Mustafa GÜNEŞ

ARAM TİGRAN


Mustafa GÜNEŞ
10 Ağustos 2012 Cuma 09:48

Çocukluğumda kısa dalga "Erivan” ve Dengê Iraq’ê Beşi Kürdi” radyolarından parazitle karışık dinlerdik onu.

Gençliğimizde ise (1970’li yıllar)  yasak olduğu için, ya Suriye’den ya da Avrupa’dan kaçak yollarla getirtirdik Kürtçe kasetleri.

Tek kasetini ele geçire bilmiştik. O da kasetten kasete kopyalana kopyalana bin bir cızırtı eklenmiş haldeydi. Ama olsun. Onca cızırtıya rağmen, gene de kendisiyle özdeşleşmiş  “cumbuşu”, ona eşlik eden “mey”le “ritim saz”ın inanılmaz sadelik içindeki uyumu, özelliğinden hiçbir şey kaybettirmemişti.

Özellikle “mey”le “cumbuş” arasında zaman zaman öyle uyumlar oluşur ki, sanki tek estrumandan “akor” sesi alıyormuşsunuz gibi olursunuz.

O’nu ve tek sazıyla Ruhi Su’yu dinledikten sonra, ne zaman büyük orkestralar ve saz toplulukları eşliğinde okuyan bir sanatçı dinlesem; kulağım tırmalanır, rahatsız olur, dayanamaz ya sesini kıstırır ya da gücüm yetiyorsa kapattırırım.

Gene ikisini dinledikten sonra anladım ki, bir sanatçının mesleki ve kültürel birikimi arttıkça icraatı sadeleşiyormuş.

Sonradan yabancı müzisyenlerde de bunu gözledim. Mesela Rodrigo’nun dünyayı sallamış ünlü “gitar konçertosu”; yıllarca yüz binleri alanlara toplayan Joan Baez ve gitarı; Beethoven’in binlerce yıl değerinden hiçbir şey kaybetmeyecek olan vals tarzında ve topu topu üç notalı ana temadan oluşan “ay ışığı sonatı”(moon light) gibi…

Saydığım bu eser ve sanatçıların hepsi de ölümsüz, ancak hepsi de olabildiğince sade ve basitti.

Böylece anladım ki o basitliği ölümsüzleştiren etken,  onları yazıp icra edenlerin yüksek kültür ve entelektüel birikimiydi

O sadelik içinde icra edilmiş;”Şev çu”,Feqi Teyra’nın “Lı baxê mın bu zıvıstan”ı,”Ay dıl,dıl xerabi yadê, “Newroze Newroze” ,”Bısk bı têl,here were hêle mêl” ve bunlar gibi parçalar…Kaç yüz defa dinledim bilinmez.

İlla da;

“Kılê çava kurdaniye,dılê mıni

Melute’l xwe gerandiye,mala mıni

Dılê mın j’ber helandiye dılê mıni

Keçê were mala meye mala mıni”

Dörtlüğüyle başlayan bir parçası vardı.

Parça uzun hava formuyla başlar, nakaratında ritmik forma geçerdi. Nakarat kısmının sözleri  ise :

“Gul danine’l nava dıla,

Gul danine hey wax dılo;

Gul bı bine ,gul şirine ,gul narine

Hey wax dılo.”idi (ikinci tekrarda gul zerine’yi de ben okurken ekliyordum.)

Bu kısımdaki ,”gulbin, şirin, narin, zerin”sözleri ile melodi o kadar sevimli ve uyumlu idi ki, dinlemeye doyamıyordum. O sıralar 22 veya 23 yaşlarında, bekâr bir gençtim ve kafama koymuştum. Evlenir de kızlarım olursa, onlara bu isimleri verecektim.

Bir gün geldi evlendim ve kızlarım oldu. Onlar doğdukça ben de hazır isim listemden isim veridm. Zaman içinde 4 kızım oldu. Adları sırayla;

Gülbin, Şirin, Narin ve Zerin.

Yıllar geçti, 12 Eylül geldi, kasetleri, kitapları tarlalarda topraklara gömdük. Ne zaman sonra kimini bulduk, kiminin yerini tespit edemedik. Kasetleri bulmuştum ama çürümüş haldeydiler.

Şimdi internette bütün aramalarıma rağmen bu parçayı bulamadım. Keşke biri bulsa da gönderse…

O, öyle büyük bir usta idi ki, onun kadar sade, temiz diksiyonlu, sözleri tane tane,anlaşılır ve net okuyan;onun gibi “Kurmanci” lehçesini sokak ağzıyla, herkesin anlayacağı tarzda okuyan bir başka Kürt sanatçı bulamazsınız.

Kendim de hükmümce müzikle uğraştığımdan yukarıda da değindiğim gibi, bir sanatçının bu kadar basit ve net okuma kabiliyeti edinebilmesi için dağarcığında büyük bilgi ve kültür birikiminin bulunması gerekir.

Onun okuma netliği ve rahatlığı açısından Türk sanatçıları arasında iki benzeri vardır. Biri Ruhi Su, diğeri Zeki Müren. İkisinin de diksiyonu başka Türk sanatçılarında yoktur.

Ve bir de şu kesindir ki, Kürtler ve Kürtçe var oldukça onun sesi de sonsuza kadar gökyüzüne yayılacaktır.

Kendim de hiçbir iddiam olmadan,  dostlar arasındaki müzikli ortamlarda  hep onun gibi bağırtısız çağırtısız sade bir tarzda söylemeye çalıştım.

Onu saygıyla anıyorum.



YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Kurumsal

İçerik







Yukarı Çık