Veysel KASAR

Açlık ve aç gözlülük


Veysel KASAR
14 Ağustos 2011 Pazar 17:25

Günlerdir ekranlara taşınan Afrika ülkelerindeki açlık dramı yüreklerimizi parçalıyor. İnsanlık ayıbının utancı yüzümüzü kızartıyor. Görünen o ki, bir bakıma insanlık onuru yerlerde sürünüyor. Afrika'da binlerce insan ölüm sessizliği ile yüz yüze. Büyük bir çoğunluk ise bu felakete çaresiz kalmaktan dolayı vicdan azabı içinide kıvranıyor.
Aslında, "yerde sürünen" o masum yavrularla ile birlikte bizim insanlığımız. "Tükenen", sadece onların nefesi değil; hırsla, habire kendini düşünen, yanıbaşındaki insanların haline ilgisiz kalan, dünya insanlarının, "kasvet bağlamış vicdanı".
Yerdeki gıdalara ulaşmak isteyen zavallı bir masum yavruyu erkek kemaraman görüntülerken yanıbaşında bir kadın gazeteci hıçkıra hıçkıra ağlıyor.
İnsan olmanın dayanılmaz ağırlığı bu olsa gerek.
Ramazan'ın ilk hutbesinde Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez, "Afrikadaki insanları öldüren açlık değil. küresel ölçekdeki açgözlülüğümüzdür" diyor. Ne kadar haklı bir tespit. Bir bakan, "bu olaya sessiz kalmak insanlığımızı kaybetmektir" diye vicdanlara sesleniyor. Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu açlık krizini dünyanın gündemine taşımak için yoğun temaslar içinde. Sivil kuruluşlar yardımları ulaştırmak için canla başla çalıyor…
Bütün bunlar göğsümüzü kabartıyor. Ancak ekranlara yansıyanlar her bir insanı çok derinden etkileyecek ölçekte.
Ramazan'ın ilk günlerindeyiz. İstar sofraları ekranları süslüyor. Kurumlar, belediyeler yüzbinlere ikram sofrası açıyorlar. Ümraniye Belediyesi'nin kurduğu 1.5 km.lik iftar sonrafsında tonlarca et ve prinç sarfedilmiş. İftara gelenlerin "hali vakti" yüzlerinden okunuyor. Helal hoş olsun! Ancak insanların açlıktan öldükleri bir dünya görüntüleri yanında insan sormadan edemiyor:
Bu imkanlar biraz daha insaflıca kullanılımaz mı? Gıdasızlıktan can çekişenler dururken yoldan geçen "hoş beş edenlere" bunca para sarfetmek hangi vicdanın işi? Sadaka ve zekat gibi, iftar da dini bir hüviyete sahiptir. Verilenin buna layık olması gerekmez mi?
Bu çarpıklık TBMM Başkanı Cemil Çiçek'i de çileden çıkarmış olmalı ki, Meclis başkanı TOBB iftarında feveran ediyor, "Allah'ınızı severseniz, şu iftarlara son verin!"
Hayalim ekrandaki yavruya gidiyor tekrar. Yerdeki yavru, bir kameranın boyutu kadar kalmış. Öte yanındaki gıda parçalarına ulaşmak için can havli ile uğraşıyor. Çıkardığı sesler ecel iniltileri. Şu hal Afrika'nın karşı karşıya bulunduğu ıztırabı bütün çıplaklığı ile gözler önüne seriyor.
Burada açlıktan ölmekle ilgili istifhamlar da ortaya çıkabiliyor.
İnanıyoruz ki, hayatı olduğu gibi rızkı veren de Allah'tır. Onun Rezzak ve Rahman isimleri herkesi nimetlendirmeye yetecek genişliktedir. O muhteşem Kudret sahibi Zat, kainatta her nerede hayat var etmişse, o canlının yanıbaşında rızık da yaratmıştır. İnsanların da rızkını göndermiştir. Ancak insanlar bu rızık üzerinde taksimatta kusur etmektedir. İnsan irade ve akılla da sınanmaktadır. Dünya nimetlerinin yüzde 80'inin yüzde 20'lik gibi küçük bir azınlık elinde toplandığını biliyoruz. Bu hal, bir tür çılgınlık ve açgözlülüktür. Bu konuda bütün dinlerin ve sivil kuruluşların ortak platformlarda bir muhasebe imkanı oluşturması gerekir. Politikacılar ve iktidar sahiplerinin vicdanlarına seslenmenin en önemli vasıtası bu manzaradır.
İnsanı gerçek insan eden iman ve İslamiyettir. İslamın bu tür musibet ve afetlere karşı bir takım sigortaları vardır: Zekat ve sadaka gibi. "Veren el, alan elden üstündür" prensibi ruhu yücelten bir ilkedir. Hz. Peygamber hadislerinde merhametin yüce bir değer olduğunu vurgulamaktadır. "Yerdekilere merhamet edin ki, göktekiler de size merhamet etsin" hadisi bunlardan birisidir. "Komşusu açken tok geceleyen bizden değildir" prensibi de ayni ilkeye dayanır.
Yer küresinde her bölge ayni zenginlikte değildir. Burada sınanma devreye girer. Allah denemek için insanları değişik imkanlar halinde yaratmıştır. Zenginlik ve fakirlik de insani birer haldir.
Bir devlet açlıkla kırılırken bir başkası lüks harcamalar yüzündün dertlidir. TV haberleri gösteriyordu: Dubai'de deniz ortasına yığma kum ve taşlarla oluşturulan adalar üstüne yapılan yazlıklar, ülke ekonomisinde krize sebep olmuş. Şimdi de bu lüks yazlıkların dikildiği adalar yavaş yavaş su altında kalmak üzereymiş!
Birisini varlık diğerini yokluk öldürüyor. Varlıkla sınanan bu ülkelerin Müslüman olması da tam bir kara mizah örneği.
Bugün açlıkla kıvranan ülkelerin bir çoklarında sömürgecilerin asırlarca at oynattıkları da ayrı bir gerçek. Sömürgeci devletler, bu milletlerin nelerini alıp götürdüler, insanlarına neyi öğrettiler, bu krize ne tür katkıları oldu, düşünülmeli değil mi?
Yer küresine hükmedenler, "insan" olsa idi muhtemelen bu iniltiler işitilmeyecekti. Uzaydan yeraltındaki madenleri keşfedip, doğal kaynakları zengin olan ülkelerde bitmeyen fitne ateşleri yakan güçler, insana merhametli olsalardı, Afrika'daki yavrular açlık sefaletine düşerlermiydi?
Rabbim bizi ve insanlığı açıktan ve azgözlülük illetinden muhafaza et!











YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Kurumsal

İçerik







Yukarı Çık
urfa / şanlıurfa / şanlıurfa haber / urfanatik / urfa star