Adalet YILDIRIM

BAHÇE SANATI (1)


Adalet YILDIRIM
12 Temmuz 2012 Perşembe 04:37
BABİL ASMA BAHÇELERİ

Bu yazımda Uzakdoğu’nun ( Japon ve Çin) bahçe sanatına yer vermeyi düşünüyordum. Ama sonra birden irkildim sanki siz değerli okurların sesini duyar gibi oldum: Ne yapıyorsun Adalet hanım, bizim memleketimizin yazılmaya değer hiç mi bahçe sanatı olmadı? Ya da biz, insanlık tarihinin bilinene en eski medeniyetlerinin kurulduğu coğrafyada yaşıyoruz. Yani insanın insanlıkla (medeniyetle) taçlandırdığı yer olan Mezopotamya da yaşıyoruz.
Ee madem her şey burada başladı, bahçe sanatı da burada başlamış olmalı dediğinizi duyar gibi oldum.  Bende Japon bahçe sanatını sonraki yazılarıma bırakıp, bahçe sanatını kronolojik tarihine sadık kalarak yazmaya karar verdim.

İsterseniz önce bir bahçenin tanımını yapalım: Bahçe, şiir, resim, heykel gibi güzel sanatların bünyesinde yer alan ve mimari yanı olduğu için insanın da içinde yaşadığı ve insanın doğa ile arasındaki bağın kurulmasının sağlayan açık bir mekan olarak tarif edilebilir.  Bahçe İngilizce ‘’garden’’ karşılığını alan gar (korunma), den (haz) alma anlamına gelen iki kelimeden oluşmuştur. Yani haz alınan yerde diyebiliriz.

Bilindiği gibi insanlar ilk yerleşik yaşama Mezopotamya da (Dicle ve Fırat Nehri arasındaki bölgede) başlamışlar. Birlikte yaşamanın getirdiği bazı yükümlülüklerden dolayı birçok ilke buradan rastlarız. İlk yazı, din, dil, tıp, matematik, astronomi, mitoloji, hukuk, mimari ve tabi ki mimarinin bir dalı olan bahçe sanatı.

Toplumların yaşam şekilleri, din, ticaret, savaş, gelenek ve zenginlik gibi unsurlar bahçe sanatına etkileri büyüktür. Bahçe sanatının tarihte bilinen ilk örneklerini Mezopotamya, Mısır, Eski Yunan ve Eski Roma uygarlıklarında görebiliriz. Dünyanın Yedi Harikası’ndan biri olarak kabul edilen Babil Asma Bahçelerine bu ihtişamlı medeniyetin bizimle ilgili kısmına yani mimarlık ve asma bahçelerin tarihine şöyle bir göz atalım.

M.Ö. 450'li yıllarda tarihçi Herodot "Babil, yeryüzünde bilinen bütün diğer şehirlerin ihtişamını aşar" demiştir. Herodot, şehrin dış duvarlarının 80 kilometre uzunlukta, 25 metre kalınlıkta ve 97 metre yükseklikte olduğunu ve 4 atlı bir arabanın gezinmesine uygun olduğunu belirtmiştir. İç duvarlar, dış duvar kadar kalın değildi. Duvarların içinde som altından yapılmış büyük heykeller bulunan kaleler ve tapınaklar vardır. Şehrin içinde ünlü Babil Kulesi yer alır. Bu kule, Tanrı Marduk'a yapılan bir tapınaktı ve cennete ulaşmak için göğe doğru yükseliyordu.

Babil'in Asma Bahçeleri, M.Ö 605'den itibaren 43 yıl hüküm süren Babil Kralı II. Nebukadnezar tarafından yapılmıştır. Daha zayıf bir rivayete göre ise M.Ö 810 yılından itibaren 5 yıl hüküm süren Asur Kraliçesi Semiramis tarafından yapılmıştır.

Bahçeler, Kral Nebukadnezar'ın sıla hasreti çeken karısı Kraliçe Amyitis'i neşelendirmek için yapılmıştır. Kraliçe Amytis, Medes Kralı’nın kızıydı ve iki ülkenin müttefik olması amacıyla Kral Nebukadnezar ile evlendirilmişti. Onun geldiği ülke yeşil, engebeli ve dağlıktı. Mezopotamya'nın bu dümdüz ve sıcak ortamı onu depresyona itmişti. Kral, karısının sıla hasretini gidermek için onun memleketinin bir benzerini yapmaya karar verdi. Yapay dağlar ve suların akacağı büyük teraslar yaptırdı.

Babil Kralı’nın eşi Kraliçe Amytis’e yaptığı bu jestle, bu uygarlığın kadına verdiği değeri de gösteriyor. Gördüğünüz gibi mimarlık sadece yapıları değil aynı zaman da sosyal yaşam anlamında da bize birçok bilgi vermektedir.

Yunan coğrafyacı Strabon'un M.Ö 1. yüzyıldaki tanımlamasına göre, bahçeler birbiri üzerinde yükselen kübik direklerden oluşuyordu. Bunların içleri çukurdu ve büyük bitkilerin ve ağaçların yetişebilmesi için toprakla doldurulmuştu. Kubbeler, sütunlar ve taraçalar pişmiş tuğla ve asfalttan yapılmıştı.

Yüksekteki bahçeleri sulamak için Fırat Nehri'nden zincir pompalarla su yukarılara çıkarılıyordu. Zincir pompaların biri yukarıda, diğeriyse su kaynağında bulunan iki büyük volana gerili, bu üzerinde kovalar bulunan bir sistemdi. Nehirden dolan kova yukarıya çıkıyor içindeki suyu havuza boşaltıp tekrar nehre dönüyordu. Bu şekilde üst seviyelere taşınan su, bahçeleri sulayarak teraslardan aşağıya doğru akıyordu.

Yunan tarihçi Diodorus'a göre ise bahçeler yaklaşık 120 metre genişlikte, 120 metre uzunluğunda ve 25 metre yüksekliğindeydi.

İstilalar yüzünden ihtişamını kaybe etmeye başlayan şehir, özellikle Fars Kralı Keyhüsrev'in Babil'i işgal etmesinden sonra sönmeye başlamış, 5. ve 6. yüzyıllarda kumlara gömülmüş ve bir kum dağı haline gelmiştir. Bu şehrin içindeki tapınakların ve asma bahçelerin kalıntıları ancak, 20. yüzyılda yapılan kazılarla meydana çıkarılabilmiştir.

Her ne kadar yazımızın konusu Babil’in Asma Bahçeleri olsa da, bu coğrafyada kurulan tek bahçe bu değildir. Yine tarihi kaynaklarda yer alan ve bölgede medeniyet kuran Yukarı Mezopotamya’da yaşayan Asurlar’da bahçe sanatına önem vermişlerdir. Asurlar dağlık ve serin iklimlerin verdiği avantajları iyi kullanarak, krallıklarında kurduğu geniş doğal orman parkları yapmışlardır.

Asurların bilinen en eski kralları, M.Ö. 1116-1078 yıllarında yaşamış olan Tiğlat Pileseri’nin,  fethettiği ülkelerden Sedir ve Şimşir ağacını kendi ülkesine getirip dikmiş, yaban keçilerini, yavru filleri ve daha birçok egzotik hayvanı başkenti Ninova’ya taşıyarak, dünyadaki ilk hayvanat bahçesini kurduğunu ileri süren birçok tarihçi bulunmaktadır. Bu topraklarda yaşayan medeniyetlerin bahçelere, bu denli düşkün olması ve bitkilerin su ihtiyaçlarını karşılamak için sulama sistemleri geliştirdikler kaynaklarda mevcuttur.

Bahçe sanatı, bir toplumun uygarlık düzeyinin de bir bakıma ölçüsüdür. Tarihte birçok uygarlık, krallara ve aristokratlara bu tarz mekanlar oluşturmuşlardır. Daha sonra gelişen dünya ve bir takım felsefi akımlar neticesinde bahçe ve park mekanlarını insan ve topluma yönelik yapılmasının gerekliliği kabul görmüş ve yapılmıştır.

Oysaki daha M.Ö. 705-681 yılları arasında yaşayan Asur Kralı Sannaherib, bir saray yapmış ve o sarayın bahçesine başka yerlerden getirdiği benzeri olmayan ağaç ve bitkileri ektirtmiş ve bir bahçe inşa ettirmiştir. Asur Kralı ‘’ Bitkiler Allah’ın lütfü ile gelişip büyüyorlar, onları ben tebam (halkım) için diktirdim’’ demesi, Asur toplumunun daha o zaman bile sosyal yaşam için bahçenin ne kadar önemli olduğunu gözler önüne seriyor. Bu aynı zamanda toplumun sosyal yönünü ve halka verilen önemi de gösteren güzel bir örnektir.

Evet, maalesef  Babil’in Asma Bahçeleri’nin bulunduğu coğrafyanın sık sık savaşlara maruz kalması nedeniyle günümüze sadece enkazı ve hakkında yazılan yazılar, taş duvarlara çizilen resimleri kaldı.

Babil’in Asma Bahçeleri günümüze kalmamış olabilir, onlar kadar olmasa da  hala bütün canlılığıyla, güzelliğiyle ve yemyeşilliği ile Diyarbakır’ın belki de akciğeri ve organik gıda deposu olan nazlı Dicle Nehri’nin kıyısında kurulan, görkemli surlara yaşam katan Havsel (efsel) Bahçeleri bulunmaktadır.

Ha bu arada bir süre önce  Diyarbakır Kalesi ve Surları, UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne seçildi. Bu kapsamda Hevsel Bahçeleri’nin alan sınırlarının belirlenmesinin ardından listeye dahil edildi.

Ayrıca Hevsel Bahçeleri, bilinen yaklaşık 180 kuş çeşidine ev sahipliği yapma özeliği nedeniyle bir nevi kuş cenneti olarak da kabul görüyor.

YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Kurumsal

İçerik







Yukarı Çık