Mustafa GÜNEŞ

İBRET BİR TÜRK KÜRDÜ: ALİ SAİP URSAVAŞ


Mustafa GÜNEŞ
15 Mart 2013 Cuma 11:52

Bu yazımızda Urfa Kurtuluş hareketinin ünlü Jandarma Tabur Komutanı, adı Urfa’da okullara cadde ve sokaklara verilmiş, ilk Mecliste Urfa Milletvekilliği yapmış, soyadı Atatürk tarafından verilmiş Revanduzlu Yüzbaşı Ali Saip Uravaş’ın hayatının kamuya çok fazla yansımamış bölümü hakkında kısa bir bilgi vermek istedik.

Kahramanımız, Güney Kürdistan’ın Rewanduz kentinden Kerkük’e yerleşmiş Kürt bir ailenin çocuğu olarak 1877 yılında doğmuş, Harb Okulunu mezunu bir subaydı. Mütareke şartları gereği Deyrezor’daki birliği Anadolu’ya çekilmek zorunda kalınca Adana-Kadirli Jandarma Komutanlığına tayin edildi.

Burada kaldığı süre içinde mahalli çetecilerle kurduğu ilişkiler ve Ermenilere karşı tutumu nedeniyle Fransız İşgal Birlikleri Komutanları ile çelişkiye düştü. Fransız Komutan, Adana’yı terk etmesini aksi halde tutuklanacağını bildirmiş, bir yandan da Ermeni Direnişçiler tarafından öldürüleceği söylentileri yayılmıştı.

Bunun üzerine o sırada Sivas Kongresi’ni toplama çalışmaları içinde olan M.Kemal’le bağlantı kurdu. M. Kemal, İstanbul Jandarma Genel Komutanlığı ile irtibata geçerek Urfa Jandarma Tabur Komutalığına tayin edilmesini sağladığı gibi, burada hareketlenmeye başlamış direniş hareketini yönetmesini istedi.

ÖZ BE ÖZ TÜRK

Bundan sonrasını anlatmaya geçmeden önce Adana’da iken Fransız Komutanı ile aralarında geçen konuşmayı hatırlarından  verelim.

Hatıralarında, Fransız Komutanların kendisine Adana’yı terk etmesini söylediklerinin her seferinde onlara;

“… Ben Revanduzluyum, ülkem İngiliz işgali altındadır. Uygun bir durum doğmadıkça Revanduz’a gidemem. İstanbul’a ve başka bir yere gidersem beni kabul etmezler. Ben de size bir fenalık edecek değilim. Ben gelişi güzel bir halk gibi burada kalacağım.”Diyormuş (S.22)

Bunları söyledikten sonra hatıralarında okuyucuya dönerek, nasıl öz be öz Türk olduğunu şöyle açıklamaktadır:

“…Rewanduzlu olmaklığım Fransızlar açısından Türk Uyruğundan çıkmış bulunduğum ve Revanduz Ahalisinin Türk değil Kürt olduğu sansısını oluşturmakta idi. Düşmanlar her zaman bu Türk-Kürt düşüncesinde aldanacaktır. Hiç bilmiyorlar ki Türk Ulusu Oğuzlar ve Kürtlerden oluşmuş ayırt edilmesi güç bir topluluktur.(Bu) demektir ki Kürtler Türk Ulusunun bir boyudur. Oğuzlarla Kürtler amca çocuklarıdır. Hiç et kemikten ayrılır mı?”(S.23)

Bu anlatımından da anlaşılacağı üzere kahramanımız,  öz be öz Türk olduğunu bu bilimsel (!) teoriyle kesin olarak ispatlamış oluyordu.

Bu teze dayalı kimliğiyle öylesine bütünleşmişti ki, hayatının ilerleyen yıllarında, kendini Kürt olarak tanımlayan insanlara giderek artan bir nefret duymaya başlamıştı. Hatta Adana’dan ayrılırken arkadaşlarına, başına bir şey geldiği takdirde hamile eşi erkek doğurursa adını mutlaka Timur koymalarını vasiyet etmişti. Nitekim oğlu olmuş ve adını da Timur koymuştur.

URFA’YI KURTARIYOR (!).

Urfa Kurtuluş hareketinin genel hikâyesi herkes tarafından az çok bilindiği ve amacımız da Ali Saip’in çok bilinmeyen yönlerini anlatmak olduğu için ayrıntıya girmeyeceğiz.

Yalnız bu konuda da Urfa Kurtuluş Tarihini anlatan milliyetçilerin söz etmekten pek hoşlanmadığı iki konuya değinmeden geçemeyeceğiz.

İlki; bu hareketin bir halk hareketi olduğu doğruydu. Ama sanıldığı gibi ağızdan dolma tüfek, tırpan ve küreklerle başarılmadığı, Rusya’dan bizzat Lenin tarafından gönderilip çete ve aşiretlere dağıtılmış 600 tüfek ve bir buçuk milyon merminin takviyesi ile yapıldığı gerçeği;

İkinci olarak da “Şebeke Olayı” denilen, güvence verilerek çekilen Fransız Askerlerine yapılan baskında, fırsatını bulup dağların içine doğru kaçmış 30’u dışında, ele geçen 300 kadar Fransız Askerinin  “Türko teslim” çığlıklarına rağmen öldürülüp, birliğin içinde bulanan Cezayir ve başka sömürgelerden 70 ila 100 kadar Müslüman askerin ayıklanarak öldürülmemiş olması gerçeği.

Katliam sırasında silah ve palaska, potin dâhil tüm malzemeler yağmalanmıştı. Olayı duyunca kızan M.Kemal’in sıkıştırması üzerine, Diyarbakır Kolordu komutanlığı, aşiretlerden bulabildiğini geri alıp Fransızlara teslim edilmeye çalışıldığını kendisine bildirmiştir.

Olay bütün Avrupa’da yankılanmış, Kuva-i Milliye ve M.Kemal’in Terörist ilan edilmesi boyutuna varmıştı. Uzun araştırmalardan ve olayın onların bilgisi dışında geliştiğine kanaat getirildikten sonra bu kararlardan vaz geçilmiştir.

Ancak Ali Saip’in bu baskından haberdar olduğu, hatta planladığı hakkında kendi hatırlarındaki bir takım ipuçlarından anlaşılmaktadır.

Hatta sırf bu olay nedeniyle Urfalıların  “Kahramanlık” unvanı isteği yıllarca ertelenmişti. Onun için yıllar öncesinden Urfalıların kendilerine ait olduğunu söyledikleri Kahramanlık unvanı 1973’de Maraş’a verildiğinde Urfa’da itiraz ve kırgınlığa neden olmuştu (o dönemi yaşayanlar hatırlar).Bu katliam ayrıntısını açıklayamayan devlet, ancak 1984’te yani aradan 64 yıl geçtikten ve iyice unutturulduktan sonra, Şanlı unvanını vermiştir.

Oysa ta başından beri, kendiliğinden iki il arasında  “Kahraman” unvanı Urfa’nın ,”Şanlı” unvanı da Maraş’ın olarak paylaşılmıştı.

KADİRLİYE DÖNÜYOR.

11 Nisanda Urfa tahliye edilip kurtuluşu sağlandıktan birkaç gün sonra M.Kemal’in gözdesi konumundaki kahramanımız ilk Millet Meclisinin Urfa Mebusu olarak Ankara’ya gider.

Lozan’ın görüşmeleri arifesinde, M.Kemal’in hiç de razı olmadığı birinci Meclis dağıtılıp yerine de kendi tayin ettiği adamlardan oluşan ikinci Meclis seçimi yapıldı. Kahramanımız bu kez Adana (Kozan) Milletvekilliğini istemiş ve oradan atanmıştı.

Niye, kendi deyimiyle çok sevdiği, Urfa’dan vazgeçip Adana Milletvekili olduğunu ileride anlatacağız.

Lozan’nın imzalanmasından sonra devesini düze çıkarıp Cumhuriyeti de ilan eden devlet, Kürtlere verilen sözleri unutup üzerine yatmaya kalktı. Bu durumun yarattığı huzursuzlukla 1925 Şubatında kendiliğinden patlayan “Şeyh Sait İsyanı” devletin bütün güçleri seferber edilerek inanılmaz bir şiddetle bastırılmış ardından da   “Taze Cumhuriyeti” korumak amacıyla Diyarbakır’da “Şark İstiklal Mahkemesi”ni kurulmuştu.

Kahramanımız hemen öz be öz Türk olduğunu ispat, bir peygamber gibi tabi olduğu M.Kemal’in iyice gözüne girmek ve özellikle Kürtleri çok iyi tanığı için mahkeme heyetine girmek istemiş ve başarmıştır.

ŞEYH SAİT VE ARKADAŞLARINA HAKARET EDİYOR

Her ne kadar mahkeme başkanı (başkan M.Müfit Kansu idi) değildiyse de sorgulama ve duruşmaların hepsi kendi inisiyatifine bırakılmıştı. Kürtlük geçmişini kullanarak sanıklara samimi tavırlarla yaklaşır, onlardan istediği bilgileri alıp aleyhlerine kullanırdı.

Ayrıca aracılar vasıtasıyla, sanıkları idamdan kurtarma sözü verilerek menfaat sağladığı Diyarbakır’da dillerde dolaşmaktaydı. Buna rağmen sonunda hepsinin idamını da imzalamıştı.

Mahkemenin en sert ve merhametsiz üyesi idi. Çok sık kanun ve hukuk dışına çıkıyordu. Hatta bu yüzden Savcı Süreyya Örgevren’le aralarında çok sert tartışmalar yaşanmış, Savcı ya kendinin ya da Ali Saip’in görevden alınmasını istemişti. Devreye giren Ankara, Mahkemenin gerekirse Kanunların da üstüne çıkabileceğini belirterek savcıyı susturmuştu.

İNFAZLARDA HAZIR BULUNUP TADINI ÇIKARDI

Mahkeme sürecinde Şeyh Sait’le tutuklu hücresinde görüşüp ağzından laf almak için,

”Sen hiç merak etme. Bu işler hallolacak ve seninle Kürdistan Dağlarında kuzu çevireceğiz” anlamındaki ünlü sözü halen Kürdistan’da dillerdedir.

İdam sırasında Şeyh Sait ona;

“ Ali Saip, hani doğruyu söylersem kurtaracaktınız?

Ali Saip;

“Bu kadar Türk kanının dökülmesine, ocakların sönmesine sebep oldun. Cezanı çekeceksin.” Cevabını verir.

Şeyh Sait son olarak;

“Seni severim. Ama mahşer günü seninle mahkeme olacağız.”Cevabını verir.

Bundan sonra büyük bir zevkle Şeyh Sait ve 46 arkadaşının infazını gerçekleştirirler. Böylece zaten M.Kemal’in gözdesi iken gözdelik mertebesi en üst seviyeye çıkmış olur. Artık nerede bir İstiklal Mahkemesi varsa ya üye ya da başkan olarak öz be öz Türk’ümüz oradadır.

ADANA-KADİRLİ’YE DÖNÜYOR.

Kadirli Jandarma komutanı iken yerlerinden sürülen Ermenilere ait mülkleri gözüne kestirmiş, kafasında bir takım yerler ayırmıştı.

Yukarıda da değindiğimiz gibi   amacını gerçekleştirmek için kendini ikinci meclise Adana (Kozan) Milletvekili olarak tayin ettirmiştir. Adana Milletvekili olarak ilk hizmeti, daha Urfa Milletvekili iken vakit kaybetmeden giriştiği Ermeni mülkleri üzerindeki hayallerini gerçekleştirmek için uğraşmaktır. Öyle ya Kuva-i Milliye kahramanlığı unvanına, M.Kemal’in gözdeliği de eklenince kimsenin gıkını çıkarması, karşısına geçip gözlerine dahi bakması mümkün müydü? Hele bir de sonradan İstiklal Mahkemeleri şöhreti eklenince…

Ancak ufak bir pürüz vardı. Kendine ayırdığı arazilerin bir kısmı devletçe Çerkezlere dağıtılmıştı.

ÇERKEZLER ANLATIYOR

Gerçi biraz uzun olacak. Ama dilerseniz bu mülk kapma hikâyesini Çerkezlerin İnternet sitesinden aldığımız paragraflardan aktaralım:

…Cumhuriyetin ilanı sonrasında “milli kahraman” sıfatıyla TBMM’de “Yaşasın Cumhuriyet” diyecek kadar bağıran Urfa Milletvekili, TBMM üyesi

Elazığ ve Diyarbakır İstiklal Mahkemelerinde görevli Ali Saip Ursavaş 1923 yılında Çukurova’ya gelir. Kadirli ve Kozan taraflarındaki verimli topraklardan “aslan payını” almak istemektedir. Kozan şehir merkezindeki Ermeni manastırının yanında bulunan Yaver MICIRIKYAN’’ın konağına sahiplenmesi zor olmaz. Hemite Kalesi eteklerindeki Ermeni Cin Toros’un arazileri, Hacılar köyü yakınlarındaki toprakları elde eder.(…)Ali Saip,”devlet, kanun, güç benim elimdedir” edasıyla Dilkibucağı’na gelir. O yörenin hatırı sayılır adamlarından Alllahkulu’nu yanına çağırır

—Söyle bakalım kimin kulusun sen? Der.

—Allahın kuluyum, cevabını alır.

Adamcağızı niye benim kulum değilsin diye azarlar.Sille tekme döver.Ayaklarını bağlatır.Yakında bulunan Ceyhan Nehrine getirerek suya “tumdurur,tumdurur,çıkarır”!... İsteseniz de istemeseniz de toraklarınızı bana vereceksiniz demektedir.(…)

(…) Tapu memuru Abdulhalik’i yanına alır. Dilkibucağı’nda, bir dut ağacının altında, Mecidiye köyü tapu defterinin sayfaları açılır. Çerkezlerin ve diğerlerinin isimlerinin karşısına “ferağen intikal” şerhi konularak (sahte) tahta mühürler basılır.1924–29 yılları arasında Ali Saip, Dilkibucağı’nın arazilerini “allem-kallem” suretiyle kendi üzerine geçirir.(Koyulaştırmaları biz yaptık)

KENDİ ÇETESİNİ KURUYOR

1935’lere gelindiğinde Kahramanımız hala Atatürk’ün gözdesi ve 4.keredir Adana’da işini bitirdiği için tekrar Urfa milletvekilidir. Artık Adana’ya tam yerleşmiş, astığı astık, mutlak bir zorbadır. Kadirli’deki arazileri adına geçirirken kullandığı devlet gücü yanında kendine ait bir çete de kurmuştur.

Hatıralarında anlatır. Kadirli’de Jandarma komutanı iken Mustafa adında bir hayduda karşı giriştikleri operasyonda haydudun bir kurşunuyla yaralanır. Mustafa yaptığından pişman, aracılar gönderip kendini bağışlarsa bundan sonra emrinde olacağını ne isterse yapacağını söyler. O da Mustafa’yı bağışlar. Bundan anlaşılıyor ki, daha o zamandan bu yerlerle ilgili hesapları vardır ve bir gün lazım olur diye bağışlamıştır.

Milletvekili olarak arazilerin zaptı için Kadirli’ye dönüşünde ilk iş Mustafa’yı yanına alır. Mustafa etrafına topladığı kendi gibi adamlarla bir grup oluşturur ve efendisinin fedaisi olarak bütün kirli ve zorbalık işlerine koşar.

Yurdunu terk etmiş, kökeni ve akrabaları ile bütün bağlarını kesmiş onun gibi her yalnız ve köksüz bir adam, yabancısı olduğu bir yere yerleşip arazi kapmaya çalışınca doğal olarak kendince bir güç ve grup oluşturmak ihtiyacındadır.

Bir kimsenin arkasında ne kadar devlet gücü olursa olsun, devlete yaptıramayacağı bazı işleri vardır ve o işler için, mutlaka güveneceği kendi “özel kuvvetleri” ne ihtiyacı vardır. Nitekim M.Kemal’in bile Topal Osman’ı vardı.

SUİKASTE ADI KARIŞIYOR

Yukarıda da belirttiğimiz gibi, her ortamda Atatürk’e bağlılığını gösterirdi. Hatta Cumhuriyetin ilanında mecliste ayağa kalkıp “Yaşasın Cumhuriyet” diye ilk bağıran gene oydu ve Temmuz 1935’e kadar da bu gözdeliğini korumuştu.

Ancak Her şey İngiltere Elçisi’nin bir şifreli telgrafı ile tersine döndü. Elçi, Amman’daki elçiliklerinden Çerkez Ehem’in Atatürk’e bir suikast düzenlediğini, suikastçıların da Ali Saip’in Çiftliğindeki konağında saklandıklarını haber alıp Türkiye’ye bildirmişti.

Derhal harekete geçilerek Ali Saip’in konağı basılır. Onunla beraber isimleri tespit edilmiş Çerkez kökenli birkaç kişi daha köylerinden alınarak sorgulanır.

Yakalananlar, Ali Saip’in elebaşları olduğunu ve onun himayesinde olduklarını itiraf ederler.

Ali Saip dâhil hepsi tutuklanır. Mahkeme sırasında sanıklar işkence altında ifade verdiklerini belirtiler. Sonunda Ali Saip delil yetersizliğinden beraat eder.

Ancak o sırada İstanbul’da olan Atatürk, mahkemenin berat kararına uyarsa da işin aslını öğrenmek için Başta İnönü olmak üzere bütün bakan ve yetkilileri dosyaları alıp İstanbul’a gelmelerine emreder.

Amacı mahkeme dışındaki asıl gerçeği anlayıp Ali Saip’e karşı tutumunu belirlemektir.

Bundan sonrasını Atatürk’ün Genel Sekreteri Hasan Rıza Soyak’tan okuyalım:

 

Tahkikat evrakını okuma ve inceleme sabaha kadar sürmüştü, neticede Atatürk’ün edindiği izlenim şu olmuştu: İngiliz Elçisinin, İçişleri Bakanı Şükrü Kaya’ya verdiği nota ve Amman Emniyet müdürünün vaki olan ifadelerine göre bir suikast planlandığı muhakkaktır. Ama Ali Saip bu suikast girişiminden haberdar değildi. Fakat anlaşılmıştır ki o, bütün Güney çevresinde, yaygın bir halde söylendiği gibi, öteden beri kaçakçılık işleri ile yakından ilgilidir. Bu münasebetle çoğu kaçakçı olan sanıklarla sürekli temas halinde bulunmuş, çiftliğini onlara sığınma yeri yapmıştır… Suikast düzenleyen Çerkez Ethem ve arkadaşları da bunu bilmektedirler ve suikast için teşvik ettikleri Yahya ile arkadaşlarını cesaretlendirmek maksadıyla onlara Ali Saip’in de işin içinde bulunduğunu ve kendisinin “adamı ipten alıp, ipe götürecek kadar” kuvvet ve nüfuz sahibi olduğunu söylemişlerdir.

Bu kanıya vardıktan sonra, tabidir ki Atatürk, artık Ali Saip ile eski ilişkisini sürdüremezdi; nitekim onun tahliyesinden sonra derhal İstanbul’a gelip kabulü için benim aracılığımla yaptığı bütün ricalarına iltifat etmemiş, bir daha kendisiyle görüşmemiştir.(Koyulaştırmaları biz yaptık)

İBRET SON

Evet. Şahsi çıkar ve yükselme ihtirası uğuruna; işgal altındaki yurdunu (Revanduz’u), halkını, kimliğini, ailesini ve bütün geçmişini terk ve inkâr ederek kendini öz be öz Türk ilan edip buralarda mevki ve mülk edinmek için çalışmış birinin ibretlik sonu böyle noktalanmıştı.

Kalan ömrünü Atatürk’e kendini affettirmek için harcayıp bir sonuç alamamıştı.

Bir zamanların ünlü kahramanı, İskiklal Mahkemelerinin merhametsiz, kibirli ve en sert üyesi, adının geçtiği yerde herkesin titrediği adam: Ali Saip!

Üzerine konduğu Ermeni ve yerli halktan gasp edilmiş 15 bin dönüm arazinin bile tatmin edemediği mülkiyet hırsıyla giriştiği; suikastçılık, eşkıyalık ve kaçakçılıkla kendi kendini tüketmişti.

Nihayet, Atatürk’ün ölümünden bir yıl sonra, 1939’da şeref ve itibarını yitirmiş halde,  bir köşede ölüp bir çukura atılmıştı.

DİYECEĞİMİZ

Bizi bu yazıyı yazmaya iten neden, bir Kurtuluş Kahramanı olarak edindiği itibarı 15 yıl boyunca siyasi hırsı ve çıkarı uğruna hiçbir ahlak kuralı tanımadan kullanmış bir adamın bu kirli özelliği göz önünde tutulmadan, Urfa’da adının sokaklara ve okullara verilmesini içimize sindirememiş olmamızdır.

Ayrıca şunu unutmamak gerekir ki, işgal döneminde toplum öyle bir aşamaya gelmişti ki, içinde Ali Saip gibi birinin bulunup bulamamasının pek önemi kalmamıştı. Zaten Urfa’ya geldiğinde hareket olgunlaşmış olup eyleme geçme aşamasında idi. Onun tek fonksiyonu Jandarma birliğinin başında oluşuydu.

Hareketin içinde bulunmuş büyüklerimizin özel sohbetlerde anlattığına göre, hiç de hak etmediği bir unvanla yıllarca Urfa Milletvekilliği yapmış olması halk arasında rahatsızlığa neden olmuştu.

Az buçuk ilgilenenler çok iyi bilir ki tarih, olgunlaşmış bir halk hareketinin önünde hiçbir gücün duramayacağını defalarca göstermiştir.

13.3.2013

Mustafa Güneş/URFA

 

Kaynaklar:

1-Ali Saip/ hatıraları (Ancak Osmanlıcadan çevirisi çok bozuk)

2-Ergun Aybars /İstiklal Mahkemeleri

3-Yaşar Kalafat/Şeyh Sait isyanı…

4-Çerkezler İnternet sitesi

5-Hasan Rıza Soyak/Atatürk’ten hatıralar

6-Müslüm Akalın/Milli Mücadelede Urfa

7-Yurt Ansiklopedisi /1 ve 10 ciltler


YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Kurumsal

İçerik







Yukarı Çık