Mustafa GÜNEŞ

TARİHİN AKIŞINI DEĞİŞTİREN “SEPET” ÇOCUKLARI


Mustafa GÜNEŞ
9 Eylül 2012 Pazar 23:28

Okuma hayatım sırasında, tarihe hükmetmiş birçok “liderin” ya bir efsaneden türediği ya yetim ya da babası belli olmayan biri olduğu dikkatimi çekti.

Zaman içinde rastladıkça bu isimleri bir kenara not etmeye başladım. Epeyce biriktiğini görünce,” bunları dostlarla da paylaşayım” ,diye düşündüm.

İşin gerçeği bunlar kimsenin işine yaramayan bilgilerdir. Hatta çoğunuz hayatın bunca ağır, ciddi ve karmaşık problemi arasında “bunlar da nerden çıktı?” da diye bilir.

Haklı olabilirler. Fakat geçmiş yazılara baktım ki, hepsi de politik ve ciddi içerikli konulara değinmişiz. Hem bu sıkıcılığa “5 dakika ara” vermek, hem de -kimsenin işine yaramasa bile- birkaç ilginç hikâye aktarmak istedim.

Bence biraz okuyun, sarmadıysa bırakabilirsiniz.

Bunlar yalnızca bir kısmı. Araştırdıkça bu listeyi daha da uzatmak mümkün...

SEPET ÇOCUKLARI

Hz. İbrahim: Çocukluk yıllarında öğrendiğimiz ilk mucize/efsane olay, Hz. İbrahim’in doğumu efsanesiydi.

Zalim ve kâfir bir kral (Nemrut) var. Kâhinler onu devirecek bir erkek çocuğun doğacağını söyler. O da doğan bütün erkek çocukların öldürülmesini emreder. Anası mağarada İbrahim’i doğurup saklar, bir ceylan her gün gelip süt verir, Allah’ın izniyle büyür Nemrut’un tahtını devirir.

Urfa’da doğmuş olmamız nedeniyle dünyadaki her çocuktan önce öğrendiğimiz bu efsaneyle büyüdük, inandık ve uzun yıllar boyunca da bu efsanenin alanında tek efsane olduğunu zan ettik.

Hz. Musa: Daha sonra bu efsanenin başka bir benzeriyle karşılaştık. Ancak kahramanımız bu kez mağara yerine bir sepete konularak ırmağa bırakılmıştı. Bir kadın sepeti bulup içindeki çocuğu oğlu olarak büyütmüştü. O da büyüyerek ilahi tecelliyi gerçekleştirip halkını kölelikten kurtardığı gibi, peşlerine ordu salan Firavun denen kâfirin ordularını asasıyla ortasından yardığı Kızıl Deniz’in sularına gömmüştü.

Üstelik çocuğu büyüten kadın da Firavun’un kız kardeşi idi. Tevrat’ta hikâyenin çok zengin ayrıntıları var.

Zaten “Musa” (Mois) kelimesi de İbranice “sudan gelen” anlamına geliyormuş.

Büyüyüp tarihe merak saldığımızda, tarihte bu efsanelerin benzerlerinin sayılamayacak kadar bol olduğunu öğrenince bulabildiklerimizi sıralayalım dedik.

İON  MİTOLOJİSİNDEKİLER;

Oidipus: Bir yığın tiyatro oyununa konu olmuş tarihin en ünlü trajedisidir. Kâhinler doğunca öldürülmesi gerektiğini söyler; çünkü büyünce kralı (babasını) öldürüp karısıyla da evlenecektir. Kâhinlere uyulup dağa atılır, bir çoban bulup büyütür.

Bin bir maceradan sonra ıssız bir alanda biriyle yolu kesişir. Geçiş hakkı üstüne tartışırlar. Onu öldürüp sonra da karısıyla evlenir; kehanet gerçekleşmiştir.

Yazık ki öldürdüğü kişi kral olan babası, evlendiği kadın de anasıdır.

Bu trajedi Freud tarafından –bana göre hiç da isabetli olmayarak- erkek çocuğunun anaya olan bağlılığını ifade etmek için  “Oidipus Kompleksi” olarak adlandırılıp kullanılmıştır.

(Konu dışı ama Freud, bu psikolojik kompleksin karşıtını da, Elektra Kompleksi olarak adlandırmıştır. Yani kız çocuğunun babaya olan bağlılığını açıklamaya çalışan psikolojik tanımı ifade eder)

Paris: Truva Kralının oğludur. Kehanet, şehrin yok edilmesine sebep olacağını söylediği için ölsün diye dağa atılır. Onu da dişi bir ayı emzirir. Büyünce Helen’i kaçırır ve kehanet gerçekleşir. Bu efsaneyi ve ünlü Truva atını bilmeyen yoktur. Ne var ki efsanenin yazarı Homeros, kitabında(İlyada)  “at” hikâyesinden söz etmemiştir. O da bilinmeyen bir kaynaktan efsaneye yamanmıştır. Hikâye  “Truva” adıyla sayısız film ve tiyatrolara konu edilmiştir. Bir kralın karısıyla onu kaçıran genç aşığının aşkı, binlerce insanın hayatıyla bir şehrin, halkın ve krallığın mahvına sebep olmuştur.

Perseus: O da kral torunudur. Gene kâhinler “kralı öldürecek” kehanetinde bulunur. Ama bu kez ana-oğul birlikte bir sandığa konulup denize bırakılır. Bulunur, büyütülür, büyük kahramanlıklar yapar. Zincire bağlı güzel Andromeda’yı kurtarır. Ama gene bilmeden kralı(dedesini) öldürür ve tahta geçer.

( Konu dışı ek bilgi: Andromeda ve Perseus adı hem iki takımyıldızına verilmiş, hem de Andromeda takımyıldızının ortasında, karanlık gecede çıplak gözle görülebilen ve Samanyolu Galaksimize en yakın -yaklaşık 2,5 milyon ışık yılı- 300 milyar yıldızlı galaksiye de Andromeda galaksisi adı verilmiştir)

Herakles (ünlü Herkül):Perseus’un alt kuşak soyundan birisinin oğludur. Anası hamile kaldığında Zeus’un kıskanç karısı Hera, doğumunu engellemek için çok uğraşır. Başaramayınca ölsün diye beşiğine yılan bırakır. Daha beşikte bir bebek olduğu halde, yılanı yakalayıp boğar. (Bu Hera öyle fettan bir kadın ki neredeyse bütün kötülükleri yeryüzüne o indirmiştir.)

Ancak kıskanç ve kindar Hera peşini bırakmaz. Onu bir zalime köle ettirir. Büyüyünce gücü keşfedilen Herkül, iyice eğitildikten sonra filmlere de konu olmuş 12 görevi yerine getirmesi için görevlendirilir. Aslanları, boğaları, ejderhaları öldürür; dağları birbirinden ayırarak iki ırmağın yatağını değiştirir. Velhasıl 12 görevi başarıyla tamamlayıp tarihin yiğitlik ve dürüstlük sembolü ve en ünlü kahramanı olur.

Telephos: Herkül’ün oğlu. Anası kral kızı... Kâhinler doğunca dayılarını, yani kralın varisleri olacak erkek çocuklarını öldüreceği kehanetinde bulunur. Doğunca anasıyla beraber bir sandığa konulup denize atılır. Bulunup büyütülür. Ancak gene de bir yanlışlıkla dayılarını öldürür.

Herkül’ün bir de Amphion ve Zethos adlı ikiz çocukları var. Onların efsanesi de benzerdir diye adlarını vermeyle yetinelim.

DİĞERLERİ

Sargon:  Büyük Sargon olarak tarihe geçmiş Akad kralı. Sargon’un efsanesi tam olarak Hz. Musa ile aynıdır.

Hatta Tarihçiler, Yahudilerin Babil Esareti sırasında bu efsaneyi öğrenip Musa’ya adapte ederek Tevrat’a aktarıldığını söyler.

Ancak Sargon’u Dicle’de bir bahçıvan, Musa’yı Nil’de Firavun’un kardeşi bulmuş. Bu da çok normaldir; çünkü Musa olayı Mısır’da geçtiği için mecburen Nil olacaktı. Gerçek şu ki efsanede yalnızca yer adları değişmiş bir de uzatılıp zenginleştirilmiştir.

Kyros (Kuruş):Aynı zamanda dedesi olan Med imparatorunu devireceği kehanetiyle dağa öldürülmeye gönderilir. Fakat cellât kıyamaz, bir çobana verir. Yerine hayvan kanına bulanmış bir gömlek götürür. O da büyür, kehaneti gerçekleştirir ve İmparatorluğu Med hanedanlığından alıp Pers Hanedanlığına geçirir.(Bu konunun biraz genişçe bir özeti, “Müzik ve Savaş” adlı yazımızda verilmiştir.)

Romus ve Romulus kardeşler: Kötü ve haksız bir kralın kardeşinin ikiz torunlarıdır. Kötü ve zalim kralı öldürecekler diye, doğar doğmaz bir sandığa konup Tiber Irmağına atılırlar.

Bir mucize ile kurtulup dişi bir kurt tarafından büyütülür, Roma Şehrini kurarlar.

Ne var ki Romulus, Roma’nın ilk duvarını inşa ederken, duvarıyla dalga geçen kardeşi Romus’u öldürür.

O günden sonra Roma, temel harcı “kardeş kanıyla” yoğrulmuş şehir olarak anılır. Nazım HikmetTaranta Babu’ya Mektuplar” adlı unutulmaz şiirinde bu konuyu çok güzel işlemiştir.

Görüldüğü gibi ilkini kim bulmuş, ne zaman bulmuş, kimin için uydurulmuş bir efsanedir belli değil. Ama bir yolla iktidarı ele geçiren her zıpçıktının iktidarını tanrısal bir güce bağlayıp pekiştirmek için sarıldığı bir “şablon” olduğu tartışılmaz.

Kısaca insanoğlunda, metafizik güçlere inanma eğilimi sürdükçe, her zaman böyle bir efsane yaratıp inandıracak uyanıklar çıkacaktır.

Bir de “tarih değiştirmiş” ama gerçekten yaşamış  “yetim veya babasızlar” var. Belki bir gün dengine gelirse onları da kısaca yazarız.

 

9.9.2012

Mustafa Güneş/URFA

 


YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Kurumsal

İçerik







Yukarı Çık