Ana Sayfa Röportajlar Urfahaber Brüksel Barış ve Demokrasi Konferansı’nda

Urfahaber Brüksel Barış ve Demokrasi Konferansı’nda

Gazetemiz yazarı ve editörü Bermal Melik, 29-30 Haziran 2013 tarihlerinde yapılan konferanstaki gözlem ve izlenimlerini Urfahaber okurları için kaleme aldı.

Giriş Tarihi: 3 Temmuz 2013 Çarşamba 15:58
Urfahaber Brüksel Barış ve Demokrasi Konferansı’nda

PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın çağrısı üzerine daha önce Diyarbakır ve Ankara’da toplanan Barış ve Demokrasi Konferansı’nın üçüncüsü çok büyük bir katılımla Belçika’nın başkenti Brüksel’de yapıldı.

Gazetemiz yazarı ve editörü Bermal Melik, 29-30 Haziran 2013 tarihlerinde yapılan konferanstaki gözlem ve izlenimlerini Urfahaber okurları için kaleme aldı.

ÇÖZÜM SÜRECİNDE 3.KONFERANS BRÜKSEL'DE TOPLANDI

 

Belçika’nın başkenti Brüksel’de yapılan Barış ve Demokrasi Konferansının sabah saatlerinde Diyarbakır ve Ankara konferansları ile Ankara 3. Büyük Alevi Kurultayı’na ilişkin yapılan sunumlar ve konuşmalar ile başladı.

İki gün süren konferansta “Avrupa’da yaşayan Türkiye ve Kürdistanlı Halklar nasıl bir Türkiye istiyor?” başlığı altında tartışmalar yürütüldü , Avrupa’da yaşayan etnik ve inanç kimliklerin sorunları ile çözüm önerileri ele alındı.

 

ALEVİLER

İlk sunumu yapan Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu’ndan (AABK) İsmail Can, Avrupa’da yaşayan etnik ve inanç kimliklerin sorunları ile çözüm önerilerine değindi. Can, tüm inanç ve toplumsal kesimlerin özgürlüğü için bu konferansta bir araya geldiklerini belirterek, batı ülkelerinde tarihten günümüze inançlara yaklaşımı anlattı. Ardından Türkiye’de inançlara yaklaşıma değinen Can, Türkiye’de kişi başına cami oranın okul ve sağlık ocağı-hastane sayısının iki-üç kat fazla olduğuna dikkat çekti. Devletin farklı inanç gruplarına yönelik ayrımcılığa asimilasyona son vermesini isteyen Can, Maraş, Sivas, Dersim ve diğer Alevilere yönelik yapılan katliamların aydınlatılması, katliamlarla ilgili arşivlerin açılmasını, eğitim ve basın alanında inançlara yönelik her türlü yok sayan, aşağılayıcı, küçük düşürücü yaklaşımların yasalarla suç sayılması gerektiğini söyledi.

 

ASURİ-SÜRYANİLER

Almanya ve Orta Avrupa Asuri-Süryani Federasyonu’ndan Sabo Akgül, aynı konuda yaptığı sunumda, başta Asuri-Süryani ve Ermenilere yapılan soykırım ve katliamlar olmak üzere, tüm saldırı ve katliamları kınayarak, demokratik çözüm sürecini başlatan  PKK Lideri Abdullah Öcalan’ı selamladı. Akgül sunumunda, Mezopotamya’nın kadim halklarından olan Asuri-Süryani halkının tarihine değindi. Türk devletinin kuruluşunda Kürt, Ermeni, Asuri-Süryani, Alevi toplumuna katliamlar uygulayarak günümüze geldiğini belirten Akgül, topraklarından sürülmüş olan Asuri-Süryani halkının sürgünde özgürlük ve ülkelerine geri dönüş umuduyla yaşamlarını sürdürdüklerini belirtti.

 

SÜRGÜNLER

Avrupa Sürgünler Platformu adına Avrupa’da yaşayan sürgünlerin nedenleri, sorunları ve geri dönüş projesi konulu bir sunum yapan yazar Metin Ayçiçek, sürgün kavramına değinerek buna açıklık getiren Birleşmiş Milletler’in (BM) 4 ayrı maddesine işaret etti. Ayçicek, “Sürgünlük, sosyal, politik, inançsal farklılıklar veya savaşlar ve benzeri nedenlerle yada doğal afetlerle gerekçelendirilerek insanların doğdukları toprakları yada yaşam alanlarını terk etmek zorunda bırakma yada bıraktırma halidir. Kendi iradesi dışında bir dayatma olarak bu hal içinde yaşamak zorunda bırakılan kişi ise, sürgün olarak tanımlanır” diyerek, Avrupa’da yaşayan sürgünlerin taleplerini sıraladı. Sürgün etmenin yapılacak olan yeni anayasada insanlık suçu olarak ele alınması ve sürgünlerin geri dönümü önündeki tüm yasal engellerin kaldırılmasını isteyen Ayçicek, sürgünlere anadilde eğitim hakkının tanınması gerektiğini söyledi.

 

GÖÇMENLER

Avrupa Ezilen Göçmenler Konfederasyonu (AvEG-Kon) adına Baki Selçuk, Türk devletinden kaynaklı göçmen işçiler sorunu, emek sömürüsü konulu bir sunum yaptı. Kürdistan ve Türkiye’den Avrupa’ya göçlerin ekonomik ve politik olmak üzere iki temel nedeni olduğunu belirten Selçuk, göçmen emekçilerin Avrupa’da karşılaştıkları sorunlara değindi. Özellikle zorla göçün yol açtığı travmalara dikkat çeken Selçuk, Kuzey Kürdistan’dan gelen Kürt, Ermeni, Asuri ve diğer halklar ile inanç sahiplerinin tek potada Türk olarak görülmesinin Türk devletinin inkarcı-imhacı politikasının Avrupa’da devam ettirilmesi olduğunu söyledi. Göçmenlerin sorunlarına vurdum duymaz bir yaklaşım sergileyen Türk devletinin, diğer yandan tüm imkanları ile Avrupa’daki Kuzey Kürdistan ve Türkiyeli göçmenleri kendi politikaları doğrultusunda yönetip, yönlendirmek için her türlü imkan ve aracı kullandığını belirten Selçuk, buna karşı göçmenleri aydınlatma, seçme ve seçilme hakkının tanınması, bedeli askerliğin kaldırılması, göç yasası gibi ırkçı yasaların kaldırılması için mücadele çağrısında bulundu.

 

KADINLAR

Avrupa Kürt Kadın Hareketi adına Diren Polat ise Türk devletinden kaynaklı Göçmen Kadın ve Gençlerin özgün sorunlarını ele aldı. Devletli uygarlık tarihinin baskı ve sömürü yöntemlerinin sürekli yenilenip geliştirilmesine karşı, direnenlerin de özgürlük-eşitlik felsefesi ve eylemlerinin gelişmesi tarihi olduğunu belirten Polat, tarihin ilk çelişkisinin cins çelişkisi olduğunu vurgu yaparak, “kadın cinsi, erkek egemen sistemde ezilen bütün kesimlerin en dip noktasında yer almaktadır” dedi.

Kadının köleleştirilmesi sürecine değinen Polat, kadının kaybedişinin haklar ve inançların kaybedişi olduğunu belirterek, kadına uygulanan sömürü biçimlerinin haklara da uygulandığını söyledi. Egemen ve sömürü geleneğinin temel gayesinin toplumu özünden boşaltmak ve bireyi de toplumun temel değerlerine ters düzen bir noktaya çekmek olduğunu kaydeden Polat, günümüzde söz konusu politikanın özellikle gençler üzerinde gerçekleştirilmek istenerek, böylece toplumların geleceğinin karartılmak istendiğini vurguladı.

Avrupa’ya göç eden halklar ve kadın gerçeğinin savaşın bir parçası olduğuna işaret eden Polat, göç etmek zorunda bırakılanların, özellikle de kadınların uğradıkları sorunlara değindi. Diren Polat, konuşmasının sonunda aralarında savaşlar, göç ettirme, katliam süreçlerinde kadına karşı işlenen bütün suçları açığa çıkaracak bir kadın özgürlük komisyonunun kurulması, Avrupa’da yaşayan göçmen kadınların yaşadığı özgün sorunların ele alındığı göç ve kadın konulu bir konferansın düzenlenmesi, BM’nin kadınların barış süreçlerine dahil edilmesini öngören 1325 sayılı maddesinin esas alınmasının da yer aldığı dokuz öneride bulundu.

AB ve AB ülkelerinin Türkiye politikaları ile oynadıkları olumsuz rol üzerine sunum yapması beklenen gazeteci Doğan Özgüden rahatsızlanarak konferansı terk etmek zorunda kaldığı için bu konudaki görüş ve önerileri Murat Çakır tarafından dile getirildi.

Avrupa Kürt Dernekleri Konfederasyonu (KON-KURD), Demokratik İşçi Dernekleri Federasyonu (DİDF), Almanya Türkiye İnsan Hakları Derneği (TÜDAY), Çerkezler Derneği, Dersim Ermenileri, Alevi dernekleri, Laz Dilini ve Kültürünü Koruma Derneği, kadın örgütleri, Kongra Gel Başkanı Remzi Kartal ile KCK Yürütme Konseyi Üyesi Zübeyir Aydar’ın da katıldığı konferans, açılış konuşması ve sunumlarla başladı. Konferansa Avrupa’nın değişik ülkelerinden 400 kişi katıldı.

Hazırlık komitesi adına bir konuşma yapan KNK Eş Başkanı Nilüfer Koç, komitenin yaklaşık iki aydır yoğun bir çaba sarf ettiğini belirti. “Hiçbir sınır koymadan, sayısı ne kadar olursa olsun, herkesin, özellikle Ortadoğu’da kendi kaderini tayin etmek isteyen herkesin” konferansa gelmesini istediklerini ifade eden Koç, “Biz eleştirileri ile, varlıkları ile tekçi devlet zihniyetine karşı, tüm güçlerle bir araya gelmek istedik” diye ekledi. ”Herkes gelsin dedik” vurgusunu yapan Koç, adeta çalmadık kapı bırakmadıklarını dile getirdi. Üç erkek ve iki kadından oluşan divanda Rojda Yıldırım, Murat Çakır, Şafak Arabacı, Zeynel Özen, Nuri Karakurt yer aldı.

Kürt hareketi adına bir sunum yapan Kongra Gel Başkanı Remzi Kartal, Türkiye tarafından Avrupa’da yaşamak zorunda bırakılan Kürtlerin, Asurilerin, Ezidilerin, Alevilerin ve emekçilerin çözüm sürecinin bir parçası olduğunu söyledi. KADEP Genel Başkanı Lütfi Baksi, Amed’de, HDK’den Saruhan Oruç, Ankara’da yapılan Barış ve Demokrasi Konferansı’na, Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyon Genel Sekreteri Bülent Ant Ankara’da yapılan 3. Büyük Alevi Kurultayı’na ilişkin sunum yaptı.

 

ÖCALAN ALEVİLERE ÖZEL VURGU YAPTI

PKK lideri Abdullah Öcalan ise konferansa gönderdiği mesajda, zaman geçirilmeden ikinci aşamaya geçilmesi çağrısında bulundu. Öcalan gönderdiği mesajda “Kürdistan, Anadolu ve bir bütün olarak Mezopotamya topraklarının kadim halkları olarak, yüzyıllardır barışı ve adaleti arıyoruz. Bize dayatılan sömürgecilik, soykırım ve talan politikalarına karşı amansız bir direnişi de bağrında taşıyarak, çözülmeyi bekleyen sorunlarımızla birlikte 21. yüzyılı karşıladık’ dedi.

Öcalan, Brüksel Konferansı’na gönderdiği mesajda, Alevilerin taleplerine özel olarak değinerek, “Özellikle Kürtlerin iktidar İslamı’na katılmaları oranında, Kürt kültüründeki özgür yaşam iradesi büyük bir kırılma yaşamıştır. Buna karşın Alevilik ve Ezidilik temelinde gösterilen direniş, eski Zerdüşti gelenekle bağlantılı olup, özgür yaşam ve buna imkan veren kültüründen vazgeçmeme iradesi esas rolü oynamıştır. Bu yüzden Ezidilerle birlikte, katliama en çok uğrayan, Kürt Aleviliği olmuştur. Yine Türkiye’de de baskılara en çok uğrayan ve başkaldıranlar, Alevi kökenlilerdir ve onlar da ulusal sorunla en fazla ilgilenen kesimdir. Bu nedenle her kim ki, “Kürt sorunu, Kürdistan sorunu Alevileri ilgilendirmez” veya “Alevilik sorunu, Kürtleri ilgilendirmez” diyorsa o, en büyük saptırmayı yapıyor demektir. Kürtlerin Alevilik sorununa, Anadolu Aleviliğinin de, Kürdistan ve Kürt sorununa doğru yaklaşmaya oldukça ihtiyaçları var” dedi.

Konferansta ağırlıklı olarak Avrupa ülkelerinde yaşayan Türkiye kökenlilerin Türkiye’den kaynaklanan sorunları ve AB devletlerinin Kürt sorunu konusundaki tutumu ele alındı.

Konferansın konukları arasında, DieLinke Partisi Eski Milletvekili Ali Atalan, Avrupa Parlamentosu Eski Milletvekil Feleknas Uca, Siirt Belediye Başkanı Selim Sadak, BDP Van Milletvekili Nazmi Gür, Hollanda Sosyalist Partisi Milletvekili Sadet Karabulut ve Yazar Nuray Mert de bulundu.

SÖYLEM VE PRATİĞE DİKKAT

Konferansa gönderdiği mesajında çözüm sürecine değinen Abdullah Öcalan, “Herkesin demokratik siyaset hakkının güvence altına alındığı bir sistemi yaratmak için Hükümetin gerekli yasal anayasal düzenlemeleri yapması, bu sürecin en temel beklentisidir. Sürece dair güvensizlikleri derinleştiren söylem ve pratiklerden herkesin uzak durması, çözüm sürecini çok fazla zamana da yaymadan somut adımların pratikleştirilmesi elzemdir. Hükümetin demokratik siyaset kanallarını açmaması, demokratik siyasetten kaçması, bu çözüm sürecinin anlamına ters olacaktır.

Bizler Kürt özgürlük hareketi olarak buna samimiyetle inandığımız için, PKK’nın silahlı güçlerinin Türkiye sınırlarının dışına çıkarak çözüme fırsat tanımaları çağrısını yaptık. Gelinen aşamada PKK’nın kendi üstüne düşen sorumluluğunu ciddiyetle yerine getirmiş olması nedeniyle ölümler durmuş, provokasyonlara fırsat vermeden geri çekilme aşaması, büyük oranda tamamlanmıştır.” ifadelerine yer verdi.

İmralı Adası'nda ağırlaştırılmış ömür boyu hapis cezası çeken Abdullah Öcalan, Brüksel'de gerçekleştirilen, 'Barış ve Demokrasi Konferansı"nda okunan mesajında, gelinen aşamada PKK'nın kendi üstüne düşen sorumluluğu yerine getirmiş olması nedeniyle ölümlerin durduğunu, geri çekilme aşamasının büyük oranda tamamlandığını söyledi.

Öcalan, ikinci aşamaya geçildiğini belirterek, "Başbakan Erdoğan'ın 'silahlar sussun, fikirler konuşsun, siyaset konuşsun' söyleminin altının doldurulması gereken aşama da işte bu aşamadır" dedi.

Abdullah Öcalan'ın çağrısı üzerine Ankara ve Diyarbakır'dan sonra Belçika'nın başkenti Brüksel'de gerçekleştirilen 'Barış ve Demokrasi Konferansı'na, Avrupa'da yaşayan Kürt dernek ve örgütlerin temsilcilerinin yanı sıra kapatılan DEP eski Milletvekilleri ve PKK'nın Avrupa sorumluları Zübeyir Aydar, Remzi Kartal ve BDP Genel Başkan Yardımcısı Nazmi Gür de katıldı.

Ankara ve Diyarbakır'daki konferanslarının sonuç bildirgelerinin okunmasından sonra, Abdullah Öcalan'ın mesajı okundu. Öcalan mesajda Türkiye Cumhuriyeti Devleti adına kendisi ile İmralı Adası'nda yapılan görüşmeler ve müzakereler neticesinde başlattıkları yeni sürecin ruhuna uygun bir sorumluluk duygusuyla gerçekleştirilen konferansın, çözüme ciddi katkılarının olacağından şüphesi olmadığını söyledi.

Abdullah Öcalan mesajının sonunda, kendilerinin sabırla ve inatla demokratik siyaset kanallarının açılması için çaba sarf edip mücadele edeceklerini de ifade ederek, "Artık bütün dünya, başta Kürt halkı olmak üzere, ezilen, bastırılan ve yok sayılan tüm etnik ve inanç kimliklerini tanımak durumunda kalmıştır.

Ancak bu tanıma durumunun evrensel hukuk çerçevesinde tanımlanması, halklarımızın dil ve kültür haklarından statü hakkına kadar, ekonomik-sosyal sorunlarının çözümünden eğitim ve sağlık problemlerine kadar, bütün sorunların çözümü için konferansınızın tutumu da, ön açıcı olacaktır” dedi


BARIŞ SÜRECİNDE HALKLARIN ROLÜ

Brüksel’de düzenlenen Barış ve Demokrasi Konferansı’nın ikinci ve son gününde

ise Avrupa’da yaşayan Türkiye ve Kürdistanlı halkların demokrasi ve barış sürecinin inşasında üstelenebilecekleri rol tartışıldı.

Konferansın birinci gününde yapılan sunumlar, yürütülen tartışmalar, formüle edilen talepler ve önerilerin ardından ikinci günün gündemi olarak Avrupa’da yaşayan Türkiye ve Kürdistanlı halkların demokrasi ve barış sürecinin inşasında üstelenebilecekleri rol tartışıldı.

Bu çerçevede iki başlık belirlendi: “Demokrasi ve barış sürecine Avrupa’da yaşayan Türkiye ve Kürdistanlı bütün halkların ve yapıların aktif katılımının sağlanmasına ilişkin tartışma ve öneriler”, “Avrupa kamuoyu ve siyasetin demokrasi ve barış sürecine duyarlı kalmasına dönük nasıl bir diplomatik ve lobi çalışmasına ilişkin tartışma ve öneriler (Evrensel demokratik ilk ve sözleşmelerin Türkiye’ye uyarlanması için tartışma ve öneriler”

 

SADAK: BU KONFERANSLAR UFUK AÇICIDIR

Konferansa konuk olarak katılan Siirt Belediye Başkanı Selim Sadak yaptığı kısa konuşmada, “Buradaki toplantı ufkumuzu açıyor, güç veriyor” dedi. Daha önce yapılan konferansları hatırlatarak, farklı kesimlerin bu konferanslarda buluştuğunu anlatan Sadak, “Bu barış sürecinin sonuçlanmasının temel olgularından biri, gereksinimlerinden biri, Kürtlerin ulusal birliğidir. Kürtlerin demokratik birliğinin diğer ulusların davalarına da merhem olacağını düşünüyorum” dedi.

Sadak, Gezi Parkı eylemlerine de değinerek, selamlarken, “Kürdistan’ın ormanları yanarken, keşke bugün Taksim’de yaşanan olayların onda biri yaşansaydı ve her yer Taksim her yer direniş sloganı atılsaydı, belki bu acıların bir bölümünü yaşamayacaktık” diye konuştu. Sadak, “ Bu dağlar yanarken, her yer Kürdistan her yer direniş denilseydi, bu acılar yaşamayacaktı. Geç de olsa, bu konferanslar umut vericidir, ufuk açıcıdır” diye ekledi.

 

KON-KURD’DAN 14 ÖNERİ

Avrupa Kürt Dernekleri Konfederasyonu (KON-KURD) adına bir sunum yapan Yüksel Koç, “Hepimiz bu baskılara karşı kendi cephemizde direndik, bedel ödedik, demokrasi ve özgürlük mücadelesi yürüttük. Ancak, sistemi dönüştürüp demokratikleştiremedik. Bunun nedeni sistemin güçlü olmasından değil, bizim birlik olamamamızdan kaynaklanıyor. Sistem, ezilenler parçalı durduğu için ayakta duruyor ve egemenler gücünü bu ‘böl-yönet’ politikasından alıyor” dedi

Koç şunları ekledi: “Oysa Taksim Gezi Direnişi Avrupa’da yaşayan çok geniş kesimlerin bir araya gelebileceğini bizlere göstermiştir. Türkiye kökenli göçmenler içerisinde birliği beraberliği güçlendirmek, Türkiye’de süren demokrasi mücadelesine desteği büyütmek mümkündür. Bizler sistemin ve AKP’nin bu politikalarına karşı Taksim Direnişini selamlıyor ve destekliyoruz. Ama, tekçi mantığın başka bir yüzü olan milliyetçi, faşist, ulusalcı ve Kemalist kesimlerin bu tür direnişleri siyasi ranta çevirmesine de müsaade etmemeliyiz. Toplumsal barışı sağlamak istiyorsak; egemenlerin zihinlerimizde yarattığı farklılıkları ve önyargıları bir an önce ortadan kaldırıp halkların birbirlerini tanımalarını sağlamalıyız. Farklı dil, din, etnisite ve renklerin evrensel normlarda geliştirmek; modernizenin kadına biçtiği rolü ortadan kaldırıp özgürleştirmek ve bu işin öznesi haline getirmek zorundayız. Tüm toplumsal katmanlarda dönüşümü bir an önce sağlamak tarihi bir görev olduğu bilinmelidir.”

Koç, toplumsal barış ve demokrasi mücadelesi için atılacak pratik adımlarla ilgili 14 öneride bulundu. Bunlar arasında Amsterdam, Londra, Paris, Viyana, Stockholm, Kopenhag, Hamburg, Berlin, Köln, Frankfurt ve Stuttgart şehirlerinde tüm bileşenlerin katılacağı halka yönelik toplantıların yapılması talebi yer aldı. Bununla birlikte Berlin, Londra, Paris ve Viyana’da, ilgili ülkelerin sanatçılarının da katılacağı Barış ve Demokrasi şölenlerinin yapılması istenirken, “10 Aralık Dünya İnsan Hakları Günü’nde Almanya’da 1000 kişinin katılımıyla Barış ve Demokrasi Konferansı’nın yapılması hazırlıklarına şimdiden başlanmalıdır” önerisi yapıldı. KON-KURD, “tüm bileşenlerin katılacağı merkezi bir mitingin yapılmasını” talepleri arasında sıraladı.

 

DİDİF: DEMOKRATİK DAYANIŞMA PLATFORMLARI KURULMALI

Demokratik İşçi Dernekleri Federasyonu (DİDİF) adına Hüseyin Adnan, “Türkiye pek çok açıdan önemli bir süreçten geçiyor” diyerek demokratik çözüm süreci ve Gezi Parkı direnişine dikkat çekti.

Kürtlerin dört parçada yaşadığı sorunları hatırlatarak, genellikle Kürtler gerilimler ve istikrarsızlığın başsorumlusu olarak görüldüğünü belirten Adnan, Avrupalı hükümetlerin de Türkiye’ye her türlü askeri, ekonomik ve istihbarat desteği verildiğini söyledi.

 

 

Brüksel Barış ve Demokrasi Konferansı Sonuç Bildirgesi:

Biz, Avrupa’da yaşayan Anadolu ve Mezopotamya’dan gelmiş Arap, Asuri-Süryani-Keldani, Çerkez, Ermeni, Kürt, Laz, Roman, Rum, Türk gibi kadim kimliklerden ve Alevi, Ezîdî, Sünni, Hıristiyan, Müslüman, Yahudi gibi inanç gruplarından ve inanmayan göçmen ve mülteci kadın, erkek ve LGBT kurumları ve bireyleri başlatılmış olan müzakere sürecine müdahil olmak ve halklarımızın demokratik ve barışçıl geleceğinin şekillendirilmesine katkıda bulunmak amacıyla 29 – 30 Haziran 2013 tarihlerinde Brüksel’de bir araya geldik.

Konferansımız, Ankara ve Amed Konferanslarından sonra ve tam da Gezi Parkı direnişi çerçevesinde Türkiye’de halkların otoriter yönetime karşı, demokratik hak ve özgürlükler için ayağa kalktığı bir dönemde gerçekleştirilmektedir. Türkiye’den başlayarak, Ortadoğu’da radikal bir değişimi yaratabilecek bir süreçten geçtiğimiz bu dönemde, halklarımızın ortaklaşabileceğini gösteren bu direnişi selamlıyor, direnişin ortaya çıkarttığı kolektif enerjinin barış ve demokratikleşme sürecinin toplumsallaşmasına katkıda bulunacağına inanıyoruz. Lice’de gerçekleşen katliama karşı ‘’Taksim Lice’ye Sahip Çıkıyor’’ şiarıyla gösterilen sahiplenme bize umut veriyor, katillerden hesap sorulmasını, demokratik haklarını kullanan göstericilerin derhal serbest bırakılmasını istiyoruz.Avrupa’da yaşayan veya yaşamak zorunda bırakılan insanlar ve bu insanların oluşturdukları çeşitli siyasî örgütler olarak, kendimizi bu sürecin önemli dinamikleri arasında görmekteyiz. Bu nedenle Türk devletinin geçmişten günümüze uygulayageldiği ırkçı, tekçi ve imhacı politikaları veya ekonomik nedenlerden dolayı ülkesinden ayrılmak zorunda bırakılmış bütün halkların ve inanç gruplarının bu sürece kendi talepleri ekseninde öznel birer güç olarak katılmalarının tarihsel bir sorumluluk gereği olduğu düşüncesindeyiz. Sayın Abdullah Öcalan’ın 2013 Newroz çağrısıyla tarihsel bir barış fırsatının ortaya çıktığına olan inancımızla, başlatılan müzakerelerin sonuç alıcı bir biçimde yürütülmesi, kalıcı barışın tesis edilmesi, eşitlik temelinde bütün milliyetlerin, inançların ve bireylerin hak ve özgürlüklerinin güvencesi olacak özgür, ortak ve demokratik bir geleceğin kurulması için birlikte hareket etmeye, kalıcı bir çözüm ve toplumsallaşan bir barış hareketini örmeye, bu amaçla ortaklaşmaya karar verdik.Demokratik çözüm ve barış sürecinin önemli bir aşamasında bulunduğumuz bu dönemde, Ankara, Amed ve Brüksel Konferanslarıyla, daha sonra gerçekleştirilecek olan Güney Kürdistan Konferansının ortaklaşmayı kalıcılaştırmak ve ortak mücadeleyi örmek için eşgüdümlü çalışma içerisine girmeleri gerektiği inancıyla, konferansımızın barış ve demokrasi için tarihsel sorumluluğunu üstleneceğini ve bu uğurda kararlı bir tutum ve çaba içerisinde olacağını tüm coşkumuz ile ilân ediyoruz. Bu vesile ile öncelikle Ankara ve Amed konferanslarında alınan kararlara, sonuç bildirilerine katılıyor ve sahipleniyoruz.Avrupa’da yaşayan bizler, Avrupa devletlerinin Türkiye topraklarında sürdürülen demokrasi ve özgürlük mücadelesine karşı tutumlarını yakınan biliyoruz. Bu ülkeler geçmişten bu yana Kürtler ve Kürt sorununa, bölgeye yönelik çıkarları ve bölgeye yönelik gözettikleri dengeler ışığında yaklaşmıştır. Türkiye devletinin terörle mücadele adı altında aldığı kararlar, hazırladığı stratejiler, Avrupalı emperyalistler tarafından da olduğu gibi üstlenildi. Türk devletine her türlü askeri, istihbarat, siyasi ve askeri destek sunuldu. Bu nedenle, yaşadığımız Avrupa devletleri de fiili olarak 30 yıldır sürüp gelen savaşın bir tarafı oldu. Ulusal kimlik arayışında olan Kürtler, onların örgütleri ve sisteme muhalif diğer örgütleri potansiyel suçlu ilan ederek, keyfi baskılar ve yasaklamalar, terör listeleri oluşturdu. Türk hükümetleri ise; Avrupa devletlerinden aldığı bu destekle de, Türkiye’de halklara, emekçilere yönelik sürdürdüğü antidemokratik uygulamaları ve politikaları Avrupa’da yaşayan göçmenler içerisine de taşımaya çalışıyor. Göçmenlikten kaynaklı sorunları da suiistimal ederek, ırkçı-milliyetçi söylemlerle Türkiye kökenli göçmenleri uyguladığı katliamcı politikalara dayanak yapmaya çalışıyor. Göçmenlerin bulundukları ülkelerdeki toplumsal yaşama katılımı engellemek için göçmenleri gettolarına hapsetmeye, alın terlerine el koymaya, Türkiye ve Kürdistanlıları buralardaki yaşamına müdahale etmeye, etkilediği milliyetçi çevreleri kışkırtarak, Türk-Kürt, Alevi-Sünni kutuplaşmasını buralara da taşımaya çalışıyor.Bu çerçevede: 1- Konferansımız, müzakere sürecinin kesintisiz sürdürülmesi ve kalıcı bir barışa ulaşması için çoğulcu, eşitlikçi ve özgürlükçü bir demokrasinin bütün kurumlarıyla oluşturulmasının, bütün milliyet ve inanç gruplarının anayasal güvenceyle eşit haklara kavuşturulmasının ve Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı temelinde ülke genelinde demokratik özyönetimlerin kurulmasının bir zorunluluk olduğu inancındadır. Demokratikleşmenin gerçekleştirilmesi ve barışın tesis edilmesinin, kopmaz bir bütünsellik teşkil ettiği düşüncesindeyiz.2- Ancak, barış ve demokratikleşme sürecinin karşılıklı güven içerisinde ilerleyebilmesi açısından ortaya çıkan sorunlar nedeniyle kaygılı olduğumuzu vurguluyoruz. Üç aşamalı eylem planın birinci aşamasının ateşkes ve gerilla güçlerinin çekilmeye başlamasıyla sonuçlandığı halde, halen ikinci aşamaya geçilmemiş olması ve bilhassa Gezi Parkı direnişleri çerçevesinde daha da açığa çıkan hegemonyacı ve otoriter siyaset anlayışının ciddî sorunlar yarattığı düşüncesindeyiz. İvedi bir gereksinim olan karşılıklı güveni sağlayacak adımların tek taraflı kalmaması, demokratik çözüm ve barış sürecinin güçlendirilmesi için yasal-anayasal süreç olarak adlandırılan ikinci aşamanın vakit kaybetmeden başlatılması için, AKP hükümeti ve TBMM sorumluluklarını yerine getirmelidir.3- Gelinen aşamada müzakerelerin sonuç alıcı bir biçimde sürdürülebilmesi ve genişletilebilmesi için, Sayın Abdullah Öcalan’ın sağlık, güvenlik ve özgürlük koşullarının sağlanması ve TBMM, kamuoyu ve farklı toplumsal kesimleri temsile yetkili heyetlerle iletişime geçebilmesi, olmazsa olmaz bir zorunluluk hâline gelmiştir. Konferansımız, AKP hükümetini bunların gerçekleştirilmesi için gerekli olan tüm adımları en kısa zamanda atmaya çağırmaktadır.4- Ortaya çıkan tarihsel barış fırsatının halklar lehine kullanılabilmesi ve müzakere sürecinin toplumsallaşması için demokratik siyasetin önü açılmalıdır. Bunun için AKP hükümetini, demokratik siyaset önündeki bütün engelleri (Siyasi Partiler ve Seçim Kanununun demokratikleştirilmesi, seçim barajının kaldırılması vb.) kaldırmaya, ifade, örgütlenme, toplantı, gösteri, basın ve yayın özgürlüklerini kısıtlayan tüm tedbirleri sonlandırmaya, herkesin anadiliyle eğitim gördüğü, hayatın her alanında anadiliyle yaşadığı ve herkesin inancıyla yaşadığı demokratik ortamı sağlamaya davet ediyoruz.5- Bu çerçevede Türkiye Cumhuriyeti devletinin altına imza koyduğu BM Şartı, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi, Avrupa İnsan Hakları Konvansiyonu gibi uluslararası sözleşmelerin gereklerini yerine getirerek, insan hakları ihlallerini sonlandırmaya, hukukun üstünlüğüne, denge ve denetim mekanizmalarıyla güçlendirilmiş kuvvetler ayrılığı ilkesine uygun davranmaya, başta Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı ve Çocuk Hakları Sözleşmesi, BM’nin Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi CEDAW olmak üzere, temel hak ve özgürlüklere dair tüm uluslararası sözleşmelerdeki çekinceleri vakit geçirilmeksizin kaldırmaya; insan ve doğa hakları ile ilgili diğer sözleşmeleri de imzalanmaya davet ediyoruz.6- Başta hasta ve çocuk tutsaklar olmak üzere, tüm siyasî tutukluların en kısa zamanda serbest bırakılmalarını sağlayacak yasal düzenlemelerin ivedilikle ele alınmasını ve uygulamaya sokulmasını talep ediyoruz. Bununla bağlantılı olarak, Avrupa’da sayıları on binleri aşan darbelerin ve kirli savaşın mağduru sürgünlerin ülkelerine bütün yurttaşlık haklarının iade edildiği özgür bireyler olarak geri dönebilmelerinin sağlanması için, hükümeti ve TBMM’ni gecikmeden gerekli yasal düzenlemeleri karar altına alıp, uygulamaya sokmaya çağırıyoruz.7- Konferansımız bilhassa TBMM’nde temsil edilen siyasî partileri gerekli olan bütün reform yasalarının karar altına alınıp uygulanması, demokratikleşmenin hızlandırılması ve müzakere sürecinin sonuç alıcı bir biçimde sürdürülebilir kılınması için, barışın ruhuna uygun çalışma temposunun, siyaset tarzı ve dilinin TBMM’nde hâkim kılınmasına katkı sunmaya çağırıyor; darbe anayasasının lağvedilip, toplumsal kesimlerin de katılımıyla yeni ve demokratik bir anayasanın hazırlanmasını sağlamaya davet ediyoruz.8- Konferansımız yeni Anayasa çalışmaları kapsamında ibadethanelerin anayasal güvence altına alınmasını ve asimilasyon politikaları çerçevesinde Alevi, Asuri-Süryani, Ermeni ve Ezidi köylerine zorla cami yapma uygulamasına son verilmesini talep etmektedir. Yeni anayasa, devleti seküler anlamda tanımlamalı, bu kapsamda Diyanet İşleri Başkanlığı lağvedilmelidir, zorunlu din dersleri uygulamasına son verilmelidir. Ayrıca el konulan ibadethaneler inanç gruplarına iade edilmelidir. Alevilere hakaret taşıyan üçüncü köprüye Yavuz Sultan Selim adının verilmesinden vazgeçilmelidir.9- Konferansımız, özgür ve ortak geleceğin ancak geçmişimizle yüzleşildiği takdirde inşa edilebileceği gerçeğinden hareket etmektedir. Ermeni, Asuri-Süryani, Ezidi ve Dersim Soykırımları, Maraş, Çorum, Sivas, Gazi ve Roboski başta olmak üzere tüm katliamlarla, faili meçhul cinayetlerle, kayıplarla ve soykırımlarla yüzleşmenin, ortak coğrafyamızda insanlığa karşı işlenen bütün suçların zaman aşımı olmaksızın ortaya çıkarılıp adaletin sağlanmasının, demokratikleşme ve kalıcı barış için vazgeçilmez bir önkoşul olduğuna inanıyoruz. Konferansımız bu bilinç ile geçmişle yüzleşmek, hakikatleri ve sorumluları ortaya çıkarmak, adaleti sağlamak için her türlü çabayı göstereceğine ve üzerine düşen her görevi yerine getireceğini beyan eder.10- Tüm farklılıklarımıza, değişik inanç ve dünya görüşlerimize rağmen, demokratikleşmenin sağlanmasının ve kalıcı barışın tesis edilmesinin halklarımızın ezici çoğunluğunun çıkarına olduğuna inanmaktayız. Aynı zamanda barış ve demokrasinin sadece Türkiye Cumhuriyeti için bir gereksinim olmadığını bilmekteyiz. Konferansımız, barış ve demokrasinin, başta bölgemiz ve dört parçası ile Kürdistan olmak üzere, tüm Ortadoğu için vazgeçilmez bir gereksinim olduğu inancı ile AKP hükümetini komşu ülkelere yönelik müdahaleci ve tehditkâr politikalara son vermeye çağırır.11- Aynı şekilde, başta içerisinde yaşadığımız Avrupa ülkelerinin yönetimlerini, Avrupa Birliğini ve uluslararası toplumu BM Şartına uygun davranmaya davet eder. Rojava Kürtlerinin ve Suriye halklarının yaşadıkları acıları yüreklerinde hissedenler olarak, onlarla dayanışma içerisinde olduğumuzu belirtir, her türlü müdahaleye karşı olduğumuzu ilan ederiz. Suriye halklarının özgür, eşit, demokratik ve barışçıl bir geleceği kurabilmeleri için her daim yanlarında olduğumuzu belirtir, her türlü müdahaleye karşı olduğumuzu ilan ederiz.Avrupa devletlerinin Türk devletine sunduğu askeri ve istihbarat desteğine son verilmeli, silah satışları derhal durdurulmalıdır. Paris katliamının sorumluları açığa çıkarılmalıdır. Türkiyeli ve Kürdistanlı politik çalışma sürdüren kurumlar üzerindeki yasaklar kaldırılmalı ve bundan dolayı tutuklananlar serbest bırakılmalıdır.Bu süreci hızlandırmak için biz Avrupa’da konferans katılımcıları olarak:12- Konferans katılımcıları olarak kendimizi barış ve demokrasi sürecinin bileşenleri olarak görmekteyiz. Görevimizi sadece müzakere sürecini izlemekle sınırlandırmıyor, sürece müdahil özne olarak katılacağımızı, barış ve müzakere sürecinin toplumsallaşması, konferans bileşenlerinin ötesinde daha geniş kesimlerin bu mücadeleye katılmalarının sağlanması ve Avrupa’daki demokratik kamuoyunu bilgilendirip, kalıcı barışa katkı sunmalarını sağlamak için çalışmaya başladığımızı demokratik kamuoyuna duyuruyoruz.13- Konferans bileşenleri olarak Avrupa’daki bütün Türkiye ve Kürdistan kökenli insanlara, bu insanların oluşturdukları kurum ve kuruluşlara Türkiye’deki eşitlik, adalet ve demokratikleşme mücadelesini birlikte sürdürme, barış ve çözüm sürecine birlikte müdahil olma çağrısını yapıyoruz. Bu bağlamda farklı görüşlere açık olduğumuzu vurguluyor, farklılıkların güvence altına alınmasının ise, tüm mağdurların birlikte hareket etmeleriyle olanaklı olacağını düşünüyoruz.14- Konferans bileşenleri olarak barış, çözüm ve demokratikleşme için ortak taleplere ve yaklaşımlara sahip olduğumuzu ve bunları gerçekleştirecek mücadelede ortaklaştığımızı beyan ediyoruz. Buradan hareketle Konferans bileşenleri olarak, barış ve demokratikleşme sürecinin, yürütülen müzakerelerin toplumsallaşması mücadelesini genişletme ve geliştirme; eşitlik, özgürlük, emeğin hak arayışı ve ekolojik adalet mücadelesini demokrasiyle taçlandırma kararlılığını ortak ve güçlü irademiz olarak ilân ediyoruz.15- Konferansımız 21. yy. en temel sorunlarından birisinin cins çelişkisi olduğu tespitinden hareketle, toplumsallığın en dinamik parçası ve kurucu aktörü olan kadının durumunun toplumdan ayrı ele alınamayacağına dikkat çeker. Kadına yönelik her tür müdahale aynı zamanda topluma yapılmış bir müdahaledir. Konferansımız kadına yönelik her türlü saldırının karşısında olduğunu ilan eder. Toplumsal cinsiyet eşitliği temelinde, kadının özgün ve özerk yapısıyla, farklılıklarla birlikte eşitlik ilkesi temelinde toplumsallığın her kademesine eşit katılma kararlılığını benimser. 16- Konferansımız, Avrupa’da yaşayan Kürdistan ve Türkiye kökenli insanların çok farklı kesimlerini bir araya getirerek, çözüm, barış ve demokratikleşme yönünde güçlü bir irade oluşturmuştur. Bu nedenle Konferansımız, kalıcı barışın tesis edilmesine katkı sunmak, ortak demokratik geleceğin inşasına katılmak için aşağıdan yukarıya doğru bir barış mücadelesini örgütlemeyi öncelikli görevleri arasında görmektedir.Konferansımız, hedeflediği çalışmaları yürütmek için bir Meclis örgütlenmesine gitmeyi kararlaştırmıştır. Ayrıca Meclise bağlı olarak çalışacak Hakikat, Adalet ve Yüzleşme Komisyonu, Avrupa kamuoyuna yönelik çalışma komisyonu, Halkla İlişkiler Komisyonu, Hukuk, Yol Temizliği ve Yeni Anayasa Komisyonu, Kadın Özgürlük Komisyonu ve Gençlik Komisyonu kurulmasını karar altına almıştır.Kalıcı bir barış, çoğulcu, eşitlikçi ve özgürlükçü bir demokrasi ve ortak demokratik geleceğimizin inşası için barış, demokrasi ve emekten yana her kişi ve kurumu ortaklaşmaya davet ediyoruz. Sorumluluklarımızın bilincindeyiz, onurlu ve adil bir barış için görevlerimizi üstlendiğimizi halklarımıza ve kamuoyuna ilân ederiz.”

 

YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Bu Kategorideki Diğer Haberler
Kurumsal

İçerik







Yukarı Çık
urfa / şanlıurfa / şanlıurfa haber / urfanatik / urfa star