Ercan AKKAR

ASKERİ DARBEYE, SİVİL DARBE…


Ercan AKKAR
18 Temmuz 2016 Pazartesi 11:49

Askeri darbe, kalkışma, postmodern darbe, e-muhtıra, adına ne derseniz deyin, demokrasi ve hukuk dışı hiçbir olayı tasvip etmek, taraf olmak, onaylamak doğru değil, olamazda… Bu tür girişimler kınanmalı, karşı durulmalı… 15 Temmuz’da bunlardan biridir hem karşı duruyoruz, hem de kınıyoruz.

Türkiye Cumhuriyeti ve öncesinde Osmanlıda da, asker sürekli olarak yönetimin içinde olmuş, zaman zaman hukuk ve demokrasi dışı müdahalelerde bulunmuş ve hiçbir dönem bunun önüne geçilememiştir. 15 Temmuz’da yaşananlar bunu bir kere daha bariz bir şekilde ortaya koymuştur.

Türkiye Cumhuriyeti’nin kısa tarihinde 27 Mayıs 1960 ve 12 Eylül 1980 askeri darbesi, 12 Mart 1971, 27 Nisan 2007 muhtıra ve e-muhtıraları, 22 Şubat 1962 ve 20 Mayıs 1963 ayaklanmaları, 20 Mayıs 1969 ve 9 Mart 1971 darbe teşebbüsleri bulunuyor. Kısa tarihinde bu kadar demokrasi ve hukuk dışı kara leke bulunan Türkiye Cumhuriyeti, bu lekelere 15 Temmuz 2016’yı da eklemiş oldu.

Bu kara lekelerden bazılarını hayal meyal ancak, 12 Eylül 1980 askeri darbesini çok iyi hatırlayanlardanım. Van 50. Yıl Ortaokulu’ndaki eğitimimi tamamlamış, Ticaret Lisesi’ne başlama hazırlığı içerisindeydim. Tatil döneminde olduğumuz için ortağı olduğumuz Şehir Parkı’ndaki Çay Bahçesi’ne gitmek üzere sabahın çok erken saatlerinde kalkmış ve Cumhuriyet Mahallesi’ndeki evimizden yola koyulmuştum.

Bilenler bilirler Numune Ekmek Fabrikası’nın aradan Maraş Caddesi’ne çıktığımda Bayram Oteli’nin olduğu dört yol kavşağında, 2 tankın sırt sırta durduğunu ve etrafında askerlerin bulunduğu gördüm.

Doğrusunu isterseniz bu tabloya o an anlam verememiş ve içimdeki korkuyla yavaşlayan adımlarımla ilerliyordum ki, ‘Ne dolaşıyorsun. İhtilal oldu. Sokağa çıkmak yasak. Evine git’ sesiyle ürküp gerisin geriye önce yavaş sonra süratlenerek evin yolunu tutmuştum.

Eve vardığımda rahmetli babam, kardeşlerimi uyandırmış, annemle beraber bir kenara topladığı dağ yığını gibi kitapları ve teyp kasetlerini bahçeye gömmemizi istemişti. Bir bölümümüz bahçede uygun bir yer kazarken, bir kısmımız kitap ve kasetlerin zarar görmemesi için naylon, ardından da bezlere sararak çuvalın içine yerleştiriyorduk. 

Gömme işi tamamlandıktan sonra ise mahalle bakkalından eksik olan gıda stoku yapıldı.Sonrasında sürekli olarak radyo ve televizyondan gelişmeleri takip ediyor, hep kapı ne zaman çalınacak ve askerler ne zaman gelecek korkusuyla diken üstünde bekliyorduk. Bu benim ve ailemin yaşadığı olaylardan sadece bir kısmıydı. Eminim ki herkes aynı duyguları yaşıyor ve darbelere lanet okuyordu.   

Genelkurmay Başkanı Orgeneral Kenan Evren başkanlığında gerçekleştirilen darbe ile Milli Güvenlik Konseyi, 3 yıl ülkeyi yönetti.  Tüm kritik kararları onlar aldı. Hükümetler görevden alındı, siyasilere yasak getirildi. Türkiye Büyük Millet Meclisi lağvedildi. Anayasa uygulamadan kaldırıldı. 14 bin kişi yurttaşlıktan çıkarıldı. Açılan 210 bin davada 230 bin kişi yargılandı. 517 kişiye idam cezası verildi. 171 kişinin işkenceden öldüğü belgelendi. 937 film sakıncalı bulundu,  gazeteler 300 gün yayın yapamadı. 30 bin kişi sakıncalı olduğu için işten atıldı.

12 Eylül’ün faturası gerçekten çok ağır oldu. Etkileri çok uzun yıllar sürdü, hatta yürürlükteki anayasanın darbe anayasası olduğunu düşünürsek etkisinin sürdüğünü ve de en önemlisi de Kürt sorununun bu hale gelmesindeki önemli viraj olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.  12 Eylül’ün üzerinden tam tamına 36 yıl geçti. Fakat hiç birimiz o travmaları ve yaşananları unutmadık, unutmamız da mümkün değildir.

Doğrusunu isterseniz 12 Eylül’de hissettiklerimi, 15 Temmuz’da her nedense pek fazla hissettiğim söylenemez. 12 Eylül ile 15 Temmuz’u karşılaştırmaya gerek var mı bilmiyorum. Ancak 12 Eylül’ü ve 15 Temmuz’u yaşayanlar bu ikisinin arasında dağlar kadar fark olduğunu mutlaka bilmektedirler.

Her ne olursa olsun, her türlü darbe ve türevi ülkeyi yıllarca geriye götürmekte, demokrasi ve hukuk adına onarılması güç yaralar açmaktadır. 15 Temmuz sayısız soru işareti ve askeri darbe girişimine sivil darbe vurulması ile tarihteki yerini alacaktır.

Sevgiyle kalın.


YORUMLAR
  • yorum2016-07-20 14:22:07endişe

    Bu darbe girişiminden sonra Urfa’da yaşananlardan korkmamak mümkün mü? IŞİD ve El Nusra’cılar bayraklarıyla gösteri yapıyor. Öldürmekten, yok etmekten bahsediyor. Unutulmasın ki Fetoculara da daha önce göz yumulmuştu, bu gün darbe yapıyorlar. Yarın bunların ne yapacağı belli olmaz.

  • yorum2016-07-20 14:19:42Korku

    Bu ülkede yaşamaktan korkar olduk. 15 Temmuz’dan sonra 50 binden fazla kişi görevden alında ve alınmaya da devam edilecek. Bunlar kim, bunların devlete sızmasına kim müsaade etti ve şimdi neden tavsiye ediyorlar. İnşallah korkularım boşa çıkar ve otoriter bir yönetime gitmeyiz. Yaşasın özgürlük, yaşasın demokrasi.

  • yorum2016-07-20 14:16:48Sadık

    Tamam hepimiz darbelere karşıyız. Allah darbecilerin bin belasını versin. Ama bundan sonra ne olacak o belli değil. Baksanıza Sıkıyönetim, Olağanüstü Hal gibi demokrasi dışı yollar düşünülüyor. Unutulmasın ki darbelerin yok olmasına daha fazla demokrasi engel olabilir.

  • yorum2016-07-18 11:56:25zafer

    Allah her türlü darbenin belasını versin. Yazıktır ülkemize. Bir darbeyle yıllarca geriye gidiyoruz. Bu hiç kimsenin zaferi değildir sadece halkın zaferidir.

  • yorum2016-07-18 11:53:16Kerim

    Ercan bey size katılıyorum sizinle aynı kuşağız sanırım. Yazınızı okurken aynı günleri yeniden yaşamıd. Sağcısı, solcusu, inananı, inanmayanı, alevisi, sunisi herkes 12 Eylül Askeri Darbesinden payına düşeni aldı. Bir kuşak hemde okuyan düşünen bir kuşak o darbeyle yok oldu. İşte bu gün yaşananlarda bunun gösteriyor.

Kurumsal

İçerik







Yukarı Çık