Mustafa GÜNEŞ

KÜRT LİDERLER ( 3) CANPOLAT ALİ PAŞA


Mustafa GÜNEŞ
24 Ağustos 2012 Cuma 00:39

İnsanlarımızın önemli kesimimin günümüz Lübnan politikası ve yönetiminde her zaman etkili ve adından söz ettiren ünlü Canbulat Ailesi hakkında pek fazla bilgisi yoktur.

Hatta çoğu insanımız bu hanedanın, 1606’da tam iki yıl Halep merkez olmak üzere Suriye ve Kürdistan’ın da bir kesimini içine alan bir devlet kurmuş olduğunu da bilmez.

Bu nedenle, konumuzun  “Kürt liderlerin” ortak davranışlarını belirtmek olduğunu unutmadan, yazının anlaşılması bakımından aile hakkında kısa bir bilgi vererek başlayalım.

CANBULATLAR

Aile adının Kürtçe köklü  “Can” ve “Polat” kelimelerinin birleşimden türediğini, “Canbulat” olarak anılıp yazılmasının, Arapçada “P” ve “O” harfi olmadığından “B” ve “U” olarak yazılmasından kaynaklandığını, onun için orijinalinin “Canpolat” olduğunu düşünüyoruz. Bu nedenle biz yazımızda “Canpolat” ı kullanacağız.

Hanedanın kurucu büyüğü Canpolat Kasım’a, Kıbrıs’ın alınmasında gösterdiği büyük çabanın ödülü olarak Kilis ve havalisi “ocaklık” olarak verilmişti.

Kendini soy olarak Kürt ve Selahaddin’e bağlayan ailenin, Merkezi Kürdistanlı, Botan orjinili olduğu tahmin ediliyor.

Kasım’dan sonra yerine geçen Oğlu Hüseyin, çok başarılı, cömert ve sevilen bir lider olarak alanını genişletmiş, sonunda Halep Beylerbeyi olmuş ve gücünün doruğunda bir beydir.

Aynı esnada, yağmalanan bir İtalyan gemisinden alınan esirler arasından seçilerek Müslümanlaştırılıp Yusuf Sinan adıyla devşirme okuluna konulan ve bin bir serencamdan sonra Sadrazam ve Doğu Orduları Serdarı olan İtalyan asıllı Cağaloğlu Sinan Paşa, Van’da İran’la savaştadır. Sinan Paşa, Hüseyin Paşa’nın Halep Beylerbeyi olmasını sağlamış Sadrazamdır.

Savaş Osmanlının aleyhine dönmüş, Sinan Paşa son çare olarak, Canpolat Hüseyin Paşa’ya bütün gücünü toplayarak Van’a yardıma gelmesi için haber gönderir.

O zaman ki iletişim ve ulaşım şartlarını düşündüğünüzde, bir ordunun Halep’ten Vana gitmesi aylar alan bir yolculuk gerektirir ki, her halde bu süre üç aydan az olmamak gerekir.

Hüseyin Paşa kuvvetleri ile Van’a geldiğinde, Osmanlı Kuvvetleri dağılmış,20 bin civarında asker İran Ordusu tarafından esir alınarak katledilmiş ve Sinan paşa da, bütün itibarını yitirmiş yenik bir komutan olarak, elinde kalanlarla kendini zor bela Van’a atmıştır.

Van’da Hüseyin Paşa’yı -yenilgisinin faturasını ona havale etmek için olacak- bilerek geç gelmekle suçlamış ve idam ettirmiş, kendisi de, 3 ay sonra ölmüştü.

BAĞIMSIZLIK İLANI

Bu idam Kürtleri çok öfkelendirdi. Halep’te yerine geçen Yeğeni Canpolat Ali Paşa da Osmanlıya rest çekerek bağımsızlığını ilan etti.

Kısa sürede Suriye Kralı Canpolat Ali olarak adına hutbe okutup para bastırdı. Ali Paşa, Osmanlıdan bıkmış kitleler tarafından çok çabuk tanınıp sevildi. Kısa zamanda egemenlik alanını genişletti, ordusu 30-40 binlerle ifade edilir duruma geldi.

O sırada Macaristan’da Almanlarla savaşta olan Osmanlı Ordusunun başında, insanları kitleler halinde (kurbanların kendilerine) kazdırdığı kuyulara attırdığı için tarihe “Kuyucu” olarak geçmiş, zalim, acımasız ve bir o kadar da devlete bağlı, Hırvat asıllı bir devşirme olan 80’li yaşlardaki Kuyucu Murat Paşa vardır.

Olayı haber alan Kuyucu, şu anda en öncelikli işin ne İran ne de Avrupa Savaşları, en büyük tehlikenin Canpolat Ali olduğunu düşünerek her şeyi bırakıp bu sorunu çözmeye odaklandı.

Çünkü ona göre Canpolat, ikinci aşama olarak İran ve Avrupalılarla işbirliğine girerse artık onu alt etmek mümkün olamayacaktı. Ayrıca Osmanlı açısından bu durum, hem egemenliğindeki diğer kitlelere ilham kaynağı olması, hem de kendi tebaasının güçlenip kişilik bulması dış düşmandan daha büyük tehlike olarak değerlendirilmiştir.

Onu için Kuyucu'ya göre, ne pahasına olursa olsun bu oluşumun dağıtılması gerekirdi. Her şeyi bir yana bırakıp, nerede ne kadar Osmanlı gücü varsa bir araya getirildi. 75 bin kişiden fazla bir ordu oluşturulup Halep’e doğru yola çıkıldı.

Kuyucu’nun adının geçtiği yerde insanlar dehşete kapılırdı. Seksen yaşına dayanmış, eğerde duramadığı için, üzerine bir tahtırevan yaptırıp kendini ona bağlayarak at üstünde gidebiliyordu.

Çok merhametsizdi. Zaten merhametsizlik hemen hemen bütün devşirmelerin ortak yönüydü. Çünkü onlara devletten başka ne bir yakını ne bir ailesi ne de yardım edecek kimsesi olmadığı öğretilmişti. Hayatta kalmak ve yükselmek için acımasız olmak zorunda olduklarına inandırılmışlardı. Aslında Devşirmelik günümüze kadar da devam etmiş, etmektedir.  Köy Enstitülülerin bir kısmı, Ecevit, Türkeş veya Demirel gibiler de değişik türde devşirmelerdir.

Osmanlının 75-80 bin civarındaki gücüne karşı, Kürtlerin sayısı 30 bin civarında idi. Buna rağmen savaşın ilk iki günü Osmanlı ordusu çok zora düşmüş, bir ara kaybetme tehlikesi bile yaşamıştı. Ancak top üstünlüğü ile durum tersine çevrildi ve Ali Paşa’nın ordusu dağıtıldı.

((Aslında bu savaş aynı zamanda bir kader savaşıydı. Çünkü Osmanlı yenildiği takdirde, bir ordusu kalmayacak, doğal olarak Canpolat Hanedanı Tüm Anadolu’ya hâkim olacak, belki de bu gün bütün Anadolu ve Mezopotamya 400 yıldır “Kurdiya” olarak anılacaktı.  ))

Atlarıyla kaçıp canını kurtaran birkaç bin süvari dışında kimse kurtulamadı.

Savaş alanında öldürülenlerden sonra, sıra Kuyucu Zaliminin keyfini düzmeye gelmişti. Etrafı çevrilip teslim alınan 20 bin Kürt’ün boynunu teker teker vurdurttu. Çadırının önünde 20 bin kelleden oluşan bir tepe yaptırıp zevkle seyretti. O savaş meydanında toplamda 26 bin kişi katletmişti.

Öyle acımasızdı ki, görevli cellât, esirler arasında bulunan küçük bir çocuğu, çocuk olduğu için öldürmeyip bir tarafa ayırınca, cellâda çocuğu öldürmesi için bağırmasına rağmen öldürmeyi reddeden cellâdın elinden alarak atkısını boynuna dolayıp boğarken “bunları bu yaşta öldürmezsen büyüdüklerinde onlar da büyükleri gibi eşkıya olacaklar” demiştir.

CANPULAT ALİ’NİN SONU

Savaşı kaybettiğini anlayan Ali Paşa, ele geçtiği takdirde ağır hakaret ve işkenceden geçirilip vahşice katledileceğini bildiğinden gizlice kaçtı. Önce İran’dan destek aradı. Bulamayınca, dağlardan ve sarp yollardan aylarca yol alarak kendini İstanbul’a Saray’a attı.

Gene belirttiğimiz gibi, Saray Ali Paşa’yı iyi karşılamış, Şeyhülislam’ın “idam edile” fetvasına karşı genç Padişah 1.Ahmet,  Canpolat Ali’yi çeşitli sorgu-sualden sonra ona “kaftan” armağan etti ve Rumeli’de “Temaşvar” Vilayetine Beylerbeyi olarak gönderdi.

OSMALININ OYUNU

Tabi ilk akla gelen Padişahın neden böyle davrandığıdır? Çünkü bütün yenilgiye rağmen Suriye ve Halep henüz durulmamıştır. Kuyucunun bir süre daha orada kalarak düzeni sağlaması ve Kürtlerin önderlerinin hayatının bağışlandığı ve beylerbeyi olarak tayin edildiğine ikna edilmesi gerekiyordu.

Nitekim öyle oldu.

Ali Paşa Temaşvar’ ı bir yıl yönetti. Ta ki Kuyucu İstanbul’a dönünceye kadar… Ondan sonra bir takım uydurma sebeplerle tutuklanmış, sonra da Belgrat’ta boğdurulmuştur.

Görüldüğü gibi gene aynı durum yaşanmış, gene yenilen Kürt Lider kendi ayağıyla Osmanlıya gitmiş, gene iyi karşılanmış, gene makam mevki verilmiş ve gene gizlice boğulup yok edilmiştir.

Ve bu durum daha çok böyle tekrar edecektir. Yakalanmama şansı varken,  dağlara sığınmak varken, başına gelecekleri bile bile kendi ayaklarıyla teslim olmalarını anlamak mümkün değil.

CANPOLAT KÜRTLENİNİN DURUMU

Yenilgiden sonra Canpolatlardan kurtulabilenler, Lübnan’da “Cebel-i Dürzî”ye yani “Dürzîlerin Dağı”na çekildiler. Kuyucu Murat’ın vahşeti, katliamı ve 20 bin kelleden yaptırdığı tepenin iğrençliği karşısında İslam’dan ve Müslümanlıktan soğudular. Dürzîlerle beraber yaşayıp “Dürzî” mezhebine geçtiler. Aradan geçen 400 yıl içinde dillerini yitirdiler ancak Kürt olduklarını asla unutmadılar.

O tarihten bu yana her zaman Lübnan yönetim ve siyasetinde söz sahibi oldular. Öldürüldüğü güne kadar Lübnan Dürzîlerinin lideri ve Sosyalist Parti Başkanı Kemal Canpolat; sonradan yerine geçen oğlu Velid Canpolat bu köklü Kürt ailesindendir.

Özellikle Kemal Canpolat 70’li yıllarda Dünya Sosyalist Hareketinin en ünlü, saygın ve önde gelen liderlerinden idi. Sayısız uluslar arası kongre yönetmiş, kendisine dönemin en büyük ödüllerinden olan “Lenin” ödülü verilmişti.

Suriye’nin Lübnan’ı kurcalamasına karşı çıktığı ve Filistin konusunda samimi olmamakla suçladığı için Hafız Esat Diktatörünün emriyle öldürülmüştür.

Aile bu gün de Lübnan siyasetinin en önemli ve aktif aktörü olmayı sürdürmektedir.

 

22.8.2012

Mustafa Güneş /URFA

 

Kaynak:

1-Anadolu’da Büyük İsyan / W.J.Griswold

2-İ.Hakkı Uzun Çarşılı / Osmanlı Tarihi Cilt:3 kısım 2

3-Yılmaz Öztuna  / Büyük Türk Tarihi Cilt  :5


YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Kurumsal

İçerik







Yukarı Çık