Şeyhmus İDRİSOĞLU

BARIŞ KIVILCIMLARI


Şeyhmus İDRİSOĞLU
23 Mart 2013 Cumartesi 08:00

 

Mezopotamya’da yaşayan tüm halkların kutladığı Newroz bayramı gecesi çocuk gibi içim içime sığmıyordu. Çünkü bu Newroz bayramının ayrı bir özelliği vardı. Barış naralarının atılacağı Türk ve Kürt halklarının ortak haykırışına sahne olacaktı Diyarbakır. Bir gün öncesinden kararlaştırmıştık, arkadaşlarla gidecektik. Sabaha kadar uyuyamadım. Baharın gelişini karşılayacaktık. Bir çiçeğin toprağı yırtarcasına başını çıkarıp “ben de artık varım, bakın işte gerçek olarak karşınızdayım ” dediği andır Newroz. Demirci kavanın zalimlere, haksızlıklara başkaldırışın miladıdır. Bir köle olarak yaşamaktansa ölümü kabul etmektir Newroz. Yeni bir ateşin yanışı, yeni bir aşkın kıvılcımlarının başladığı gündür Newroz. Savaştır, barıştır, hoşgörüdür, sevgidir. “Newroz” diyerek kutlayacaktık yarınki bayramı. Artık kimsenin çocuğu ne askerde ne de dağda ölmeyecek. Kürt ve Türk halkının arasına ekilen düşmanlık tohumlarını söküp atacaktık. İnsanlık tanık olacaktı bu büyük buluşmaya. Bunları düşünürken herkes gibi uykuya daldım. Erkenden yola çıkacaktık.

Sabah fotoğraf makinemi alıp arkadaşlarla buluştuk. Diyarbakır yolu tarihinde göremediği bir araç trafiğine tanıklık ediyordu. Hepimiz şaşkındık. Düğün konvoyu gibi rengârenk bezlerle süslenmiş arabalardaki genç kızlar, erkekler ve çocuklar ellerini arabanın camından çıkararak zafer işareti yapıyorlardı. Gülücükleri umut doluydu. Herkes birbirine el sallıyor, selam veriyor, korna çalıyor.  Daha önce de bu tür miting ve bayramlara katıldım. Zorlu geçerdi polis barikatları. Kontrol noktaları, psikolojik baskılar, illallah ederdik. Yollarda trafik polisine bile rastlamamamız enteresandı.

Diyarbakır’a geldiğimizde arabamızı park ettik ilk gördüğümüz boşluğa.  Öylesine bir araç kıyameti vardı ki o yeri bulduğumuza şükrettik. Bayram için toplanılacak alanı sormamıza gerek kalmadı çünkü insanlar oğul oğul giderken alanın yerini belirlemişlerdi zaten. Alana vardığımızda arkadaşlarla ayrıldık. Ben fotoğraf çekecektim. Newroz  anlamına uygun kutlanıyordu. Aileler çoluk çocuk piknik havasında yemeklerini yiyiyor, ateşler yakılmış mangal keyfi yapıyorlardı. Bir kısmı öbek, öbek toplanmış halay çekiyor  Kürtçe müziğin ritmine uyanlara daldı gözüm. Slogan atıyorlar bayraklar sallayarak. İlk sanatçı Niyazi Koyuncu sahne aldı. Konuşmasında “ Ben lazım, birbirimizi anlamamız için aynı dili konuşmamıza gerek yok”  derken kalabalık halk kitlesinden büyük alkış aldı “ama doğrusu bu değil mi ?” Umarım bir gün Karadeniz’de de Kürtçe türküler eşliğinde halaylar çekilir.

Alanda hiç Türk bayrağının olmayışı dikkatimi çekti. Bayrak hepimizin bayrağıydı asılmalıydı bence. Sonra düşününce hak verdim Bölgeyi iyi bilen biri olarak organizeyi yapan arkadaşların bunu düşündüğünü ancak provokatörlerin ortalığı karıştırmasına müsaade etmemek adına asmadıklarını düşündüm. Ve doğrusuda buydu.

Başkan, Öcalan’ın tarihi mektubunu Kürtçe olarak Pervin Buldan, Türkçe olarak da konuşmasına esprisel renk katarak okuyan Sırrı Süreyya Önder okudu. Öcalan’ın vurguladığı mesajın bir yerinde;  “Tıpkı yakın tarihte Misak-i Milli çerçevesinde Türklerin ve Kürtlerin öncülüğünde gerçekleşen Kurtuluş savaşının derinleşmiş bir türevini yaşıyoruz” sözleri damgasını vurdu. Öcalan’ın mektubunun okunması sırasında sloganlar susmadı. Sırrı Süreyya’nın konuşması sırasında ben de gazetecilerin arasındaydım. Tesadüf eseri gazeteci Pelin Batu’nun yanındaydım göz göze geldiğimizde gözlerinden yaşlar aktığını gördüm ve önce anlam veremedim. Hatta ağlarken fotoğrafını çekmek istedim, izin vermedi. Ama ben anladım neden ağladığını. Kulağına eğildim  “ Niçin ağladığınızı biliyorum” dedim.  “Newroz’ u bayram tadında kutlamak için on binlerin ölmesi mi lazımdı!” diye söylenerek alanı terk etti. İşte söylenecek söz kalmadı bence.

Anaların ağlamadığı nice bayramlara diyerek bitiriyorum.

 


YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Kurumsal

İçerik







Yukarı Çık