Mustafa GÜNEŞ

ÖKÜZ VE BOĞA


Mustafa GÜNEŞ
18 Şubat 2013 Pazartesi 17:45

Herkes bilir ki birine “öküz” deseniz onu hakaret olarak kabul edip kudretine, kültür seviyesine veya sosyal imkânına göre dayaktan, küsmeye kadar yayılan bir tepki verir. Ama verdiği tepki mutlaka olumsuzdur.

Öyle ki, mahkemeye verse tazminat bile alır.

Peki, neden böyle bir tepki verir?

Çünkü “öküz” kavramı toplumda zekâsız, bön, boynuzlu, pasif, sömürülen, sırtına vurulan her yükü sesiz sedasız ve hiç itiraz etmeden kabul eden bir hayvan olarak algılanmıştır.

Üstelik bu algılama soyut ve teorik değil, tamamen somut ve pratiktir. Yani öküzde bu hallerin hepsi de mevcuttur. Günümüzde teknolojiye geçmiş toplumlarda  “öküz”ün yalnız adı ve nitelikleri bilinir, fakat bizzat kendisi artık yok olmuştur. Yani arasanız da modern ülkelerde bir öküz bulamazsınız.

Ancak gelişmemiş ve teknolojiye geçememiş ülkelerin “dört çeker traktör”ü olarak hala varlığın sürdürüyor.

Öküzün en çok kullanıldığı alan çift sürme, kağnı (öküz) arabasına koşulma, harman döveni çekmedir.

Geçmişte orduların da at ve fil kadar vazgeçilmeziydi.

Kısacası öküz, yaklaşık on bin yıldır insanoğluna “traktör” olarak hizmet etmekte olan bir emektardır. Mısır Piramitleri gibi dev inşaatların da demirbaş treyleri idi…

O kadar vazgeçilmez ve etkin bir işleve sahipti ki, ilk çağlarda Dünya’nın öküzün sırtında olduğuna inanılmıştı. Hatta Yunus Emre bu yaygın inanışı alaya alan bir şiir bile yazmıştı. Şiirin son dörtlüğü şöyledir.

“Âşık Yunus Söyler bunu

Ne güzel yaratmış Gani

Çifte koşsa idim onu

Hikmet onun işindedir.”

BOĞA

Birine öküz dediğinizde ne kadar kızıyorsa, “boğa” dediğinizde de o kadar böbürlenir. Öyle ki ülkenin  neredeyse çeyreğinin soyadında “boğa” kelimesi var: Akboğa,kızılboğa,karaboğa,erboğa...vb.

Bu neden böyledir? Çünkü toplumda öküzün bunca olumsuz algılanmasına karşılık, “boğa” da gücün, erkekliğin ve yiğitliğin sembolü olarak algılanır.

Birini, her hangi bir maharetinden dolayı övmek istediğinizde ona,  “boğa” gibisin dediğiniz zaman, ne kadar aldırmaz gözükürse gözüksün mutlaka hafiften biraz kasılır.

Gerçek bir boğayı zincirler bile zor zapt eder. Kazara bağından kurtulduğunda çarşıyı pazarı dağıtır, kimse yaklaşamaya cesaret edemez. Ancak ya kementle uzaktan bir kaç kişi birlikte yakalayabilir ya uyuşturulur ya da son çare olarak kurşunla devrilir.

Hemen her Kurban Bayramı’nda TV’lerde bağlarından kurtulmuş boğaların yakalanma maceraları izlettirilir.

İspanya’da, arena sezonlarının açılışından önce sokaklara salınan boğaların önünden kurtulmak isteyen insan selleri sergilenir. Düşen, ayakaltında kalan, duvarlara tırmanıp boynuz darbesinden kurtulmaya çalışan çalışana…

Arena gösterilerindeki o vahşet bir yana, bazı matadorların boğa tarafından öldürüldüğü görüntüleri hiç de az değildir.

 

BOĞADAN ÖKÜZE

Bizim kuşağın altındaki kime sorduysam, ikisi de sığır ve birbirinin tıpkısı olduğu halde, boğa ile öküz arasındaki farkın ne olduğunu bilemedi. Hele köy hayatı görmemişlerden hiç birinin bilgisi yoktu.

Oysa gerçekte boğa ile öküz aynıdır. Aradaki tek fark, birinin “erkekliğinin” olmamasıdır.

Sığırın traktör olarak kullanıldığı 1960 öncesi yıllarda ineği hamile kalan bir köylünün keyfine diyecek bulunmazdı. Çünkü eğer dişi doğurursa hem doğurgan hem de süt veren bir ineği daha olacaktı. Yok, eğer erkek doğurursa bu sefer de bir “yarım traktörü” olacaktı. Zira ancak iki öküz bir traktör eder.

Erkek doğan bir (sığır yavrusu) “dana”, yaklaşık bir yaşına kadar sığır sürüsünün (nahır) içinde arkadaşları ile otlanıp oynar.

Ergenleşme çağına geldiğinde, artık yerinde duramaz, önceleri birbirileriyle toslaşmaya, sonra da sürüdeki inekleri rahatsız etmeye başlarlar.

Bu yaştakilere artık “tosun” denilir.

Tek çaresi ya sürüden ayırıp özel bir yerde tutmak, ya kesmek ya da traktör olarak kullanılması için operasyona tabi tutmaktır.

ÖKÜZLEŞTİRME (İĞDİŞ) İŞLEMİ

Bin bir güçlükle yakalanan tosun, ayakları sıkıca bağlanarak yere çökertilir ve bu işin ustası biri tarafından özel aletlerle testisleri patlatılıp iğdiş edilir.

Çocukluğumda köyde birkaç iğdiş edilme sahnesini gördüm. Hayvancağız inanılmaz ve yürek dayanmaz böğürtüler çıkarır. Sonradan o böğürtünün acıdan ziyade, erkekliği elinden giden hayvanın içgüdüsel çığlıkları olduğunu anlayacaktım.

Doğrusu çocuk yaşımda gördüğüm o dehşeti asla unutamadım. Aklım erdiğinden sonra da İnsanoğlunun bütün yaratıkların en acımasız ve en gaddarı olduğuna kanaat getirdim. O gün bu gündür de bu kanaatimi değiştirecek bir olaya tanık olmadığım gibi değişeceğine dair bir umudum da yok.

O BOĞA ARTIK ÖKÜZDÜR

İğdiş (hadım) işleminden çok kısa süre sonra, o zincirlerin zapt edemediği boğa artık sünmüş, böğürtüsü yeri göğü inleten o canavar gibi hayvan gitmiş, yerine klasik “mööö” sesleri çıkaran, akıllı, uslu ve gariban bir hayvan gelmiştir.

Artık bir inekten farkı yoktur. Üzerine fıkralar üretilen, “ trene bakan”,zekâsız, sevimli ve zavallı hayvanımızıdır.

Öyle ki tek öküzü olan fakir çiftçi, onu inek veya eşekle eşleştirip çifte koşabilmektedir.

Bu gün artık ülkemizde bunların hiç biri yapılmayıp doğan erkek sığırlar besiye alınıp tosunlaşma çağına geldiğinde kesime gönderilir ve “dana eti” ihtiyacımızı giderirler.

TESTOSTERON

Anlattıklarımızdan anlaşılacağı gibi işin sırrı; sığırı kabına sığmaz bir boğa eden, tabiattaki tüm erkek türlerinin başına olmadık belalar açan ve tıp dilindeki adı “androjen” ya da “testosteron” olan erkeklik hormonudur.

Bu öyle belalı bir hormondur ki, tabiattaki hangi erkek canlıdan keserseniz, tıpkı boğanın öküze dönüştüğü gibi olur.

Herkesin bildiği ve küçük yaşta hadım edilerek sarayların harem bölümüne hizmetçi olarak verilen “hadım ağalar” da başlangıçta normal birer erkek iken o hale gelirler.

Gene çoğumuzun bildiği gibi Futbolcu, boksör, güreşçi veya diğer sporcuları yarışmaya çıkmadan önce en az bir hafta kampa almalarının nedeni, seksten uzaklaştırılıp testosteron biriktirerek saldırganlaşıp hırslanmaları içindir.

Sonuç olarak bu hormondan yoksun kalan erkek, belli bir süre içinde aktifliğini yitirip pasifleşir, zekâ seviyesinde düşme başlar, tepkilerindeki hassasiyeti azaltır, yarış ve başarı hırsını yitirir, yani bildiğimiz öküz olur.

En önemlisi de artık erkeklik gücünü yitirir,dişiler  için bir tehlike olmaktan çıkar ve halk deyimi ile artık bir “boynuzlu” olur.

İşte bir erkeğe “öküz” veya “boynuzlu”  denilmesini hakaret kabul etmesinin hikâyesi budur.

 

12.2.2013

 

Mutafa Güneş/URFA

 


YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Kurumsal

İçerik







Yukarı Çık