Mustafa GÜNEŞ

ESKİ BİR TANIDIK: “SÜREǔ


Mustafa GÜNEŞ
21 Ocak 2013 Pazartesi 04:19

 

Şu “süreç” kelimesi olmasaydı nasıl Türkçe konuşacaktık, merak ediyorum. Türkçeyi konuşmaya başladığımdan beri en çok kullanılan “evet” ve “hayır” kelimelerinin yanında, neredeyse üçüncü sırada gelen kelime “süreç” sözüdür.

Onunla ilkin gençlik yıllarımızda tanıştık. O yıllarda (68’lerde yani),ülkeye egemen “devrimci” atmosferin temel kelimesiydi.

Her gün yeni bir gelişme ve gündem doğar, ardından her söze giren “içinde bulunduğumuz bu süreçte…” diye başlardı.

Sıkıyönetim ilan edilir, yeni süreç; darbe yapılır, yeni süreç; muhtıra verilir, yeni süreç; tutuklamalar, mahkûmiyetler, idamlar, infazlar yeni süreç; siyasi cinayetler, her biri yeni bir süreçti… Vb. uzar giderdi.

Kısacası bir süreç başlar, daha bitmeden ikinci, üçüncü süreçler ardışık sayılar gibi peş peşe gelirdi.

KÜRT SÜRECİ

Son otuz yıldır da PKK ve “Kürt Sorunu”nda kesintisiz devam eden “süreç”lerin  ,”süreç”lere eklendiği süreçlerden geçiyoruz.

Kaç barış atmosferine girildi, kaç hükümet göreve başlar başlamaz yeni bir “süreç” başlattığını sayıp sıralamaktan bitap düştük.

En önemlisi, askeri yönetimin iktidarı sivillere devrettiği Özal Hükümetinin işe başlamasıyla açıkladığı  “sivilleşme süreci” herkesi sevince boğmuş, aylarca hiç heyecan yitirmeden sürmüş, sonunda “süreç” ilan etmekle askeri vesayetin hiç de sanıldığı kadar kolay kalkmayacağı görülmüş ve herkes hayal kırıklığı ile sessizliğe bürünmüştü.

Kürt İhtilalinin doruğa çıktığı yıllarda gene Turgut Özal ilk defa “Kürt” kelimesini kullanarak bir “çözüm süreci” başlatmış, bir dizi görüşmeler yaptırıp, “Bekaa”ya kadar adam göndermiş, memlekette bir umut dalgası hâkim olmuştu.

Gene her ortamda “süreç” kelimesi umut ve heyecanla başköşeye oturdu.

Sonuç:

Başta Özal olmak üzere,  Özal’la aynı fikri benimseyen bir yığın subay, general ve siyasi kişinin şüpheli ölümleri art arda gelmiş, o da yetmezmiş gibi on binleri aşan dehşet dolu “Kürt infazlarıyla” o süreç de fiyasko ile sonuçlanmıştı.

Öcalan’ın yakalanması ile tekrar bir süreç başlamış ve bir iyi niyet jesti olarak gerillalara ülkeyi terk edip Kandil’e çekilmesi emri yollanmış, emrine uyan gerillalar verilen sözlere güvenip çekilirken yolda kurulan pusularla 600 civarında gerillanın hayatına mal olmuş, süreç bir kez daha kanla noktalanmıştı.

2010’da kendi deyimleri ile “ustalık süreci”ne adım attığını belirten hükümet, bu kez “Kürt Açılımı” adı altında yeni bir süreci devreye sokmuş, ardından barışa inanan Kürtlerin “aşırı Habur sevinci ”,ne hikmetse, devletin ve milletin tepkisini çekmiş, bu süreç de hüsranla noktalanmıştı.

Yeniden her iki taraftan bin beş yüz civarında can kaybı ve ardından KCK’den on binlere varan tutuklama…

Bütün bunları morallerinizi ve sinirlerinizi bozmak ve bilmem kaçıncı kezdir başlatılmış bulunan bilmem kaçıncı “yeni süreç’in yarattığı umut dalgasını hafife aldığım için yazdığımı sanmayın.

Elbet ben de otuz yıldır süregelen bu “savaş süreci”nden bıkmış ve yorulmuş olan bu toplumun bir üyesiyim.

Ancak ağzımı yakan bunca  “sütün” üstüne, yıllardır su dâhil, üflemediğim ayran, yoğurt ve çorba kalmadı. Fakat ne kadar üflediysem de, her seferinde gene ağzımın yandığını gördüm.

Şimdi. Yıllardır ağzımı yakan bunca “süreç”ten aldığım tövbeleri unutmadan, yeni sürece biraz yakından bakalım ki belki bir yerlere bir referans olur da yeni süreci o tecrübe ile götürüp başa çıkarırlar.

Başbakan yeni sürecin başlangıcını aşağıda sıralamaya çalıştığım ön şartlarla beyan etti.

Şartların bir kısmı şunlar:

1-Tek devlet, tek bayrak, tek millet, tek vatan, tek dil, hatta tek din tartışılmayacak.

2-Özerklik, demokratik cumhuriyet gibi kelimeler ağza alınmayacak.

3-Ana dilde eğitim asla kabul edilmeyecek ve tartışma konusu bile olmayacak.

4-Öcalan İmralı’da kalmaya devam edecek.

5-Af falan yok! Kimse beklemesin (Belki 4.Yargı paketinde bir abilik yaparız o da keyfimize kalmış)!

6-“Yeni Anayasa”da vatandaşlığın tarifini biz kendimiz yapacağız.

7-Gerilla silah bırakıp ya teslim olacak ya da ülke dışına çekilecek ( bir de yolda kimseyi avlamayacaklarına dair güvence veriyor. Ne kadar güvence ise).

8-Her türlü operasyonlara devam edilecek ( devam ediyor da).

9-Ben istediğim kadar küfür ve hakaret ederim, ama siz ağzınızı açmayacaksınız.

Belki daha başka şartlar da var ama en belli başlıları bunlar.

Ondan sonra?

Ondan sonra, soru sormayın, herhangi bir şart öne sürmeyin, siz sadece kendinizi “devletin şefkatli ellerine” bırakın, ancak ondan sonra ben ve devletim size bir abilik yapacağız.

Hâlbuki bu “ön şartları” o kadar uzatmaya gerek yoktu ki, “konuşma ekonomisi” bakımından kısaca,”teslim olun” dese yeterdi.

Zaten bütün konuşmalarını görüşme değil de teslim alma işlemlerini yapıyorlarmış edasında yapıyor.

Kürtler bu şartları kabul ettikten sonra görüşmelere ve yeni bir “süreç”e ne gerek var, onu anlamakta zorlanıyorum.

Bunları yazarak sürece inananların moralini bozduğum için bana kızan okuyucuları anlıyorum. Ancak benim de anlaşılmam için bir sorum olacak:

Sizce görüşmeler kaç yıl sürerse sürsün, değil Başbakan, Türkiye Cumhuriyeti’nin hangi kurumu, yetkilisi ve “devletlû”su yukarıdaki ilk 5 maddeyi kabul eder?

Keşke kabul etseler de ibret-i âlem için seve seve rezil olayım.

Büyük umutlar gerçekleşmeyince o şiddette hayal kırıklığı, nefret ve öfke yaratır. Bütün bunlara rağmen umutlanmayın demiyorum. Umut ve inanç olamadan hiçbir iş, hele barış asla başa çıkamaz. Bunu da çok iyi biliyorum.

Benim tüm amacım, umut ve beklentiyi fazla büyük tutmayıp dengeli yaklaşıma dikkat çekmek.

Çünkü bu tür işlerin temeli “iyi niyet”tir. Hayat bana bu devletin kuruluşundan beri Kürt Meselesinde hiç de  “iyi niyetli” davranmadığını öğretti. Maksadım, bu gözlemimi sizlere da aktarmak.

Umarım bu kez yanılırım.

 

20.1.2013

Mustafa Güneş/URFA

 

 


YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Kurumsal

İçerik







Yukarı Çık