Duygu SUCUKA

Anneye Veda” kitabımdan bir bölüm


Duygu SUCUKA
2 Ekim 2014 Perşembe 19:34

“Anneye Veda” kitabımdan bir bölüm 

Bugün 2 Ekim 2010, günlerden Cumartesi. Hepimiz hastanedeyiz. Durum iyiye gitmiyor. Doktor artık geriye sayım başladığını söylüyor. Çok acıdır ki, insan son deninceye kadar umudunu kaybetmiyor. Hastanede yapacak bir şey yok. Ağabeyim, “Hadi bize gidelim, sonra uğrarız tekrar buraya” dedi. Hep birlikte gittik. Ayşen çay yapmıştı.  Giderken börekçiden aldığımız börekleri, çörekleri bahçede oturup çayla birlikte yerken bir ‘son’u da konuşmaya başlamıştık.

Cesaretimiz yoktu bu ‘son’u karşılıklı konuşmaya. Sadece birbirimize duygularımızı sessizce aktarıyorduk. Hava serindi. Vakit akşama doğru ilerlemişti. Üşütüyordu artık bahçede oturmak. Her anlamda üşüyorduk. Hem vücutça üşüyorduk hem de duygularımız üşüyordu. Etrafa bakınca hüzünlü bir sonbahar gününü görüyorduk. Günlerden 2 Ekim 2010. Mevsim gerçekten sonbaharın ortası. Ve annem sonbaharının son gününde. Doğanın yeşil tonu sarıya dönmeye başlamış, yapraklar dökülmeye yüz tutmuş. Unutulması mümkün bir gün değil. İçimizdeki hüzün sonbaharın hüznünden kat be kat daha fazla.

*

Bu yaşanmış öyküde, annemin, hastanedeki yoğun bakım günlerini, onun hastalığını, onu kaybedişimi anlatıyorum. Ama asıl anlatmak istediğim, beş yıldızlı otel konforundaki özel hastanelerin, hastaya müşteri mantığıyla yaklaşımıdır. Madalyonun öbür yüzüne bakınca, bu şekilde bir anlayış içinde olmasalar, bu lüks kurumlar nasıl ayakta durabilecekler? Sağlık sektörü, insanlar için bugün daha iyi imkânlar sunuyor, daha çok ulaşılabilirlik sağlıyor, daha hızlı ve daha kolay seçenekler, tercihler bulunduruyor. Ancak imkânların çoğuna sahip olan özel sağlık kurumları da, sağlığı, ticari bir alan olarak görüyor. Tıpkı içinde bulunduğumuz zaman diliminde, insanların temel hakkı olan eğitimin, bir ticari yarışa dönüştürüldüğü gibi. Oysa sağlık ve eğitim her insanın temel vatandaşlık hakkıdır ve en iyisinin devlet tarafından sağlanması gerekir.

Bugünkü sağlık sektörü, birçok devasa özel sağlık kurumlarının kar amaçlı çalışma alanına dönüşmüş bulunuyor. Bir özel hastaneye gittiğiniz zaman gerekli gereksiz birçok tetkik, tahlil, film isteniyor. Hasta bunların az bir kısmını karşılasa bile üzeri devletten tahsil ediliyor. Devletle ne kadar çok anlaşması varsa, o hastane, o kadar avantajlı demektir.

Tüm bunlar bilinen gerçekler olduğu için, annemin ameliyatı sonrası yaşanan travmada, özel hastane mantalitesini eleştirmiş, “acaba ellerine düşen her hastaya çok gerekmese bile ameliyat mı öneriyorlar” diye sorgulamıştık. “Hastane yönetimleri, çalıştırdıkları doktorları, hastayı müşteri görme gibi bir duruşa zorluyor olabilirler mi?” sorusuna cevap aramıştık. Belki hepsini aynı değerlendirmemek gerekirdi ama yaşanan örneklerin çokluğu bu tür sorguları ister istemez beraberinde getirmişti.

*

Bugün Cumartesi. 2 Ekim 2010. Ameliyatın onuncu günü 

Durum hiç iyi değil. Doktor umudu kesmiş durumda.

Çok kötü bir akşamı geride bırakmaya çalışarak sabahı bekliyoruz.

Telefonum ikinci kez acı acı çalıyor

3 Ekim 2010.

……………

…………

….

Bugün Pazar. Dışarıda soğuk esen bir hava hâkim.

………….

……

… 

Saate baktım, 14.20’yi gösteriyor.

………..

…..

 

Telefonum çaldı, ekrandaki numara hastanenin numarasıydı,  karşımdaki doktorun sesiydi ve “başınız sağ olsun” diyordu.

 


YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Kurumsal

İçerik







Yukarı Çık
urfa / şanlıurfa / şanlıurfa haber / urfanatik / urfa star