Şeyhmus İDRİSOĞLU

BARIŞ DURURKEN NEDEN SAVAŞ


Şeyhmus İDRİSOĞLU
23 Eylül 2013 Pazartesi 22:15

Otuz yılı aşkındır kanla boyanan, gözyaşıyla sulanan bu coğrafyada  süren savaş sonrası bu günlere geldi. Bu günlere gelmemiz "açılım" söylemiyle başladı. Kürtlere bazı hakların verilmesi vaadiyle çözüm süreci başlatıldı. Görünen o ki çatışmasızlık süresi boyunca söz verilen haklar ve Kürtlerin bazı talepleri karşılanmadığı gibi hatta durma noktasına geldi diyebiliriz.

İstenilen bu hakların anayasal güvence altına alınması için parmaklarını bile kıpırdatmayan hükümeti bağlayan nedenler var kanımca. Nedenlerin başında  "Cumhuriyetin temel nitelikleri" anayasada halen hâkim unsurun resmi ideolojiye göre "Türk Milleti" olduğudur.

Kürtlerin istekleriyle, Türkiye Devleti'nin kuruluşunun resmi ideolojisi örtüşmüyor. İşte tam da bu noktada tıkanma oluyor.

Peki, Kürtler ne istiyor?
1- "Herkes Türk'tür" yerine anayasal vatandaşlık hakkı.

2-  Ana dilde eğitim.

3-  Yerel yönetimlerin güçlendirilmesi ve bazı kültürel haklar.

Dediğimiz gibi 90 yıllık resmi ideoloji, bu istekleri kabul etmemekle beraber bu aşamada bile ülkede yaşayan herkesi Türk kabul ediyor, kamuda, Türkçeden başka dil kabul etmediği gibi her fırsatta ana dilde eğitme de karşı çıkıyor.

Halen resmi ideolojiyi savunan devlet, Kürtleri ve taleplerini yok sayıp anlamsız bir şekilde 30 yıldır savaşarak iki taraf içinde  ellerinde koca bir sıfır kalarak sustular.

Bir süre önce hükümet ve İmralı arasında yapılan daha sonrası Kandil'ide içersine alan görüşmeler sonucunda, çatışmasızlık ortamı yaratıldı. Askerler evlerine tabutlarla değil de zılgıtlarla karşılandılar, teskere aldıklarında. Dağda parçalanmış cesetleri artık ana kucaklarına bırakılmıyor. Tüm Türkiye'de yaşayan insanların gönlünden barış ortamının böyle devam etmesi geçiyor.

Ancak bu isteklere rağmen çözüm süreci bir türlü ilerleyemiyor.
Ne hikmetse,  Anayasa Uzlaşma Komisyonundaki partiler BDP hariç ana dilde eğitimin serbest olmasına karşı çıkıyorlar.

Eline silah almamış fikir suçlarından içerde olan KCK dâhil serbest bırakılmasına yönelik hiçbir çalışma gündeme getirilmiyor. Yine BDP nin istediği seçimlerde %10 barajının kalkmasını yada % 5 yada yedilere düşürülmesini, özelikle gündeme getirmekten kaçınıyorlar.

Bana göre sanki yine gizli bir el çözüm sürecini tıkayıp aylar öncesine kadar süren o kanlı savaşı ve karanlık günleri tekrar geri getirmek istiyor. Bu ülkede yaşayanlar olarak buna fırsat vermemeli ve sesimizi yükseltmeliyiz.

Çözüm süreci tıkanınca Kandil ve hükümet sözcüleri huzur ortamının sağlandığı ve devam etmesini istediğimiz bir anda savaşı körükleyecek beyanatlar vermeye başladılar.

İşte Cemil Bayık'ın açıklaması.
"Hükümet sorunu çözmek istemiyor, ezmeyi esas alıyor. Buna karşı kendimizi savunacağız. Gerillayı durduruyoruz. Eğer operasyon yaptıklarını görürsek bu operasyonlara karşı meşru savunma yapacağız"

BDP daha temkinli. PKK'lıların ülkede kalsalar bile kesinlikle çatışmaya girmeyeceklerini söylüyorlar.

Hükümet kanadı ise eski ezberi bozmadan "devletin karşı koyacak gücü vardır" şeklindeki açıklamaları kafaları karıştırmaya yetiyor.

Bu süreçte devlet ve hükmet yetkilileri resmi ideolojinin ilkelerini bir tarafa bırakıp, kendi vatandaşlarına doğuştan beraberinde getirdiği evrensel standartlardaki temel hak ve özgürlükleri vermeleri gerekmektedir.

Her ne kadar   Cumhuriyetin ilk yıllarından günümüze kadar ulaşan slogan ve sembollerle bu sorunu çözemeyecekleri gibi görünmektedir. Ancak ülkemiz için büyük bir fırsat, bunu  ne bir mecburiyet, ne  zoraki bir davranış olarak algılanmamalı.

Kürtlerin bu ülkenin vatandaşı oldukları ve Allah tarafından verilmiş bir kimliğe ve dile yasak konulmaması gerektiğine inanıyorum.

 


YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Kurumsal

İçerik







Yukarı Çık