Ercan AKKAR

28 ŞUBAT MAĞDURLARI İKTİDARDA…


Ercan AKKAR
29 Şubat 2016 Pazartesi 11:45

Osmanlı’dan devraldığı mirasla kurulan Türkiye Cumhuriyeti, ilk günden bu yana bir türlü batı standartlarında demokratik bir sisteme geçemedi veya geçmesine müsaade edilmedi.

Çok dilli, çok dinli, çok kültürlü ülke, kısa tarihi boyunca askeri darbeler (27 Mayıs 1960 ve 12 Eylül 1980), muhtıra ve e-muhtıralar (12 Mart 1971, 27 Nisan 2007), ayaklanmalar (22 Şubat 1962 ve 20 Mayıs 1963), darbe teşebbüsleri (20 Mayıs 1969 ve 9 Mart 1971) gibi daha birçok demokrasi dışı olaylarla hep sancılı ve sorunlu yönetildi ve halende öyle yönetiliyor.

Ülkenin kısa tarihi bolca bu tür olaylarla dolu olunca, ne içindeki tüm dinleri, ne dilleri, ne de çok kültürü kucaklayan hukukun üstün olduğu, gerçek anlamda bir demokrasiye geçilemedi.

28 Şubat’ta bunların en önemlilerinden biridir. 28 Şubat 1997'de gerçekleşen ve 9 saat süren Milli Güvenlik Kurulu toplantısının ardından açıklanan kararlarla başlayan ve ‘irticaya’ karşı olduğu belirtilen süreç, post-modern darbe olarak tarihe geçti.

Elbette ki, 28 Şubat’ı hazırlayan ve halende bu olayların birçoğunun muamma olarak kalmasına neden olan bir süreç vardı. Ancak bunlardan bazı örneklere geçmeden önce, her şeyin 24 Aralık 1995 genel seçiminde Refah Partisi’nin yüzde 21.28 oyla 158 milletvekili çıkartarak birinci parti olmasıyla başladığını belirtmekte yarar var.

Bu seçimde Refah Partisi’ni yüzde 19.65 oy ve 132 milletvekili ile ANAP, yüzde 19.18 oy ve 135 milletvekili ile DYP, yüzde 14.64 oy ve 76 milletvekili ile DSP, yüzde 10.71 oy ve 49 milletvekili ile CHP izledi.

Bu sonuçlardan sonra Necmettin Erbakan’ın Refah Partisi ile Tansu Çiller’in Doğru Yol Partisi hükümeti (Refahyol) kurdu. Hemen ardından da 28 Şubat post-modern darbesine bahane yapılan olaylar yaşandı.

Bu olaylardan bazıları Libya'da Kaddafi'nin bir çadırda Erbakan ile yaptığı görüşmede sarfettiği sözler, Ankara Kocatepe Camisi'nde ‘şeriat isteriz’ diye bağıran sakallı, cübbeli ve asalı Aczmendiler, Susurluk'ta meydana gelen trafik kazasında mafya-siyasetçi-polis ilişkileri, Erbakan’ın Başbakanlık Konutu’nda tarikat liderleri ve şeyhlere iftar yemeği vermesi, Refah Partili Sincan Belediyesi’nin tartışmalı Kudüs gecesi gibi olayları sıralayabiliriz.

Tüm bu olanların üzerine üst rütbeli askerler, önce Gölcük’te ‘irtica’ gündemli bir toplantı yaptı. Bir-iki hafta sonra ise Sincan'da askerler 20 tank ve 15 zırhlı araçla geçiş gerçekleştirdi. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, Başbakan Erbakan'a uyarı mektubu gönderdi. Ardından da 28 Şubat kararları geldi ve alınan kararlarla başta başörtülüler ve dindarlar olmak üzere birçok kesim sayısız mağduriyetler yaşadı.

28 Şubat post-modern darbesi Başbakan Necmettin Erbakan’ın istifasına ve partisinin 1998’de kapatılmasına kadar uzadı.

O dönemler bunlar yaşanırken, bugün yaklaşık 14 yıldan bu yana Türkiye’yi yöneten kadroların neredeyse tamamı Refah Partisi ve daha sonra kurulan Fazilet Partisi’nin içinde yer aldı.

Bu mağduriyetleri yaşayan, dinlerin, dillerin, kültürlerin özgür olması gerektiğini söyleyen, askeri vesayetin son bulması gerektiğini belirten, sivil bir anayasanın gerekliliğini vurgulayan, hukukun üstünlüğünü savunan,  batı normlarında bir demokrasiden söz eden o kadroların hemen hemen tamamı bugün iktidarda…

Dönemin Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hüseyin Kıvrıkoğlu’nun, 1999’da Milli Güvenlik Kurulu toplantısında 56. Hükümetin Başbakanı rahmetli Bülent Ecevit’e, ‘28 Şubat gerekirse bin yıl sürecek’ dediği rivayet ediliyor.

28 Şubat’ın üzerinden 19 yıl geçti. 28 Şubat kararları bin yıl sürer mi? Sürmez mi? Bunu bilmiyorum. Ancak herkesin bildiği bir şey var ki, o dönemin mağdurları 14 yıldır ülkeyi yönetiyorlar.

Bugün 28 Şubat yok, ama başta Kürtlerin yaşadığı bölgeler olmak üzere ülkenin durumu ise ortada…

SUR’DAKİ SİVİLLER

Diyarbakır’ın merkez Sur ilçesinden son günlerde çok büyük patlama sesleri geliyor. Çatışmaların yaşandığı bölgelerde ise 100-200 arasında sivilin olduğu söyleniliyor ve bu sivillerin içinde çok sayıda çocuk ve kadın bulunduğu belirtiliyor.

Bazı siyasi parti, sivil toplum kuruluşu, insan hakları savunucuları, sivillerin tahliyesi için koridor açılmasını istiyor.  Diyarbakır Valiliği ise son 10 gün içerisinde 6 ayrı koridor oluşturularak her türlü iyi niyet gösterilmesine ve hazırlık yapılmasına rağmen operasyon bölgesinden çıkışların olmamasının bu çabaların bundan sonra da sonuçsuz kalacağı şeklinde bir değerlendirmeye neden olduğunu açıklıyor. Sur’daki siviller ise, yasağın 1 günlüğüne kaldırılmasını veya sivil bir heyetin kendilerini tahliye etmesini istiyor.

Diyarbakırlıların beklentisi de çok geç olmadan sivillerin tahliyesi konusunda bir uzlaşmaya varılması ve biran önce tahliye işleminin gerçekleşmesi yönündedir.

Sevgiyle kalın. 


YORUMLAR
  • yorum2016-03-03 17:01:19Filiz

    Osmanlıdan mirası devir aldılar işlerine geldiğinde Osmanlı torunu olup ondan nemalanıyorlar işlerine geldiklerinde batının modern demokrasisi diyorlar. Tam bir iki yüzlük örneği sergiliyorlar.

  • yorum2016-03-03 16:58:37ışıl

    Tüm Türkiye ve Dünya Sur’da yaşananlara daha hassas yaklaşsın. Bu insanlık ayıbına bir dur desinler. ...

  • yorum2016-03-03 16:54:14AVNİ

    Ben çok umutluyum, çünkü sizin gibi değerli, tarafsız ve cesur gazeteciler olduktan sonra ben bu ülkenin çok daha güzel günler göreceğine inanıyorum. Ellerin yüreğin dert görmesi azizim.

  • yorum2016-02-29 15:54:51Zaza

    Diyarbakır'da siviller tahliye edilmeli. Diyarbakır Sur gibi olmamalı. Çocuklara, kadınlara yaşlılara yazık değil mi? günah değil mi?

  • yorum2016-02-29 15:53:35misafir

    Evet AKP, 28 Şubat ile ortaya çıktı. Yani hep darbelere karşıyım diyor ama darbelerin yarattığı mağduriyetlerle buraya kadar geldi.

Kurumsal

İçerik







Yukarı Çık
urfa / şanlıurfa / şanlıurfa haber / urfanatik / urfa star