Mustafa GÜNEŞ

ÇÖZÜM NİYET(SİZ)İ


Mustafa GÜNEŞ
28 Ağustos 2012 Salı 14:10

ÇÖZÜM NİYET(SİZ)İ

 

Hukuk Mektebine başlayan öğrencilere öğretilen ilk hukuk kuralı “niyet”tir. Hukukun “elif ba” sına göre, önüne gelen hukuki anlaşmazlıkta hâkimin arayacağı ilk şey “iyi niyet”tir.

Yani hâkim, bir hukuki işlemde veya anlaşmazlıkta kimin iyi niyetli, kimin kötü niyetli olduğunu bulmaya çalışır.”Kötü niyet”li olduğu tespit edilen kimsenin hukuki dayanakları ne olursa olsun, davayı kazanma şansı yoktur.

Aynı kural Ceza Hukukunda da geçerlidir. Yalnız ceza hukukunda “niyet” yerine “kast” kelimesi kullanır ki aslında o da “niyet” demektir.

Ceza Yargılamasının özü, failin “eyleminde” hangi niyetle hareket ettiğini bulmaktır. Hâkim, hareketin kişiyi öldürmek, yaralamak yoksa korkutmak niyetiyle mi yapıldığını tespit edip ona göre ceza verir.

Durum “dinler” açısından da aynıdır. Mümin,  ibadete  “niyet”le başlar.”Niyet ettim öğle namazını kılmaya”,”niyet ettim ramazan orucunu tutmaya,” gibi.

KÜRT MESELESİNDE NİYET?

Şimdi, bu bilgiler doğrultusunda devletin, siyasetçilerin ve hatta milletin “Kürt Meselesi”ndeki niyetini anlamaya çalışalım:

Bize göre bu işte rolü olanların hiç birinde “çözüm niyeti” yoktur.

Hatta bu konuda bütün rol alanların aslında “çözmemek “ ama  “çözüyormuş gibi görünmek niyet”iyle hareket ettiğine inanıyoruz.

Neden böyle düşündüğümüzü anlamak için önce, aşağıdaki söylene söylene artık duymaz olduğumuz cümlelere baktıktan sonra açıklamaya çalışalım:

-“Devlet teröristle pazarlık etmez !”

-“Terör sürdükçe hiç bir şey yapmayız!”

-“Teröristler silahlarını bırakmadıkça kimse bizden çözüm beklemesin !”

-“Terörün kökünü kazıdıktan sonra Kürt Kardeşlerimizin her türlü demokratik hakkı verilecektir.”

“-Kürtlerin haklarını savunduğunu iddia eden hiç kimse Kürtlerin ne istediğini tam olarak ortaya koymamış ki.”

-“Kendileri de ne istediklerini bilmiyorlar.”

-Silahlar susmadıkça Yüce Meclisimiz bu meseleyi görüşmeyecektir!”

Ve ardından da riyakârlığın, kaypaklığın ve gaspçılığın “altın vuruş” cümlesi;

“-Bin yıldır bu topraklarda kardeş kardeş…”

Başta “her şeyi herkesten çok bilen” Başbakanımız olmak üzere, bütün siyasi ve bürokratik erkânımız az buçuk Türkçe biliyorsa, “ Devlet teröristle pazarlık etmez” den sonra gelen cümlelerin tamamının “pazarlık ön şartları” veya “anlaşma Teklifi”nden  (icap) başka bir anlama gelmediğini de bilmesi gerekmez mi?

Bir yandan, “sen teröristsin seninle pazarlık yapmam ancak savaşırım ”,diyeceksin; diğer yandan da “silahları bırak ki konuşalım” diyeceksin.

Bu kafayla da devlet yönetip, ülkeyi kandan kurtaracaksın!

Hiç bir devlet adamımız bu kadar güdük kafalı olmadığına göre, geriye bu tutumun tek anlamı kalıyor:”kötü niyet”,”çözmemek niyeti” ya da ”süründürerek çürütme niyeti”…

Eğer gerçekten çözmek ve kanı durdurmak istiyorlarsa, neden “terör bitsin sonra” şartını ileri sürsünler ki?

Teröristi muhatap kabul etmeyen biri, neden düzenleyeceği demokratik hakları “teröristin silahları bırakma ‘taliki şartına’” bağlasın ki?

Senin “terörist” dediğin (veya kimi Kürtlerin de  “özgürlük savaşçısı” dediği) kişiyi muhatap almıyorsan, neden 30 yıldır ona seslenip duruyorsun ki?

Görüldüğü gibi “çözüm iyi niyeti” taşıyan birinin bunlara vereceği mantıklı bir cevabı yoktur.

Ve eğer çözüm niyetinde ise, neden eski bir  “emniyetçiyi” İçişleri Bakanı etsin? Bu, yılların (eski gerçek mermici, şükür ki şimdinin gazcı) “kart Emniyetçisi”nin çözüme “emniyetçi kafayla” bakmaktan başka bir yol düşünemeyeceğini bilmez mi?

KERKÜK KRİTERLERİ

Samimi, iyi niyetli ve gerçekten çözmek istiyorsanız terörist dediğin kimselerle pazarlık yapmanıza gerek yok. İşte size çözüm reçetesi:

1-Önce, hepsini imzaladığın halde hiç birine uymadığın ”Venedik Kriterleri”,”Helsinki Nihai Senedi”, “AB sözleşmesi” ,”İnsan hakları belgesi” gibi kafa karıştırıcı dokümanların hepsini bir yana bırak. Çünkü bütün bunları uygulamak için değil,“sürüncemeye zaman kazandırmak” amacıyla imzaladığını ikimiz de biliyoruz.

2- Sonra uğruna her gün gözyaşı döküp,”esareti” üzerine türküler yaktığın Kerkük’e bir heyet gönder. Orada esaret altında olduklarını iddia ettiğin “Türkmen Soydaşlarının”  sahip olduğu  hakları hiç kıvırmadan, eğip bükmeden bir liste yap ve getir buradaki Kürt Kardeşlerine ver. Hepsi o kadar.

Öyle ya; madem onlar orada Türkmen Soydaşlarını esaret (!) altında tutuyor, sen de onlara uygulanan kuralları getir, buradaki Kürt Soydaşlarını esaret altına sok.

Kürt kardeşlerinin bu esareti seve seve kabul edeceklerini görüp şaşıracaksın.

3- İçişleri Bakanlığına atadığın eski  “emniyetçiyi”  görevden alıp yerine sivil ve demokrat birini tayin et. “Neden?” Dersen. Çünkü ,”kediye ciğer emanet edilmez”. Çünkü “elinde çekiç olan biri bütün sorunları çivi olarak görür” de ondan.

4-Sonra da eğer gerçekten silahların susması ve dağdakilerin de söylediğin gibi  “kandırılmış ve yolunu kaybetmiş çocuklarımız” olduğu konusunda samimi isen, uygun bir dağdan inme ve topluma kazandırma programını kanunlaştırıp uygula.

Gördüğün gibi bunları yapman için kimseyle görüşmeler yapmak zorunda değilsin. Sadece niyet edeceksin, o kadar.

SONRA?

Bütün bunları yaptıktan sonra, ülkenin bölünmediğini, her şeyin beklemediğin kadar kısa bir sürede çözüldüğünü göreceksin.

Elbette buna rağmen silah bırakmak ve dağdan inmek istemeyen birileri çıkabilir, doğrudur. Fakat haklılığını ve kitle tabanını kaybetmiş böyle bir grubun marjinalleşip belli bir süre içinde eriyeceğini de çok iyi biliyorsun.

Ama bunların hiç birini yapmayacağını; aynı kirli savaşla, aynı kanlı metot ve tempoyla “Kürt Meselesini” birkaç 30 yıl daha süründürüp “çürüterek üzerine yatmak” niyetinde olduğunu ikimiz de çok iyi biliyoruz.

Çünkü henüz binlerce yıldır atalarından veraseten devraldığın “problemlerini anlaşarak çözememe” genetik programından kurtulabilmiş değilsin.

28.8.2012

Mustafa Güneş / URFA

 


YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Kurumsal

İçerik







Yukarı Çık