi olmaktır.

Sorunları yerinde çözmek için katı merkeziyetçi bir yapı yerine, Adem-i merkeziyetçi bir yapıyı tercih etmek ve yerel yönetimleri güçlendirmek en rasyonel yönetim biçimidir. Bu, o ülkenin şartlarına göre, bazen federasyon, bazen eyalet ve bazen de yerel yönetimlerin yetkilerinin güçlendirilmesi şeklinde olabilir. İdari yapılanmaya, o coğrafyada yaşayan tüm halkın istekleri göz önüne alınarak ve ülkede bir plebisit yapılarak karar verilir. Her canı isteyen kesim veya örgütün "ben bunu istîyorum" şeklinde bir dayatma yapması kargaşadan başka bir şey yaratmaz. Bu açıdan bakıldığında da "demokratik özerklik" aynı zamanda bir dayatmadır.

Türkiye'de demokrasinin standartlarının yükselmesi, hem Kürt sorununu ve hem de diğer sorunların çözümünü olumlu yönde tetikler. Şimdiye kadar atılan demokratik adımların hiçbirisine katkı sunmayan ve hatta karşı tutum sergileyen, bugün de bu tavrını sürdüren BDP'den, belli kesim ve aydınların hâlâ umutlu olmaları ya da fazla "Kürt sever" davranmaları Kürt sorununun çözümüne katkı sunmuyor. PKK'nin taktiğe dayalı "ateşkeslerinin" de bir çare olmadığı görüldü: Şiddeti temel mücadele yöntemi seçen örgütlerin yapısı heterojendir. İçinde birden fazla aktörün barınması bu tür örgütlerin en önemli handikabıdır. Bundan dolayı demokrasiye evrilme konusundaki süreçlere PKK-BDP kanalından olumlu katkı beklemek fazla iyimserlik olur.

Dost-arkadaşın bedava "turistik seyahatine" dönüşen İrlanda gezileri de çözüme katkı sunmaz. Ne İngiltere kamuoyu Türkiye kamuoyuna ne de Sinn Fein ve IRA Kürt örgütlerine benziyor. Bu insanlar eğer "eşitlik temelinde" sorunun çözümüne katkı için sözlerini dinletebiliyorlar ve kendilerini bu işte aktör olarak görüyorlar ise öncelikle; a) şiddeti yöntem olarak seçenleri koşulsuz olarak bundan vazgeçirme, b) ardından ülkeyi yönetenleri de koşulsuz bir "genel af"a ikna etme uğraşı içinde olmalılar.

Kürt sorununun çözümünün yeri Türkiye'dir. Sorunun çözümünün sorumlusu ve en önemli aktörü de bugünkü hükümettir. Muhatap da tüm Kürt halkı ve Türkiye demokrasi güçleridir. Demokrasilerde hiçbir parti tek başına bir halkın temsilcisi olamaz. Kürt halkı çeşitli katmanlardan ve farklı düşünen kesimlerden oluşan bir yapıya sahiptir. Bundan dolayı birçok kişi ve kurum tarafından temsil edilebilir. Öncelikle soruna hükümet adına direkt inisiyatif kullanan yetkilinin Kürt sorununa ve Kürtlere, Başbakanın deyimi ile, "Fransız" olmaması lazım. Açılımın kendisinin iyi bir proje olduğu ama iyi yönetilmediği de bir gerçek. Açılımı yeniden canlandırmak ve kapsama alanını daha da genişletmek lazım. İlk adım, yeni Anayasa çalışmalarının yanı sıra, mevcut yasa ve yönetmenliklerde ırkçı ve tekçi anlayışı ifade eden uygulamalara son vermek ve eğitim dahil Kürtçe'nin önündeki tüm engelleri kaldırmak olmalıdır.(HABERTÜRK)

YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Bu Kategorideki Diğer Haberler
Bu habere de bakabilirsiniz Viranşehir'de PKK operasyonu 10 gözaltı

Viranşehir'de PKK operasyonu 10 gözaltı

Kurumsal

İçerik







Yukarı Çık