Ana Sayfa Röportajlar "Van depremi Türkiyenin MR’ını gösterdi"

"Van depremi Türkiyenin MR’ını gösterdi"

Gazeteci Yazar, Mehmet Altan, Urfa Haber'den Bermal Melik'le gündeme dair sarsıcı açıklamalar içeren bir röportaj verdi.

Giriş Tarihi: 31 Ocak 2012 Salı 03:02
Mehmet Altan Kimdir?

Ocak 1953'de Ankara'da doğdu. İlk, orta ve lise öğrenimini İstanbul’da tamamladı. 1979 yılında İstanbul İktisadi Ticari İlimler Akademisi’nden mezun olduktan sonra 1979 yılında Lisansüstü ve doktora eğitimi için Fransa'ya gitti.

Paris I. Pantheon Sorbonne Üniversitesi'nde, Türkiye-IMF ilişkilerini inceleyen çalışmasıyla 1980 yılında uzman, Türkiye'nin ABD ve SSCB ile ilişkilerini inceleyen teziyle de iktisat doktoru unvanı aldı.

Yüksek öğrenimi sırasında özel bir şirkette ve Türk Haberler Ajansı'nda çalıştı.  Doktora eğitimi sırasında ise çeşitli gazetelerde yazılar yazdı. Cumhuriyet Gazetesi'nin Paris muhabirliğini yaptı. 1985 yılında Paris'te yazdığı denemeleri Kanatlı Karınca adlı kitapta topladı. Akademi Kitabevi Deneme Ödülünü alan bu kitaptan sonra, tezinden esinlenerek yazdığı Süperler ve Türkiye adlı bilimsel çalışması yayımlandı.

1984 yılında Türkiye’ye döndükten sonra Türkiye Şişe ve Cam Fabrikaları A.Ş.’de planlama uzmanı olarak çalıştı. 1986 yılında İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi’ne yardımcı doçent olarak girdi. 1987’de doçent, 1993’de profesör oldu. Mehmet Altan halen İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi İktisat Politikası Anabilim Dalı’nda öğretim üyeliği görevi yanı sıra, 1987 yılından 2006 yılı Kasım ayına kadar Sabah Gazetesi’nde, o tarihten günümüze de Star Gazetesinde başyazar olarak köşe yazılarına devam etti.



Mehmet Altan ile Röportaj

Bermal Melik- İlk önce  Star gazetesinden ayrılmanızdan  başlamak istiyorum.ANF ’ ye verdiginiz röportajdan dolayı mı  Star  ’ dan ayrıldınız yoksa Star ’da işler yolunda gitmiyor muydu?


Mehmet AltanBu konuyu çok uzatmak istemiyorum ben, ama kısaca özetleyeyim. Bütün arşivler ortada, yeni düzenleme döneminde bir sabah kalktım yazımın üzerinde yazan “Başyazı” ibaresi gitmişti. Bir başka sabah kalktım web sitesindeki yerim değişmişti. Bir gün bana telefon ettiler, bir ilan anlaşması yaptıklarını söylediler, yazılarım yediden beşe indi. Aynı zamanda o grubun televizyonunda üç yıldır hiçbir şekilde kimse beni görmemiştir. Bunlar zaten ne olduğunu anlatıyor ama iş benim nereye ne söyleyeceğim konusunda bir baskıya geldiği vakit anladım ki bu iş gitmeyecek. Benim ilkyazım 1967 yılında yayınlandı, 30 yıldır hocalık yapıyorum, 30 yıldan çok daha fazla zamandır yazı yazıyorum, 35’e yakın kitabım var nereye nasıl konuşacağımı ben bilmiyorum da bir başkası bana ayar verecek. Ben bunu askeri dönemlerde filan da görmedim. PKK’ya yakın, uzak kelimesinin etrafındaki cambazlıkla bu rezalet örtülemez. Bu şu demektir, “Sen kime ne söyleyeceğinden haberdar değilsin, bizim denetimimizin dışında hiç kimse bir yere istediği gibi konuşamaz”.Ben ve ailem çok koyu faşizm dönemlerini yaşamış insanlarız ve tüm o dönemlerde dahi böyle bir muameleyle karşılaşmadım. İlk yazımın basıldığı 1967’den bu yana ilk defa yazılarımın nasıl olması gerektiğine ilişkin bir baskı yaşadım.Ben, askeri dönemlerde dâhil böyle bir talebi, sansürü ve baskıyı ilk defa görüyorum. Onun için bu konuyu uzatmaya gerek yok, merak eden gidip o gazetenin arşivlerine baktığı vakit ne olup ne bittiğini görür.

Bermal Melik- İnsan hakları üzerinden konuşursak ,Türkiye bugün neden tam bir demokrasiye ulaşmıyor?

Mehmet Altan
Arka arkaya sayın; şike yasası sizce demokratik bir Türkiye isteyenler açısından anlaşılabilir bir şey mi? Yahut Meclis’te gece yarısı para işini sinsice yapmak anlaşılabilir bir şey mi, bu yeni bir üslup mu? Aynı zamanda bir şekilde Deniz Feneri olunca gerilmek, bunu rahatlıkla konuşamamak açık bir toplum anlayışı mı? Uludere, orada 34 kişinin ölmesinin üzerinden bir ay geçecek neredeyse sesin soluğun olmaması, özür dilenmemesi, üstüne gidilmemesi normal bir şey mi? Hrant’ın cinayetiyle ilgili çıkan karar, normal bir iş mi? Bunları arka arkaya koyduğunuz vakit, benim de şuan yaşadıklarımın garip ve aykırı gelmemesi gerek.

Bermal Melik- Peki Türkiye nasıl demokratikleşir ve kürt sorununu  nasıl çözer.?

Mehmet Altan
Türkiye’de yapılması gereken şey, demokratik bir rejim kurmaktır, 12 Eylül rejimini ortadan kaldırmaktır, cumhuriyeti demokratikleştirmektir. 12 Eylülün anayasası, 600 yasası, mevzuat fiilen hayatta olduğu sürece Türkiye demokratikleşemez.
Kürt sorunun çözülebilmesi içinse,T ürk devletinin, Kürtlerin de devleti olduğu konusu içselleşmelidir. Sorun, temel hak ve özgürlükler üzerinden çözülecek ama siyaset; din, ırk ve mezhep siyaseti yaptığı için hukuk konuşmuyor. Türkiye’deki eksik olan şey, siyasetin buluştuğu nokta vatandaşlık hukukunun hayata geçirilmemesidir.


Bermal Melik- AB  üyelik  süreci tamamıyla durmuş vaziyette,bunun sebebi nedir?

Mehmet Altan
Türkiye’de iktidar AB sürecini istemiyor. Çünkü AB siyasete de ayar getiriyor, ilke ve kurallar getiriyor. Siyasetin finansmanını müteahhitler yapıyor.  2002 yılında uyum yasaları çıkartılırken AB’nin istediği biçimde Kamu İhale Yasası çıkarıldı. Ama Kamu İhale Yasası AB standartlarında çıkarıldığı vakit hırsızlık yapılamıyor. Rüşvet verilemiyor. Siyaset ayrım yapamıyor. Halbuki siyaseti finanse eden müteahhitler. Niye finanse ediyor para kazanmak için. Nerden para kazanmak için. Tabii ki, kamu ihalelerinden. 23 kere değiştirdiler Kamu ihale yasasını. Bu yapı değişmediği vakit AB yi neden istesin? Herkes bugün padişah olmak istiyor. Her yere istediği adamı atasın. Her şeyi kontrol etsin. Eski Genelkurmay ne ise yeni siyaset algısı da o yöne evriliyor. Dolayısıyla siyaset AB’yi istemez.  Değişimin siyasetini yaparsan AB’yi istersin. Mevcudu ben yöneteyim, benim kafama göre olsun, her şeye de ben ayar vereyim ki kontrol edebileyim diyorsan başka. Bu toplumun bir şekilde sahibi, padişahı, moral modeli ben olayım şeklindeki bir anlayışla AB’ye girilmez zaten. O yüzden hiçbir reform hareketi yapılmıyor. Önünde hiçbir engel bulunmayan rekabet faslını bile iki yıldır açmıyorlar. Ama biryandan kamuoyu bunu böyle izlemediği için, diğer yandan da siyasetin de propaganda gücü çok yüksek olduğu için doğrunun değil propagandanın esiri oluyoruz.


Bermal Melik- Militarizmden demokrasiye dönüş niye bu kadar zor?

Mehmet Altan
YAŞ’ta oturma düzeni değişiyor ama yasa değişmiyor. Algı şu; bize yakın mı değil mi? Mevzuatı değiştirmek, rejimi demokratikleştirmek, sistemi dönüştürmek hedef değil. ‘Oranın başına bize yakın biri geldi, orayı eleştirmeyelim’e niye? Aynı yapı duruyor. Mesela Genelkurmay Başkanının verdiği demeç, Askeri Ceza Kanunu’nun 148. maddesine aykırı. Bu eskiden olsa benim adamım, senin adamın ayrımı üstünden; benim adamım, bana yakın gibi bir algı olmasa çok daha büyürken, bunu bir mahalle algısıyla insanlar üstünden sistemi ele geçirmek, değiştirmeden ele geçirmeye çalışmak… Eğer bir devlet, ele geçiyorsa o ‘devlet’ değildir. Devlet; ele geçirilmeyen bir hukuksal yaşayan organizmadır. Kurumları değiştirmeden, yasaları değiştirmeden adamlar üzerinden egemen olacağım dediğin vakit başına olmadık korkunç işler gelmesinin de tuzağına düşüyorsun demektir. Türkiye’de medya üzerinden muazzam şeylerin değiştiği söyleniyor ama 12 Eylül henüz olduğu gibi, bütün yapısıyla duruyor. Siyasi partiler yasası başta olmak üzere. Bu ülkenin siyasetini 12 Eylül’ün beş darbeci Generali oluşturmuş. Turgut Özal döneminde ekonomide bundan daha ileri yapısal dönüşümler sağlandı ama 28 Şubat’a geri döndük. AK Parti, insanın günlük hayatında rastlaştığı sıkıntıları aşmak açısından çok önemli değişimler; hizmet anlayışı açısından çok önemli adımlar attı. İktidarının ilk üç yılında muazzam sessiz devrimler yaptı. Fakat sonra bir şekilde bunu dönüştürmek yerine -Turgut Bey’in düştüğü hataya düşerek- ele geçirmeyi yeğler bir noktaya geldi. Çünkü siz devleti yönetirken devleti dönüştürmeye kalkıyorsunuz ama devlette sizi dönüştürüyor. Ve yavaş yavaş her seçim döneminde iç siyasetin de zorlamasıyla daha milliyetçi, daha yerel bir algıyı da her an canlı tuttu. Gelinen noktada yapısal değişim yapmadığımız vakit, işin geriye döneceği bir noktadayız. Bunu ‘Cami-Kışla’ kavgası olarak tutarsanız, ‘Cami-Kışla’ rövanşı olarak algılarsanız, yapıyı değiştirmek yerine adamlar üstünden hâkimiyet kurmayı hedeflerseniz çok kanlı bir geri dönüş olabilir. Bu ihtimalden çok korkuyorum. AB-AB diye boş yere söylemiyorum, – bu endişeler inşallah gerçekleşmez ama gerçekleşme ihtimali her zaman mümkün- AB standartlarında bir demokrasi inşa etmek yerine bir şekilde benim ayar vereceğim, benim şekillendireceğim ve benim ikbalimi garanti altına alacağım denen bir anlayış hiçbir zaman hâkimiyet kuramaz. Çünkü böyle bir anlayışın hakim olduğu yerde devlet yok demektir. Devlet olmayan bir yerde de sadece kaos, anarşi ve her türlü tuzak olur. Uludere’de ne oldu, ortaya çıkamıyor. Neden çıkamıyor? Çünkü sistemi dönüştürmek yerine adam üzerinden kurumu denetlerim zannediyorsun, Türkiye’de denetlenemez. Buna siz böyle baktığınız zaman değişim siyasetinden mevcudu ele geçirme noktasına savruluyorsunuz. Onun için burada çok temel yapılar değişmiyor. Mesela Askeri Yargı olduğu gibi duruyor, 35. madde duruyor, Genelkurmay Başkanlığının Milli Savunma Bakanlığına bağlanması duruyor. Siz bu kadar değişti, dönüştü biz hâkim olduk diyorsunuz ama bir Kuvvet Komutanı’nı Genel Kurmay Başkanı’nın izni olmadan atayamıyorsunuz. Ama ne yapıyorsunuz; Askeri Ceza Kanunu’nun 148. maddesine rağmen suç işlendiği vakit, size daha yakın olduğunu düşünen birisi var ise o kurumun başında, o haberi görmezden geliyorsunuz, yoksa büyütüyorsunuz. Buradan bir sonuç çıkamaz, değişmez, dönüşmez ve bela gelir.



Bermal Melik- Taraf hem devlete-hükümete, hem de PKK’ye, BDP’ye karşı eleştirel bir tutum içindedir.Ancak Taraf gazetesinin yazarlarının  bağlantılarindan sözediliyor.Bunlar ne kadar gerçek olabilir?

Mehmet Altan
Devlet rahatsız olduğu için “arkasında kim var? ” lafını, psikolojik bir savaş yapıyor. Çünkü ayın 22 si hala maaşlarını ödeyememiş bir gazete. Statüko bir psikolojik savaş yaparak Taraf’ı yıpratmak istiyor. Arkasında kim var? Arkasında keşke birisi olsa da maaşlarını ödese. Yadırganması; bizde asker tabudur. Çünkü sistemin özü bir askeri cumhuriyettir. Amerikalıların söylediği bir laf var. “ Her devletin ordusu vardır, Türkiye’de ordunun devleti vardır.” Bunu düzeltmeye kalkan her adama tepki gösterirler. Taraf’a da gelen tepki budur.Taraf herkesi etkilemiştir, yani bu karşı koymalara rağmen herkesi etkilemiştir. Demokrasinin sınırlarının genişletilmesine, aynı zamanda muazzam maddi zorluklara, ilan zorluklarına rağmen bir marka olmasına, bu kadar kendi imkânları ve satışının çok fevkinde bir güç haline gelmesi açısından herkesi etkilemiştir. Yani yeni gazetecilik ilkelerine bağlı, gerçekten yana taraf, Türkiye’de ki güç dengelerini gözetmeyen, radikal bir gazeteciliğin nasıl bir gazete çıkartacağını gösteren önemli ve tarihsel bir deneyimdir.


Bermal Melik- "Van depremi Türkiyenin  MR’ ını gösterdi" diyorsunuz.Türkiye dıştan göründüğü gibi parlayan bir yıldız değil midir?

Mehmet AltanYani burada toplumsal bir vicdan olsaydı, normalde 640 kişiyi Van Depremi’nde öldürmezdik. Bu, tamamen siyaseti müteaahitlerin finanse etmesinden kaynaklanan bir hırsızlık cinayetidir. Türkiye’de 2002 yılında Avrupa Birliği standartlarında çıkarılan bir Kamu İhale Yasası vardır. O yasa her türlü yolsuzluğu, hırsızlığı ve denetimsizliği ortadan kaldıran bir çerçeve içinde oluşturulmuştu ve siyasi iktidar bunu 23 kere değiştirdi. Türkiye’de sadece siyasal iktidarlarda değil, toplumda da hak ettiğinden daha fazlasını almaya yönelik bir eğilim var. Yani devletçilik sonunda insanları üretimden koparıp, hak ettiğinden öte bir şeyler elde etmeye yönelik bir garip ruh ve hayat anlayışı içine soktu. Ve tabii burada öyle bir yerel vicdansızlık söz konusu ki, küresel vicdan adına dokuz bin kilometreden kalkıp bize yardıma koşan Japon doktoru da, bu hırsızlık anlayışı, iki yüzlülük ve ilkesizlik nedeniyle, ikamet edilmemesi gereken bir otelde öldürdük. Türkiye’de, Marmara Depremi’nde bunu yaşadık. İnsanların burada kendilerini önemsemesi ve kendilerine değer vermesi gibi genel ve köklü bir anlayış olmadığı için, daha ziyade hak edilmemiş bir zenginleşme yolunu fazlasıyla yeğliyor ve buna da muazzam bir fatura ödüyor. Kendi hayatını değerli olarak algılamadığı için, kendine değer vermediği için vicdan, ilke, kural da işlemiyor. Bir tane çarpıcı örnek vermek istiyorum. Gölcük’te NATO üssü vardı, oraya gelen Amerikan askerleri orada fay hattının olduğunu öğrendiği için oraya kendi evlerini kendileri yaptılar. Ancak Marmara Depremi’nde her yer yıkılmasına rağmen onların yaptığı evler sapasağlam kaldı. Yani insana değer veren bir anlayış egemen olduğu vakit, deprem kimsenin burnunu bile kanatamıyor.

Bermal Melik- Son kitabınız   “Küresel vicdan” ile ne anlatmak istediniz?

Mehmet Altan -  “Küresel vicdan” yerküredeki değişimin vicdan üstünden sorgulanmasıdır. Biz aslında ufacık bir gezegende 7 milyar insanla birlikte yaşıyoruz. Acaba tümünü kapsayan, her bir insanı bizim komşumuz olarak algılayan, dertleriyle hüzünlenen, sevinçleriyle çoğalan bir anlayışı, “dünya vatandaşlığı” kavramını, vicdanı, insanı en kutsal değer olarak kabul eden ve sarsılmaz, şaşmaz bir teraziye hayatiyet kazandırmak üzere yapılmış son çalışmamdır.

Bermal Melik- Bir iktisatçı olarak 2012 yılının  ekonomik değerlendirmesini yapar mısınız. Nasıl bir tablo bekliyor Türkiyeyi ?

Mehmet Altan
-  2012’de çok ciddi bir kriz bekliyorum. Çünkü Türkiye büyüdü, gelişti, dönüştü. Ama mevcut yapı içinde çeperlerine geldi. Bundan sonra niteliğini değiştirebilecek bir zıplama yapması lazım. Siyaset dört yıllık yapıldığı için ve 10 yıllık bir iktidar dönemi yavaş yavaş siyasetin değişimci, dönüşümcü, devrimci niteliği yerine makam-ikbal arayışlarına doğru evrimleştiği için Türkiye çeperleri itibariyle elde ettiği gelişmeyi sistemli, nitelikli, kurumsal daha üst düzeye topluca çıkarabilecek bir dinamizmden şu anda yoksun. Onun içinde buna bir de Dünya krizi, Avrupa krizi eklenince Türkiye bunu daha ağır hissedecek. 2012 yılının maalesef zor geçeceğini düşünüyorum.





Röportaj: Bermal Melik -
URFAHABER - ÖZEL -2012
YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Bu Kategorideki Diğer Haberler
Kurumsal

İçerik







Yukarı Çık