Bermal MELİK

BASIN ÖZGÜRLÜĞÜ


Bermal MELİK
18 Nisan 2016 Pazartesi 12:40

                        

 

Yazarların, çizerlerin gazetelerden kovulduğu, bir çoğunun cezaevinde olduğu bir dönemde  bir çok gazeteci ve yazar, bilgisayarın klavyesinin tuşlarına basarken bir kez değil birkaç kez düşünmeden,  haber yapamaz, yazı yazamaz hale geldi. Basında sansür ve oto-sansür  gazetecilerin  ve yazarların meslek yaşamlarının bir parçası  oldu.

Kafasındaki eleştirel, muhalif görüşlerini yazamayan bir yazarın acısı; elini, kolunu kaybetmiş bir bireyin acısıyla eşdeğerdir.

Basınımızdaki oto-sansür uygulamaları, bir taraftan iktidara ‘yaranma’ içgüdüsüyle hareket eden bazı basın kuruluşlarının türemesiyle kendini gösterirken, diğer taraftan da gazetecilerin ‘gelecek kaygısı’ ile hareket ederek patron zihniyetiyle düşünmesine, yazmasına zemin hazırlamıştır. 

 Her ikisi de basın özgürlüğüne zarar vermektedir.

Bugün Türkiye’deki en etkili sansür, oto-sansürdür.

Oto-sansür;  bir kişi yada kurumun kendi kendini kısıtlaması,  kendine sansür uygulamasıdır. Bu sansürden daha azap verir yazara, gazeteciye…

 Bu acının sancılarını,  yazıyı okuyan okuyucular bile kelime aralarında  bariz bir şekilde hissederler.


Türkiye’de basın özgürlüğü “kanunlar” ve “beyinler“ arasında sıkışıp kalmıştır.


Sansürün en açık örneği; bugün ülkemizde 100’ e yakın gazetecinin düşündükleri, söyledikleri ve yazdıkları nedeniyle haksız,  hukuksuz şekilde cezaevinde tutuklu olmasıdır.

 Gazetecilere yönelik bilinçli bir şekilde korku, sindirme, tehdit senaryoları geçmişte olduğu gibi bugünlerde de üretilmekte ve oynanmaktadır. Gazetecilerin sendikal ve sosyal haklar açısından kendini güvencede hissedememesi, işten atılma korkusu, hapis tehdidi gibi nedenlerle basın çalışanlarının birçoğu yazarken artık ‘suya sabuna dokunmama’ kaygısı taşımaya başlamıştır.Bu da beraberinde kendine ve  çalıştığı kuruma zarar vermeme adına oto-sansürü getirmektedir

Cumhuriyet sonrası Türkiye basınında sansür ve oto-sansürün gelenekselleşmiş, sistematik izlerini  bugün de görmek mümkündür.Tek parti dönemi, çok partili dönem, darbe dönemleri, sivilleşme, Avrupalılaşma, demokratikleşme derken, her dönemin kendine özgü yanlılıklarının getirdiği sansür ve oto-sansür uygulamaları olmuştur. Kuşkusuz, 1990’larda  hız kazanan neo-liberal kapitalist sistemin ekonomi politiğiyle, medya sahipliğindeki değişim ve dönüşümler ;askeri vesayetten kurtulup sivilleşme çabaları, geçmişten bazen farklı bazen de benzer sansür yöntemlerin kullanıldığı bir süreci de beraberinde getirmiştir. Özellikle 1990’lı yıllarda Kürt basını üzerinde uygulanan  sansür ve baskılar, gazete kapatmalar, gazete binalarına yapılan baskınlar, Kürt gazetecilerin faili meçhul cinayete kurban gitmesi ve gazete binalarının bombalanması gibi direkt şiddet eylemleriyle, baskıcı bir sansür anlayışı medya tarihimiz karanlık sayfalarında yerini almıştır.

Bugün ve her zaman medyaya düşen görev, hükümetin gündelik çıkarlarını kollamak değil, her dönem gerçeğin aydınlatılması için mücadele etmektir. Ve unutulmamalı  ki, basının iktidarlarla iç içe yaşadığı, sınırları zorlayan teknoloji çağında yapılan "oto-sansür" açık ve net olarak  yapılan bir sansürdür.


Bu süreç tehlikeli bir süreçtir.

Basın, hükümete ya da net bir tarifi olmayan  "ulusal çıkar" kavramlarına değil kamuya karşı sorumludur ve doğru bilginin yanında saf tutmak zorundadır. Asıl ulusal çıkar, gerçeğin olanca çıplaklığıyla kamunun gözü önüne serilmesindedir.

Unutulmamalıdır ki kamu görevi yürüten gazetecilerin asli görevi, her şeye rağmen, toplumu doğru, tarafsız, objektif olarak bilgilendirmektir.Bunu yaparken de kendi görüş ve duygularını eleştiri bazında muhalif duygularla yazma özgürlüğünün olmasıdır. Bu ilkelerden ödün vermek, basın özgürlüğünün geleceği ve Türkiye basını açısından iyileşmesi imkansız yaralar açacaktır.

 Basın özgürlüğü demokrasinin çıtasıdır.

Türkiye ne kadar demokratikse, basın da o kadar hürdür.

 


YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Kurumsal

İçerik







Yukarı Çık
urfa / şanlıurfa / şanlıurfa haber / urfanatik / urfa star