Ana Sayfa Siyaset TÜSİAD'DAN TÜM PARTİLERE ÇAĞRI

TÜSİAD'DAN TÜM PARTİLERE ÇAĞRI

Türk Sanayici ve İş Adamları Derneği (TÜSİAD) Yüksek İstişare Konseyi (YİK) Başkanı Tuncay Özilhan, tüm partilere "gün birlik günüdür" çağrısı yaptı.

Giriş Tarihi: 12 Mayıs 2016 Perşembe 22:35
TÜSİAD'DAN TÜM PARTİLERE ÇAĞRI
TÜSİAD YİK toplantısı Sabancı Center’da yapıldı. Toplantının açılış konuşmasını YİK Başkanı Tuncay Özilhan yaptı. Özilhan konuşmasının başında, Türkiye'de siyasi iktidarsızlık yaşanmakta olduğuna dikkat çekerek, "Geçen haftanın olayları üç şeyin hayati önemini bir kez daha hatırlattı" dedi ve ekledi:

"Belirsizliğin mahsurları, kişilerden bağımsız, sağlam kurumsal yapıların önemi ve parlamenter sistemin çalışır ve çözüm üretir halde olması. Geçen haftadan beri siyasi belirsizlik bir kez daha gündemimiz de ilk sırayı işgal eder oldu. Fakat şu anda en büyük belirsizlik hükümette yer alacak isimlerin kimler olduğu değil. Tabii ki, Türkiye hükümetsiz kalmayacak. Önemli olan Türkiye’de demokratik sistemnin sağlıklı işleyişinin devam etmesidir. Bu nedenle en öncelikli konu demokrasinin organlarının işleyişine ilişkin belirsizliklerin giderilmesidir. Unutmayalım hayat belirsizliği sevmez. Bilirsiniz ki puslu havayı kurtlar sever.”

Sözlerini, “Dileğimiz içinden geçtiğimiz bu sürecin sonunda, 21. Yüzyıl Türkiye’sine yakışan bir anayasaya kavuşmamızdır” diye sürdüren Özilhan, yeni anayasa çalışmkalarına ilişkin olarak da şunları söyledi:

"Yeni anaysa kavga ve kutuplaşmayı artırmaya değil, birlik ve beraberliği artırmaya hizmet etmelidir"

“Modern dünyada anayasaların özellikleri bellidir. Evrensel normlara uygun olmayan bir çerçeve, uzun vadede sıkıntı getirir. Laiklik, demokrasi, insan hakları, ifade özgürlüğü ve hukukun üstünlüğü ilkelerini tartışma dışı bırakmalıyız. Uzun vadeyi düşünerek hareket etmek, temel ilkeler üzerinden hareket etmek ve hukuk devletini tartışmasız şekilde tesis etmek günün sonunda herkes açısında daha iyidir. Güncel sorunu çözmek için, siyasi sistem ve toplumsal hayatı düzenleyen kurallarla oynamanın uzun vadeli sonuçları her zaman hüsran olmuştur. Bir bumerang gibi dönüp kısa vadeli çıkarı uğruna sistemin çarklarına çomak sokanları vurmuştur. Yeni anayasa tartışmalarına da bu açıdan yaklaşmalıyız. Yeni anayasa bir grubun nüfus alanını, bir diğer grup aleyhine genişletme mücadelesi olarak bakamayız. Yeni anaysa kavga ve kutuplaşmayı artırmaya değil, birlik ve beraberliği artırmaya hizmet etmelidir.”

“Ya biz sorunları çözeceğiz, ya sorunlar bizi çözecek"

Tuncay Özilhan, “Farklı kavimlere ev sahipliği yapmış bu topraklar, üzerinde yaşan farklı halklar sayesinde gelişmiş, tarih boyunca göçler hep değişim ve dinamizm kaynağı olmuş, bunca farklılıklarla bir arada, sürekli değişim ve devinim içinde yaşamak bu coğrafya insanına büyük bir adaptasyon ve değişimi yönetme becerisi kazandırdı. Yeni anaysa yapım sürecinde en büyük güvencemiz, tarihimizden kaynaklanan bu özelliğimizdir. Bu özelliği kullanabilirsek önemli bir sıçrama imkanı elde edeceğiz. Aksi halde bu süreç ya mevcut güç çekişmesiyle devam edecek ya da bir grubun toplum vizyonunu diğer gruba dayatmasıyla sonuçlanacak. Her iki halde de sorunlar daha da ağırlaşacak. Belli ki, ya biz sorunları çözeceğiz ya da sorunlar bizi çözecek” dedi ve sözlerini şu çağrıyla tamamladı:

"Artık kısır siyasi çatışmalara bir çözüm bulunması gerekiyor. Her şey bir yana terör sorunu bir yana. Üst üste gelen şehit haberleri yüreğimizi dağlıyor. Daha fazla takatimiz kalmadı. Bu bütün partilere bir çağrıdır. Gün birlik günüdür. Bıkmadan, usanmadan, bir şey olmuyor demeden, sorunlara çözüm bulmamız gerekiyor. Bildiğimizi, inandığımızı söylemeye devam edeceğiz."


TÜSİAD: Özgür düşünceden korkmayan, öz güveni olan bir Türkiye’den yanayız

Türk Sanayici ve İş Adamları Derneği (TÜSİAD) ifade özgürlüğü, toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkının güvenceye alınmasını önemsediklerini vurgulayarak, "Her ne olursa olsun özgür düşünceden korkmayan, öz güveni olan bir Türkiye’den yanayız" dedi.

TÜSİAD Yüksek İstişare Konseyi'nin (YİK) Sabancı Center’da yapılan toplantısının açılışında konuşan Cansen Başaran Syems, "Yılın ilk aylarında ABD Merkez Bankası Fed'in daha önce öngörüldüğü kadar hızla faiz yükseltmeyeceğinin anlaşılmasıyla başlayan hareketlilik, kısa vadeli sermaye akımları sayesinde Türkiye piyasalarında ılımlı bir hava estirdi" dedi ve ekledi:

"Buna Avrupa ekonomisindeki yavaş ama istikrarlı büyüme ve petrol fiyatlarının düşüklüğü eklenince Türkiye ekonomisi makro düzeyde yeni ve olumlu bir dengeye oturma imkanı buldu. Ancak enflasyonun kalıcı bir şekilde düşük tek haneli rakamlara getirilememiş olması, yetersiz tasarruflarımızın, yatırım ihtiyacını karşılayacak düzeye çıkmaması hala risk olmaya aday. Daha da önemlisi, ekonomi son dört yıldır büyüyor ancak verimlilik hiç artmıyor. Bu yıl ülkemizi ve coğrafyamızı fazlasıyla etkileyen terör olayları nedeniyle turizm sektöründe önemli kayıplar yaşanıyor ve sıkıntıların daha da derinleşmesi bekleniyor. Turizmin Türkiye ekonomisinde onlarca sektörü de besleyen bir alan olduğu hatırlandığında dolaylı maliyetin hayli yüksek çıkacağını öngörebiliyoruz."

"Vize sorununun ilişkileri kopma noktasına getirmeden çözülebilmesini diliyoruz"

Cansen Başaran Symes, “Vicdan sahibi herkesin yüreğini paralayan, Suriye’deki vahşetten kaçan mültecilerin kitleler halinde Avrupa ülkelerine akmasıyla ortaya çıkan trajedi ilişkilerin canlanmasına neden oldu. Türkiye ve AB arasında uzun zamandan beri donan temaslar, yürümeyen üyelik müzakereleri nedeniyle kopmuş gözüken ilişkinin yeniden tesisi için tali bir kanal açılmış oldu" dedi ve şöyle konuştu:

"Sonuçta mülteci krizinin atlatılması için taraflar müzakerelere başladılar. Toplumumuzun uzun süredir beklediği ve aslında AB ile ilişkilerimizde ciddi bir haksızlık örneği olarak duran vize zorunluluğunu kaldıracak anlaşma bir bakıma AB-Türkiye geri kabul anlaşmasına eklenerek imzalandı. Avrupa Komisyonu raporuna göre Türkiye bu anlaşmanın yürürlüğe girmesi için gereken 72 şartın ezici çoğunluğunu yeterli ölçüde ve hızla yerine getirdi. Burada gerekli adımların süratle atılmış olması küçümsenmeyecek bir başarıdır. Anlaşmayı onaylaması gereken son merci Avrupa Parlamentosu, terörün tanımı konusundaki anlaşmazlık nedeniyle katı bir tutum takındı. Son iki günün gelişmeleri Türk vatandaşlarının AB'ye vizesiz seyahat etmelerini sağlayacak anlaşmanın onaylanması ve dolayısıyla uygulanması hakkında taraflar arasında ciddi pürüzlerin sürdüğünü açıkça bizlere gösterdi. Sorunun ilişkileri kopma noktasına getirmeden çözülebilmesini diliyoruz. Ancak ülkemizin terör tehdidi ile karşı karşıya kaldığı bir ortamda AB’nin terörle mücadeleyi aksatacak bir beklenti içinde olmaması gerekir."

Yolsuzlukla mücadele programının uygulanması

Symes, "Vize anlaşmasının koşulu olan diğer maddeler içinde özellikle yolsuzlukla mücadele programının uygulanması ve Avrupa Konseyi’nin bu alandaki organı Yolsuzluğa Karşı Devletler Grubunun tavsiyelerine uygun yasal düzenlemelerin yapılmasını önemsiyoruz. Bu yönde alınacak her türlü önlem ve uygulanacak programların önemini özellikle belirtmek isterim” dedi.

"İfade özgürlüğü, toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkının güvenceye alınmasını önemsiyoruz"

Sözlerini, "Neredeyse 1 yıla yakındır ülkemiz PKK’nın terör taarruzu ile karşı karşıya. Güneydoğu’daki pek çok il ve ilçemizde yüksek düzeyde can ve mal kaybına yol açan çatışmalar halen şiddetle devam ediyor" diye sürdüren Cansen Başaran Symes, "Her gün gelen tahammül sınırlarımızı zorlayan şehit haberleri, şehit olan güvenlik gücü mensuplarının haberleri, perişan ailelerin hikayeleri hepimizi derinden sarsıyor" dedi ve şöyle devam etti:

"Terör yüzünden Türkiye içerisinde yer değiştirmek zorunda kalan on binlerce vatandaşımızın durumu da İçimizi acıtıyor. Terörle mücadeleye kesin destek verirken, güvenlik güçlerimizin kayıp vermemesi, gelişmelerden sivil halkın etkilenmemesi için her türlü önlemin alınması öncelikli olmak üzere bu mücadelenin özgürlüklere helal getirmeden yapılması gerektiğine inanıyoruz. Bu çerçevede çözüm arayışı koşullarına dönülmesini en kısa sürede ümit ediyoruz. Güvenlik, ifade özgürlüğü, toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkının güvenceye alınmasını her durumda önemsiyoruz. Her ne olursa olsun özgür düşünceden korkmayan, öz güveni olan bir Türkiye’den yanayız."

"Doğru olan laikliğin çağdaş normlar ve demokratik ilkeler çerçevesinde uygulanmasıdır"

Cansen Başaran Symes, “Türkiye, laik, demokratik, piyasa ekonomisini uygulayabilen Müslüman çoğunluklu nüfusa sahip bir NATO üyesi ve AB üyelik adayıdır. Dünyada bu özelliklerin hepsini bünyesinde taşıyan başka bir ülke yoktur. Uluslararası düzeyin ihtiyaç duyduğu sentezi üretebilecek kapasite, tarihinden gelen birikim nedeniyle Türkiye’de vardır. Osmanlı modernleşmesi ve Cumhuriyet devrimi toplumumuza bir sekülerleşme perspektifi vermiştir. Bu perspektif ülkemizde toplumsal barış ve huzurun güvencesidir. Laiklik ilkesinin geçmişte katı ve otoriter bir yorumla uygulanmış olması bu ilkenin gerekliliğini tartışmaya asla meşru kılamaz. Doğru olan laikliğin çağdaş normlar ve demokratik ilkeler çerçevesinde uygulanmasıdır. İlkenin kendisinden vazgeçmek Türkiye’nin çağdaşlaşma iddiasından vaz geçmek anlamına geleceği gibi bundan da daha vahim şekilde toplumumuzun dengelerini bozacak ayrımcılık ve gerginlikleri artıracaktır. Bu gerekçelerle Cumhurbaşkanımızdan başlayarak, tüm sorumluların laiklik ilkesine sahip çıkması güvencemizdir. Laiklik konusu özünde Türkiye’nin çağdaşlığıyla, demokratik düzeninin sağlamlığıyla, toplumsal ahengiyle ilgilidir” diye konuştu.

Moskova - Ankara ilişkileri

Symes, “Rusya ile ilişkilerimizde bu denli gergin bir şekilde sürmesinin her iki ülkenin çıkarlarına uygun olmadığı aşikar. O nedenle Moskova ile Ankara arasında yumuşamaya imkan sağlayacak bir diyaloğun tesisinden yanayız” diye ekledi.

Özilhan'ın konuşmasının tamamı şöyle;
"Sayın Başkan, Sayın Divan, TÜSİAD’ın Değerli Üyeleri, Sayın Basın Mensupları,
TÜSİAD Yüksek İstişare Konseyi Başkanlık Divanı adına hepinizi saygıyla selamlıyorum. 
Son konuşmalarımda içinden geçmekte olduğumuz dönemin kaotik niteliğine vurgu yaparak ve dünyadaki ekonomik ve siyasi gelişmelerin baş döndürücü hızının karar alma süreçlerini çok zorlaştırdığını ve değişimi yönetmek için istişare mekanizmalarını çalıştırmak gereğinden söz etmiştim. 
Bu konuşmamda ise, içeride ve dışarıda etrafımızı saran karamsarlık ve endişe havasının maalesef henüz dağılmadığını, bu durumun ekonomik performansı da bozduğunu vurgulayacaktım. Belirsizlik ve ekonomik performans zafiyetinin bizi aşağı doğru çeken bir girdap yaratmaması için bazı öneriler yapmayı da planlıyordum.
Ancak geçen hafta Türkiye siyasetindeki gelişmeler planlamış olduğum konuşmayı değiştirme zarureti ortaya çıkardı. 
Geçen haftanın olayları 3 şeyin hayati önemini bir kez daha hatırlattı: belirsizliğin mahsurları, kişilerden bağımsız sağlam kurumsal yapıların önemi ve parlamenter sistemin çalışır ve çözüm üretir halde olması.
Geçen haftadan beri siyasi belirsizlik bir kez daha gündemlerimizde ilk sırayı işgal eder oldu. Fakat şu anda en büyük belirsizlik hükümette yer alacak isimlerin kimler olduğu değil. Tabi ki Türkiye hükümetsiz kalmayacak. Önemli olan Türkiye’de demokratik sistemin sağlıklı işleyişinin devam etmesidir. 
Bu nedenle en öncelikli konu demokrasinin organlarının işleyişine ilişkin belirsizliklerin giderilmesidir. 
Unutmayalım, hayat belirsizliği sevmez. Belirsizliği, puslu havayı, kurtlar sever. 
Dileğimiz, içinden geçmekte olduğumuz bu sürecin sonucunda 21. yüzyıl Türkiye’sine yakışan bir anayasaya kavuşmamızdır. Kurumların, iyi ve etkin çalıştığı bir sistemde, kurumun başında kimin olduğu önemsizleşir. Öyle ki, isimler değişse de, naçiz bedenler bir gün toprak olsa da, oluşturulan modelin gücü sayesinde kurumlar dimdik ayakta kalır. Biz buna iş dünyasında kurumsal yönetişim diyoruz. Kurumsal yönetişimi hayata geçiremeyen şirketlerin büyük bölümü üçüncü nesilde tarih olup gidiyor. Bizler kendi şirketlerimizde kurumsal yönetim ilkelerini hayata geçirerek kurduğumuz şirketleri gelecek nesillere güçlü biçimde aktarmaya çalışıyoruz. 
Değerli konuklar,
Dünya tarihinin önemli dönüm noktalarından birine hep birlikte şahitlik ediyoruz. Eşanlı olarak, bölgemiz ve ülkemiz de tarihi bir dönüşüm sürecinden geçiyor. Bu dönüşümü kavrayamayanlar, değişime ayak uyduramayanlar yok olma tehdidi ile karşı karşıyalar. 
Geçmişin zengin batı ülkeleri, eski güçlerini korumakta zorlanıyor. Teknolojiler hızla eskiyor. Dünya ekonomisindeki yeni normal, ekonomi politikalarında eski ezberleri geçersiz kılıyor. Büyük şirketler, küçülüyor, parçalanıyor. Geçmiş dönemin yönetim modellerine körü körüne bağlı kalan yöneticiler başarısız oluyor. Birçok ülkede merkez partiler siyaset sahnesinden siliniyor, eski liderler unutuluyor. 
Belli ki, yeni karşısında eski bünyenin hastalıklı yönlerini korumaya çalışanlar tasfiye oluyorlar. Oysa sorunlar karşısında aldıkları önlemlerle tasaffi olanlar, yani safralarını atıp saflaşanlar, bu değişimden daha kuvvetli, gelişmiş, büyümüş olarak çıkıyorlar. 
Dileğimiz ülke olarak bu büyük değişim ve dönüşüm sürecine ayak uydurmamız: bu türbulansın sonrasında ülkemizin artık yukarı doğru tırmanmaya başlaması. 
Eskinin eskide kaldığı, yeninin ise henüz gelmekte olduğu bu değişim ve dönüşüm sürecini idare-i maslahat ile yönetemeyiz. Bize gereken yeni bir toplum sözleşmesi. Türkiye’nin ekonomik kalkınmasını demokratik bir sistem içinde yukarıya taşıyacak bir yönetim yapısının tüm kurum ve kurallarıyla tesis edilmesi. 
Daha önce de defalarca dile getirdik: Modern dünyada anayasaların özellikleri bellidir. Evrensel normlara uygun olmayan bir çerçeve uzun vadede sıkıntı getirir. Laiklik, demokrasi, insan hakları, ifade özgürlüğü ve hukukun üstünlüğü ilkelerini tartışma dışı bırakmalıyız. 
Uzun vadeyi düşünerek hareket etmek, temel ilkeler üzerinden yaklaşmak ve hukuk devletini tartışmasız biçimde tesis etmek, günün sonunda herkes açısından daha iyidir. Güncel sorunu çözmek için siyasi sistem ve toplumsal hayatı düzenleyen kurallarla oynamanın uzun vadeli sonuçları her zaman hüsran olmuştur. Bir bumerang gibi dönüp kısa vadeli çıkarı uğruna sistemin çarklarına çomak sokanları vurmuştur.
Yeni anayasa tartışmalarına da bu açıdan yaklaşmalıyız. Yeni anayasaya bir grubun nüfuz alanını bir diğer grup aleyhine genişletme mücadelesi olarak bakamayız. Yeni anayasa kavga ve kutuplaşmayı artırmaya değil, birlik ve beraberliği artırmaya hizmet etmeli. Farklılıklarımızla birlikte, bir arada, huzur içinde yaşamamız için bir çerçeve sunmalı. Herkes bunun için üstüne düşen fedakârlığı yapmalı. Bugün karşı karşıya olduğumuz sorunları çözmenin, belirsizlikleri ortadan kaldırmanın yegâne yolu budur.
Değerli konuklar,
Görünürdeki zorluklara rağmen, sorunları çözme noktasından hiç de uzak değiliz. Tarihimiz huzur içinde beraber yaşamamızı sağlayacak yeni bir toplumsal sözleşme yapabileceğimizi söylüyor. 
Yurdumuz medeniyetler beşiği olarak bilinir. Binlerce yıldır farklı kavimlere ev sahipliği yapmış bu topraklar, üzerinde yaşayan değişik halklar sayesinde zenginleşmiş. Tarih boyunca devam eden göçler hep değişim ve dinamizmin kaynağı olmuş. Bunca farklılıklarla bir arada, sürekli değişim ve devinim içinde yaşamak, bu coğrafya insanına büyük bir adaptasyon ve değişimi yönetme becerisi kazandırmış. Yeni anayasa yapım sürecinde en büyük güvencemiz tarihimizden kaynaklanan bu özellik. Bu özelliği kullanabilirsek, önemli bir sıçrama imkânı elde edeceğiz. Aksi halde bu süreç ya mevcut güç çekişmesi ile devam edecek ya da bir grubun toplum vizyonunu diğer gruba dayatması ile sonuçlanacak. Her iki halde de sorunlar daha da ağırlaşacak. 
Belli ki, ya biz sorunları çözeceğiz, ya da sorunlar bizi çözecek.
Türkiye’ye hep çok övündüğümüz jeostratejik önemini veren de bu tarihi arka plan. Türkiye’nin kuzey ve güney, doğu ve batı arasında olmasının anlamını coğrafyada değil, tarihte ve felsefede aramalıyız. Türkiye’yi geçmişte güçlü kılmış olan ve bugün de güçlü kılma potansiyeli olan yumuşak gücü. Hem Ortadoğu ve Arap coğrafyasıyla hem de Avrupa ile etkili bir işbirliği ancak bu sayede mümkün olabiliyor. Türkiye’yi batı açısından önemli kılan Ortadoğulu olması iken, doğu açısından önemli kılan ise Avrupalı olması. 
Yeni anayasayı Türk tipi yapacak olan da işte tam bu özelliğimiz. 
Unutmayalım ki, yerli ve milli bir anayasa, Türk tipi bir model, biz öyle istiyoruz diye olmayacak. Zaman içinde ortaya çıkan, kendiliğinden gelişen bir model, bir bakmışız ki Türk tipi olarak anılmayı hak etmiş. Öte taraftan, masa başında hazırlanan model, olsa olsa sosyal mühendislik olur. Tecrübeyle biliyoruz ki, sosyal mühendislik uzun vadede mutlaka geri teper. Dolayısıyla bugün tarihimizden gelen hasletlerimizin bilincinde olarak, bizim için en iyi, en uygun yönetim modelini geliştirmek üzere hepimiz el birliğiyle çalışmalıyız. Yapacağımız anayasa, bir kez üzerinde anlaştıktan sonra hiç şüphemiz olmasın ki mutlaka yerli ve milli olacaktır. 
Değerli konuklar, 
Bu toplumsal uzlaşmayı sağlayabileceğimiz yegane yer Parlamento, yegane güç de siyasi partilerimiz. 
Buna rağmen, sorunları çözecek olan parlamentonun kendisinin sorunlara gömülmüş olduğunu görüyoruz. 
Bugün parlamentoya baktığımızda gördüğümüz manzara şu: muhalefet partilerinden biri, lider değiştirme sancıları yaşıyor; mevcut lider ve kadrolar arasında kıran kırana bir mücadele sürüyor. Diğer muhalefet partisi, dokunulmazlıkların kaldırılması tartışmasına kilitlenmiş durumda. İktidar partisi ise, yönetimde ortaya çıkmış değişimi yönetmeye çalışıyor. 
Maalesef siyasetteki bu tıkanmışlık yeni değil. 2007’den bu yana parlamentonun ve iktidarın gündemini kısır tartışmalar işgal ediyor. Ekonomik ve siyasi reformlar zamanında gerçekleşmedi. Parlamento sorunlara çözüm üretemedi. 
Artık kısır siyasi çekişmelere bir son verme zamanı geldi de geçiyor. 
Fakat, meclisin çözüm üretemediği sorunlar arasında biri var ki tüm diğerlerini gölgede bırakıyor. Bütün yaşadığımız sorunlar bir tarafa, terör sorunu bir tarafa. Siyasetin temposu evet çok hızlı ama bu durum şehitlerimizin acısını unutturamıyor. Üst üste gelen şehit haberleri yüreklerimizi dağlıyor. 
Daha fazla beklemeye takadımız kalmadı. Bu tüm partilerimize bir çağrıdır. Gün birlik ve beraberlik günüdür. Zaman uzlaşma zamanıdır. Parlamentodaki milletvekillerinin, temsilcisi oldukları halka, sorunları çözebilme kapasitesinde olduklarını göstermesinin sırası gelmiştir. 
Vurdumduymazlık, bezginlik ve yılgınlık yapabileceğimiz en büyük hata olur. Bıkmadan, usanmadan, “bir şey olmuyor” demeden, birlik, beraberlik ve huzurumuzu tesis edeceğimize olan inancımızı koruyarak, sorunları çözmek için elimizden ne geliyorsa yapmaya devam etmeliyiz. 
Konuşan toplumlar ilerler. Bildiğimizi, inandığımızı her fırsatta yüksek sesle söylemeye devam edeceğiz. 
Bu duygu ve düşüncelerle hepinizi bir kez daha saygıyla selamlıyor, beni sabırla dinlediğiniz için teşekkür ediyorum.
" Gülseli Kenarlı-İdris Tiftikçi / İstanbul, (DHA)

 

YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Bu Kategorideki Diğer Haberler
Bu habere de bakabilirsiniz Erdoğan Dolarlarını Bozdurdu

Erdoğan Dolarlarını Bozdurdu

Kurumsal

İçerik







Yukarı Çık