Duygu SUCUKA

Ankara’nın Çinçin’i ve Suriyeliler


Duygu SUCUKA
22 Ekim 2015 Perşembe 02:57

Bir anda etrafımıza doluşan çocuk ve kadınlar. Nerelisiniz diye sordum, Suriyeliyiz dediler.

Fotoğraf çekelim dediğimizde kadınlar o kareye girmemek için kenara çekildiler.

 

Ankara’nın Çinçin’i. Yeni uğrak yerim oldu gibi.

Bir arkadaşım vasıtasıyla Kurban bayramında ziyaret etmiştim Çinçin mahallesini ve oradaki Afgan-Özbek Türkmenlerini. Yardım toplayıp tekrar geleceğimi söylemiştim. Ve bugün (21 Ekim 2015) bir kez daha gittim.

 

Ankara; Ulus’u farklı, Kızılay’ı farklı, Çinçin’i farklı, Çayyolu farklı. Birçok çehresi olan bir şehir burası. Dünyadaki tüm başkentler ve büyükşehirler gibi.

 

Çinçin’de ziyaretine gittiğimiz kişi anlatıyor:

“Burada Afgan, Özbek, Suriyeli her milletten insan var. Buralar biraz sıkıntılı, insanlar buralar hakkında iyi düşünmediği için dernek binamızı buradan taşımak istiyorum çünkü buraya hiç kimse gelmek istemiyor. “

 

Konuşma esnasında uyuşturucu konusunu soruyorum, bu konuları daha önce dernek olarak işlemiştik ve o çalışmalar esnasında Çinçin mahallesi ile ilgili söylenenler bende merak uyandırmıştı. Çinçin Ankara Kalesinin arka taraflarına düşen bir semttir.

 

Ben sordukça kısa cevaplarla devam ediyor konuşmaya:

“Burada çocuklardan korkuyoruz, çocuklar kolay alışıyorlar çünkü. Biraz iç kısımlardır bu konunun yaygın söylendiği yerler, buralarda yoktur. Geçenlerde bizim akrabalardan 13-15 yaşlarında 3 genç kayboldu, 3 gün sonra bulduk onları, kendileri geldiler, neredeydiniz diye sorduk, odun kırmaya gittiklerini söylediler.”

 

Çevreden bir başkası söze giriyor ve “14-15 yaşlarındaki gençler İstanbul’a gidip geliyorlar, niye gittiklerini kimse bilmiyor” diyor.

 

Ben sormaya devam ediyorum;

“Burada sefalet çok mu, insanlar ne işle meşguller?”

“Sefalet çoktur, bir evde mesela 10 nüfus var, adam bir gün iş buluyor sonra 10 gün iş bulamıyor.”

 

Sefaleti zaten çevreye bakınca görüyorsunuz. Kapısı camı kırık, yıkık dökük harap evler ve o evlerin önündeki insanlar. Belli ki bu evlerde yaşam devam ediyor. Sefaletin, yoksulluğun, işsizliğin olduğu her yerde kanunsuz olayların, illegal işlerin potansiyel tehlikesi de yüksektir.

 

Bir anda etrafımıza gelen ve bizimle konuşmak için bekleşen kadınlarla konuşuyorum. Hepsi de Suriyeliymiş. Kucağında çocuk olana soruyorum, “Türkçe bilmiyor” diyen annesi ve biraz arkada duran bir başka bayan ona tercümanlık yapıyor. Yaşını soruyorum, işaretle anlatmaya çalışıyor, işaretlerinden anladığımı ve tahminimi bir araya koyuyorum, 32 yaşında.

“5 kız, 2 oğlan, 2 de kocasıyla kendisi, bir de ben aynı evdeyiz” diyor annesi.

“Yani 32 yaşında ve 7 çocuğu var öyle mi?” diye hayretimi belirtiyorum. “Evet, çünkü çok küçük evlendi, kızını da verdi, kızı da 15 yaşında evlendi, kendisi de evlendiğinde o kadardı” diye yanıtlarken beni, bendeki hayretlerin de farkındaydılar. 7 çocuklu bu genç kadının annesi sarındığı battaniye ile alçak taş duvar üzerinde oturuyorken bunları anlatmak için ayağa kalkmıştı.

 

Çocuklar masum. Çocuklar çok güzel. Çocuklar umutla uzanacak bir ele bakıyorlar. Çünkü şu an içinde bulundukları şartlar onlara böyle bir kültür yerleştirmiş. Buradaki Suriyeliler, paradan, giyimden, gıdadan, her türlü ev eşyasına kadar çok fazla ihtiyaç içinde olduklarının tablosunu çizdiler bir anda bende.

 

Arabama binip dönüşe geçince yanımdaki arkadaşımla konuşmaya başladım.

“Madem bu kadar sefalet varsa neden doğururlar. Şu kucağındaki küçük çocuk bile belli ki savaş ortamında doğmuş. Yazık günah değil mi bu çocuklara, dünyaya getirirken onların geleceğini neden düşünmezler ki. Devlet neden buralara uzanmaz? Devletin sosyal politikaları nerede?” gibi aklıma gelen her şeyi söyledim.

 

Ve son sözüm;

Devlet Çinçin’e gitsin. Oradaki sefaleti, oradaki öteki Ankara’yı (biliyor zaten ama) yerinde görsün. Devlet sosyal devlet olmayı başarabildiği anda bu zor manzaraları aşabilmemiz mümkün olacaktır. Ancak şunu da görmezden gelemeyiz; Türkiye’nin sığınmacı kamburuyla tek başına baş edebilmesi kolay değil. Benim bahsetmeye çalıştığım ise Çinçin hep vardı, önceden de vardı ve kendi sefaletimiz orada hep yaşanıyordu. Sığınmacılarla birlikte dram biraz daha artmış.

 

21.10.2015

 

 


YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Kurumsal

İçerik







Yukarı Çık