Şeyhmus İDRİSOĞLU

BAŞKA ANNELER


Şeyhmus İDRİSOĞLU
9 Mayıs 2014 Cuma 06:07

Bir anneler günü daha gelip çattı. Çoğumuz annesinin, eşinin ve yakın akrabalarının gününü hediyeler alarak kutlayacak. Bir de aklımıza getirmeye korktuğumuz anneler var. Onların gününü kim kutlayacak? Mesela Ceylan Önkol'un, Berkin'in, Uğur Kaymaz'ın, İbrahim Oruç'un, Roboski katliamında öldürülen çocukların annelerinin gününü kim kutlayacak hiç düşündük mü?

Yıllardır Galatasaray meydanında oturak sessiz haykırışlarla çığlık atan cumartesi annelerinin de günü. Kutlamaya yüzünüz var mı? Alıp götürdüler söktüler kalplerinden. Kiminin kardeşini, kiminin oğlunu, bacısını, babasını bir daha teslim etmemek üzere… Hiç birinden haber alınamadı. Ne ölüleri ne dirileri bilinemedi. Sanki buhar olup uçtular. 
1995 günü Hasan Ocak annesini arayıp, "Akşama yemek yapma, ben balık alacağım" dedi. Kız kardeşinin yaş günüydü. Ancak o gece balık da gelmedi, Hasan da… Sevinç, yüzlerinde kurudu. Acı bir hançer gibi sinelerine saplandı.   Gözaltına alındığı duyuldu, bilindi ama  izine tozuna ulaşmak mümkün değildi. Bakılmayan hastane, başvurulmayan karakol, şikâyet edilmeyen   savıcılık kalmamıştı. Yoktu, bulunamıyordu. Yer yarılmış içine girmişti! Annesi Emine Ocak, günlerce 28 yaşındaki el bebek, gül bebek büyüttüğü kuzusunu aradı durdu.
Arama mahkemeye kadar gitti. Bir mahkemede ayağa kalkıp hâkime "Oğlumu kimden sorayım?" deyince, görevli komiser; "Gel ben seni oğluna götüreyim" dedi. "Sağ mı? İnanayım mı? ..." derken içerde buldu kendini! Mahkemenin huzurunu bozmaktan 60 yaşında, 19 gün hapis yatırdılar. Yürek yangını bir anneye yapılmış yeni bir zulümdü bu.  55. günün sonunda gelen "meçhul" bir telefon, oğlunun gerçek adresini fısıldadı. Hasan'ın telle boğulmuş bedeni, kimsesizler mezarlığında yatıyordu.

Hadi hep birlikte empati yapalım. Eğer içimizde insani duygular kalmış ise onların duygularını, anlattıklarını dinleyip hissetmeye çalışalım anneler günü yaklaşırken. Diğer taraftan 1993'lerin Kürt coğrafyasındaki annelerin dramına da bir göz atalım. 12 Eylül cehennem günlerini hatırlamaya çalışalım. İşkence hanelerinin, ceza evlerinin, karakolların ve kışlalardaki nizamiyenin önündeki yalvaran annelerin çığlıklarını hatırlamaya çalışalım. Bu annelerin günlerini kutlanıp kutlanmadığını düşündünüz mü hiç? Ciğerlerinden sökülen bedenlerin kendi ciğerinizden koparılmış gibi yüreğinizde hissederek algılayın.

Bir Anne düşünün;  devletin kucağından aldığı yıllarca göremeyeceği evladının, asit kuyularında mı öldürüldüğü, yol kenarına mı atıldığı kuşkusuyla yaşıyor. Ölüme inanmak gelmiyor içinden. Hep minicik bir umut yeşeriyor kalbinin bir köşesinde. Olmayan mezar taşına akıtıyor gözyaşlarını. Gün gelir kaybına ulaştırır tanrısı diye dua ediyor bıkmadan usanmadan.

O zaman hep birlikte, yaklaşmakta olan Anneler gününde bir ilki gerçekleştirelim. Çocuk yuvalarında annesiz büyüyen çocukları, düşkünler evinde çocukları tarafından terk edilen sahipsiz anneleri, anneleri katledilen çocukları, kirli savaşta öldürülen anneleri ziyaret edelim. Ne dersiniz?

http://www.gapgundemi.com/images/facebook.png

//


YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Kurumsal

İçerik







Yukarı Çık