Duygu SUCUKA

“ODTÜ Yürüyor ”un Düşündürdükleri


Duygu SUCUKA
12 Mart 2014 Çarşamba 09:34

Bugün 11 Mart 2014. Öğlen arası dışarıdaydım ve işyerine dönüyorum. ODTÜ yakınında, Eskişehir yolunda trafikte kaldım. Eylem olabileceği aklıma geldi bir an ve öyle olduğunu az sonra öğrendim. Ölen Berk için ODTÜ yürüyor dediler. Kontak kapatıp bekledim ben de diğerleri gibi. Yol açıldı ve devam ettim. Gördüğüm manzara beni derinden etkiledi ve bu ülkenin vatandaşı olmaktan üzüntü duydum.


Her taraf ıslak, su sıkılmış belli ki. ODTÜ kapısı gaz-duman içinde. Etrafta tomalar var. Polisler kalabalık grup halinde yolu geçiyor. Yerdeki boş bir kovan üzerinden

geçmeyi de engelleyemedim (boş gaz fişeği galiba diye düşündüm).
Yakın çevrede, yan yollarda kaçmaya çalışan, gazdan etkilenmiş öğrenci grupları...

ODTÜ benim okulum. Çok eskilerde kaldı öğrencilik yıllarım ama hala burada okuyorum gibi bir ruh taşırım. Bu okulun, mezun ettiği her öğrencisinde bıraktığı bir izdir anlatmaya çalıştığım. Dolayısıyla ODTÜ’ye yönelik her eleştiri, her haksızlık, her karşı duruş sadece öğrencilerinde değil mezunlarında da yankı bulur. Söylemek istediğim, biraz önce ODTÜ önünden geçerken, sanki tarumar bir görüntü vardı ortalıkta ve o görüntü beni üzdü.


Bu ne şiddet bu ne öfke dedim bir kez daha. Demokratik bir ülkede, demokrasi ayıbı sayılacak türden bir geri püskürtme. Sadece burada, bugünkü eylemde değil, her zaman her yerde gördüğümüz, ekranlardan alışık olduğumuz manzaralar bunlar.

Sahi demokrasinin anlamı neydi?

Türkiye’nin şimdi daha da demokratikleştiğini söyleyenler, demokratikleşme paketleriyle övünenler değil de uzaylılar mıydı yoksa? Yoksa demokratikleşme paketleri Türkiye’nin sınırlarına dinamit koymak isteyenlerin ekmeğine yağ sürmek için miydi?

 

Gezi eylemlerinde gaz fişeğinin kazara gelip değdiği masum bir çocuk, Berkin Elvan, aylar sonra hayat mücadelesini yitirdi ve öldü. Durumu protesto etmek, eylem yapmak amacıyla sokaklara dökülen kalabalıklar püskürtülmeye çalışılırken benzer vakaların olmaması işten bile değil. İzinsiz gösteriyse, müdahale edecekseniz, bu şekilde sert, bu şekilde acımasız mı olacaksınız yoksa bunun daha makul ve mantıklı yollarını arayacak mısınız? Bakın bir geriye dönüp, salt eylemlerin püskürtülmesi esnasında vatandaş, genç ya da çocuk, kaç kişi öldü. Sakat kalanlar, bir gözünden olanlar, elini-ayağını ya da bir başka uzvunu yitirenler sayılmıyor bile.


Bırakın eylem yapmak isteyen yapsın.

Yürümek isteyen yürüsün.

Üniversite gençliği özgür olsun.

Kimseye zarar verilmiyorsa eğer neden bu karşı koyma?

Nerede kaldı AB uyum yasaları?

Hırpalanan çocuklar bizim çocuklarımız, bizim gençlerimiz, bizim öğrencilerimiz.
Hırpaladığı için kötü olan da sonuçta aldığı emir doğrultusunda hareket eden bizim polisimiz. Onlar da bizim, bu ülkenin çocukları.

 

Bu arada eylem, gösteri gruplarının taşkınlıkları, polise taş ya da başka cisimler atmaları, ortamı provoke etmeleri de doğru değil elbette. Bunların ayıklanması gerekir ama karşılıklı çatışma başlamadan bunun önüne geçebilmek lazım. Bir kıvılcım atıldığı zaman iş çığırından çıkıveriyor bir anda ve beklenmedik görüntüler doğuyor sonra.

 

Demokratikleşmeyle övünmek ve sokaklarda kendi gençlerine, kendi öğrencilerine şiddet uygulamak son derece tezat kavramlardır. Kendisiyle çelişen bir devlet olmaz.

11.03.2014


YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Kurumsal

İçerik







Yukarı Çık