Mehmet FARAÇ

Atatürk’e kimler saldırıyor!..


Mehmet FARAÇ
15 Kasım 2011 Salı 02:12
Boş verin kime, niçin hizmet ettiklerini!.. Boş verin kimin kuklası olduklarını!..

Kalıplaşmış üçbeş cümleyle günü kurtarmaya çalışan kültürsüz, altyapısız o pejmürdeler kendi iradeleriyle hareket etmiyor çünkü!..

Cumhuriyet’in kuruluş mücadelesinin, küçük beyinlerine sığacağını sanmıyorum çünkü!..

O zavallıların bu ülkeyi sevdiklerine de zerre kadar inanmıyorum...

Derin siyasi güçlerle uluslararası lobilerin finanse ettiği toplum mühendisli ğinin köhne laboratuvarlarında yetişmiş onlar!..
Devir onların devri... Yandaş gazetelerde, televizyonlarda hepsinin üstlendiği tek bir misyon var; Cumhuriyet’in kurumlarını erozyona uğratmak!..
Oysa nafile bir çaba içindeler... Ne sırtlarını dayadıkları karton duvarların, ne karanlık işbirlikçilerinin ne de pis kalemlerine kirli mürekkep taşıyan taşeronların bir katkısı olacak onlara!..
Debelendikçe debelenecekler!.. Kudurdukça kuduracaklar!.
Salyaları kalemlerinden süzülürken iftiralarının içinde boğulacaklar!..
İçinde çırpındıkları karanlık balçık, aydınlanma devrimini zerre kadar kirletemeyecek!..
Büyük devrimcinin en büyük eserini çökertmek için zırvaladıkları her anda, Cumhuriyet’in milyonlarca evladı çıkacak karşılarına!..
Ruj bulaşmış kusmuklarını ekranlardan saçanlara ve alkolden süngere dönmüş beyinleriyle Büyük Önder’e saldıranlara sokaktaki köpekler bile acıyarak bakacak!..
Kim bunlar peki?.. Kim Atatürk’e saldıranlar?..
Birey olamamış figüran müritler!..
Karanlık hücrelere bağlı paslı zincirlerinden, yağmur suyu damlayan kuryeler!..
Yetenekleriyle değil, çirkeflikleriyle şöhret isteyen Cumhuriyet düşmanları!..
Üniversite kaçkını asker kaçakları!..
İşbirlikçiliğe önderlik eden junior müritler!..
Otobüslerde, erkekçe pozlarında fordculuk dersleri verenler!..
Babaların kucağında, gazete köşelerine oturtulan limonata liboşları!..
İki kadın memesine memleketi satmaya hazır olan ahlaksızlar!..
Ve de kiralık nallarıyla televizyonlarda kişneyen Truva kısrakları!..
Bunları mı ciddiye alacağız biz?.. Hadi canım sen de!..
Eğitim-İş’in onurlu kavgası...
Devletin içine yuvalanmış kimilerinin Atatürk düşmanlığını görünce yukarıda sıraladığımız densizler vız geliyor insana!..
Çünkü taşeron kalemşorlar Atatürk’e saldırmanın dayanılmaz hafifliğinde raks ederken, onurlu sendikacılar Büyük Önder’in kavgasını vermeye devam ediyor!..
Konya’da öğretmenlere yönelik seminerde kürsüye gelen bir müfettiş, Atatürk’e yönelik son derece ağır ifadeler kullanmış!..
Birleşik Kamu-İş Konfederasyonu’na bağlı Eğitim-İş Sendikası da “hukuki, idari ve cezai kapsamda gereğinin yapılması için” girişimlerde bulunmuş!..
Mahkeme, müfettişi Atatürk’e hakaretten 1 yıl hapis cezasına çarptırmış ama anlı şanlı Milli Eğitimimiz onu “idari açıdan kusursuz” bulmuş!..
Müfettişin korunmasını eleştiren Eğitim-İş Sendikası Genel Başkanı Yüksel Adıbelli ise Konya 2. Asliye Ceza Mahkemesi tarafından 11 ay 20 gün hapis cezasına mahkum edilmiş!..
Eğitim- İş Genel Sekreteri Levent Akça da bu kararın ardından “Atatürk ve Cumhuriyet düşmanı odakları ‘şer odağı’ olarak tanımlamak suç ise eğer, ilan ediyoruz, bizler bu suçu her zaman ve her koşulda işlemeye devam edeceğiz” deyince mahkeme onu da aynı cezaya çarptırmış!..
Ne kadar ilginç değil mi?.. Atatürk’e hakaret eden bir müfettişi eleştiren Cumhuriyet’in eğitimcilerine mahkemeler artık ceza yağdırıyor!..
Peki müfettiş efendiye ne olmuş daha sonra?..
Birleşik Kamu-İş Konfederasyonu Genel Başkanı Hasan Kütük, bu müfettişin görevinde yükseltilerek ödüllendirildiğini açıklamış!..
Atatürk’e “diktatör” diyen şöhret meraklılarının televizyonlarda boy gösterebildiği bir ülkede; Büyük Önder’e hakaret eden müfettişler tabii ki taltif edilir!..
Sözü en iyisi Veli Demir’in genel başkanlığını yürüttüğü Eğitim-İş Sendikası’nın tokat gibi yanıtına bırakalım:
“Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu, bağımsızlık onurumuzun mimarı, emperyalizmi dize getiren tek ve eşsiz komutan, mazlum halkların ışığı Büyük Önderimiz’in manevi şahsiyetini incitenler, milyonların ve gelecek nesillerin manevi dünyasında hak ettikleri yeri alacaklardır. Şu gerçek hiçbir şekilde unutulmamalıdır; Eğitim-İş, kökleri Cumhuriyet devrimlerine kadar uzanan bir tarihsel mirasın temsilcisi ve rehberi Atatürk olan bir sendikadır. Hapis cezalarıyla, yoluna canımızı vermeye hazır olduğumuz Atatürk’e sahip çıkma kararlılığımızı sarsabileceklerini sananlar hayal görüyorlar.”
Takiyenin ara istasyonu...
Gazete haberi diyor ki: “Diyanet İşleri ‘ara istasyon’ oldu!..”
Başlığı görür görmez, meselenin ne olduğu pat diye anlaşılıyor zaten!..
Bakınız, AKP’nin iktidara gelmesinin hemen ardından, 1 Ocak 2003’ten bugüne kadar Diyanet İşleri Başkanlığı’na tam 29 bin 113 personel alınmış...
Geçen yıl çıkarılan yeni teşkilat yasasıyla birlikte kurumun kadrosu da müthiş biçimde genişletilmiş!.. Diyanet aralıksız olarak imam-hatip ve müezzin alıyor!..
Diyeceksiniz ki: “Camilerde görevli sıkıntısı mı var?..” Hayır, yok öyle bir şey!..
Bu da AKP iktidarının kadrolaşma takiyelerinden biri!..
Çünkü Diyanet’e alınan memurlardan tam 4 bin 299’u kısa süre sonra soluğu başka kurumlarda almış!..
Diyanet’ten en çok Başbakanlık, Milli Eğitim, Adalet, Maliye ve Kültür- Turizm bakanlıkları ile Gümrük Müsteşarlığı, Yurt-Kur ve İş-Kur’a geçişler yapılmış!..
Yani eğitim ve yargı kurumlarımız, öğrenci yurtlarımız ve kültür müdürlüklerimizde, binlerce imam-hatip ile müezzin görev yapıyor!..
2012 yılı bütçesi geçen yıla göre yüzde 22.4 oranında artırılarak 3 milyar 891 milyon 166 bin liraya yükseltilen Diyanet, bürokrasinin imamlarla donatılmasında “ara istasyon” görevini başarıyla yürütüyor!..
Yanıt arayan asıl soru ise şu; kadrolaşma treni nereye gidiyor?..

YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Kurumsal

İçerik







Yukarı Çık