Mustafa GÜNEŞ

ATATÜRK SANATÇILARI ÇOK SEVERDİ?


Mustafa GÜNEŞ
10 Kasım 2012 Cumartesi 13:25

 

Atatürk’ün bize okutulan hayatında Çankaya’daki sofrasına her gece sanatçıları, bilim ve siyaset adamlarını çağırır, sohbet eder, memleketin nasıl kalkınacağını tartıştığı anlatılırdı.

Sanatçılar için söylediği , “Efendiler, milletvekili, bakan hatta Cumhurbaşkanı olabilirsiniz ama sanatçı olamazsınız.”Sözü gerçekten takdire değer.

Bu sofralarda öylesine hareketli, öylesine zengin olay ve nükteler meydana gelmiş ki,  yitip gitmemeleri için sırf bunları derleyip bir araya getiren bir yazarlar grubu türemişti.

Gerek bu sofralarda yaşanan, gerekse başka ortamlarda geçen ve  ”Atatürk’ün Hadisleri” diyebileceğimiz anekdotları bir arya getiren kitaplardan biri de Niyazi Ahmet Banoğlu’nun “Nükte ve Fıkralarla Atatürk” adlı kalın kitabıdır.

Zaman zaman bu kitabı karıştırır, ilginç anekdotları okurum. Yıllar önce gözüme takılmış, unutamadığım bir olay var ki paylaşmadan edemedim.

Atatürk’le” Klasik Sanat Müziği”nin zirve isimlerinden Münir Nurettin Selçuk arasında geçmiş ve yıllara yayılan bu olayı anlatan kişi, Kurtuluş Savaşı generallerinden, ona “Altay” soyadını Atatürk’ün verdiği en yakın silah arkadaşı, Orgeneral Fahrettin Altay’dır(sayfa,118–20).

OLAY:

Bir gece Münir Nurettin Selçuk, Atatürk’ün masasında şarkı söylemektedir. Şarkının bir yerinde (alkolden olacak) Atatürk de girip öne geçerek Münir Nurettin’ini onu izlemek durumunda bırakır. Tabi şarkının gidişi ve ritmi değişmeye ve bestenin icrası bozulmaya başlar. Bir müddet katlanmaya çalışan sanatçı, sonunda dayanamayarak şarkıyı keser ve… Bu kısmı kitaptan okuyalım:

“…Atatürk’e, bu işi kendisine bırakmasını söylüyor. Atatürk güceniyor, onu bir daha dinlemek istemiyor (anlayacağınız kovuyor M.G.).”Atatürk her şeyde herkesi kendi arkasından gelmeye mecbur eden kuvvetli bir liderdi, hiçbir işte başkasının arkasından gitmeye tahammül edemezdi. Bu yüzden, çok sevdiği Münir Nurettin’i dinlemek zevkinden bile uzun süre kendisini mahrum etmeye katlanmıştı.”

Yani insan Atatürk olunca,  hem Cumhurbaşkanı hem de sanatçı olabiliyormuş. Bu öyle bir gücenme ki, F.Altay’a göre 15 yıla yakın sürmüştü. Aradan o kadar süre geçmiş olmasına rağmen, bir tren yolculuğunda sanatçının plağını gramofona takan garsona, Münir Nurettin’e ait ne kadar plak varsa hepsini pencereden fırlatmasını emretmiş ve attırmış.

Adamcağızın tüm demek istediği   “Paşam, zatınız ülkeyi kurtardı, bırakın bu işi de biz yapalım” manasında bir söz. Böyle mahzun bir sanatçı isteğine 15 yıl tart cezası…

Buna gücenme mi, yoksa ihtiras mı demeli? Ben adlandıramadım.

Aradan 15 yıla yakın bir süre geçmiş, Atatürk Bursa’dadır. Çelik Palas Oteli”nin salonu onun için hazırlanmıştır. Münir Nurettin araya kimleri koymuşsa içeriye alınmasına izin verilmiştir(gene kitaptan okuyalım):

“…  Çepçevre büyük bir sofranın ortasında kendisi oturmuş birçok dostları da sıralanmıştı. Ben de (F.Altay) salonda oturuyordum. Baktım karşı kenarda en nihayette Münir Nurettin başı açık oturmaktadır. Bir barışıklık olduğuna sevindim. Yüksek ayaklı bardaklara rakılar dolduruldu. Sular konarak beyazlaştırıldı. Atatürk arka cebinden bir tabanca çıkararak Münir’e tevcih etti ve ona bardağı başına koymasını işaret etti, o da bilaperva ( korkusuzca M.G.) dolu bardağı başının üstünde tuttu ve gözlerini emniyetli bir bakışla Atatürk’e dikerek hedefin hazır olduğunu gösterdi. Atatürk dikkatli bir nişan alırken, hepimiz şaka yaptığına kani idik. Şiddetli bir patlama sesiyle heyecanlandık, kurşun kadehe değil, arkasındaki direğin başına değmiş ve bir delik açmıştı, o delik hala duruyor. Atatürk‘ün tetiği çekerken namluyu yukarı kaldırdığı anlaşıldı.”(Koyulaştırmaları biz yaptık.)

Bundan sonra Münir Nurettin ayağa kalkar, bir dikişte bardağı bitirir eğilerek gelip Atatürk’ün elini öper, Atatürk de;

” Zekâ ve cesaretinin de mükemmel olduğun ispat ettin. Haydi, bize bir şarkı oku da dinleyelim” (kitaptan) diyerek onu af ettiğin belirtir, tabancasını tekrar beline koyar.

Münir Nurettin de bağışlanmanın verdiği huzurla yerine geçerek Atatürk’ün çok sevdiği “Şahane gözler şahane, hüsnüne yoktur bahane…” şarkısını söyler. Ama bu kez Atatürk hiç müdahale etmeden sonuna kadar dinler.

Münir Nurettin böylece 15 yıllık aforozdan sonra affedilip tekrar eski statüsünü (yoksa kapıkulluğunu mu?) kazanmıştır.

Hikâye bu.

Aslında bundan sonrasını okuyucunun yorumuna bırakmak isterdim.

Ama Allah’ın günü  “Atatürk sanat ve sanatçıları çok severdi.”diye tekrarlayanlara bir iki noktayı hatırlatmadan edemedik.

Yukarıdaki vecizeyi söylemiş bir liderin, icrasına müdahale ettiği sanatçının “mesleki bir refleksle”;

“Paşam bu da bizim işimiz .”

Anlamında bir ricada bulunmasını, 15 yıl aforoz ve yüzlerce insanın ortasında tarihe geçecek böyle küçültücü bir hareketin reva görülmesini;

Bunu çok hoş ve marifetli bir şeymiş gibi ballandıra ballandıra anlatan savaş kahramanı bir orgeneralin kişiliğini,

Ve “Türk Sanat Musikisi Tarihi”nin merkezinde yer etmiş bir sanatçının, sırf Atatürk kendisini affetsin diye, 15 yıl boyunca çalmadık kapı bırakmayışını ve af uğruna kendini nişangâh ettirecek kadar küçülmesini,

Nasıl izah edeceklerini merak ediyorum.


YORUMLAR
Kurumsal

İçerik







Yukarı Çık
urfa / şanlıurfa / şanlıurfa haber / urfanatik / urfa star