Mustafa GÜNEŞ

BİR BİLİM ŞEHİDİ KADIN: HYPATİA


Mustafa GÜNEŞ
11 Mart 2013 Pazartesi 09:43

Bu yazıyı 8 Mart kadınlar günü dolayısıyla yazmış, fakat henüz tam biçim veremediğim için yayınlayamamıştım. Bazı özel nedenlerden bu gün tamamlamak kısmet oldu. Bu sayede de kadınlar gününü birkaç gün daha uzatmış olduk sayılır.

Bilim ve din arasındaki bitmeyen çelişki ve çekişme tarih boyunca sayısız bilim insanının acımasızca katline sebep olmuştur. Aslında süreç çekişmeden öte, bilim, her teknik buluşuyla din doğmalarını zorda bıraktıkça, din de bunu yapan bilim adamlarını cezalandırmak gibi bir yola girmek şeklinde işliyor.

Katledilen ilk bilim insanının kim olduğunu bilemiyoruz. Fakat ne yazık ki insanlığın bulunduğu bu günkü zihinsel seviyeden, bu tür vahşetlerin daha nice bilim insanının hayatına mal olacağını tahmin edebiliyoruz. Diğer bir deyişle bilim, dünyanın ulaştığı bunca modern ve teknik seviyeye rağmen, henüz son şehidini vermiş değil.

Bu trajik olgudan hareketle, bilimin vereceği son şehitten sonra, ancak ondan sonra, insanlık için artık “uygarlaşmıştır” diyebileceğiz.

Bir diğer gerçek de, sayısız şehit vermiş oldukları halde, tarihte bilimcilerin katlettirdiği din adamlarına dair herhangi bir bilgi ve örneğe rastlanmamış oluşudur. Yani olay çekişmeden öte, dinin sürekli bastırmaya çalışması şeklinde yürümektedir.

İSKENDERİYE

Kurulduğu günden itibaren kurucusu Büyük İskender’in unvanına paralel olarak gelişen bir “Dünya İlgi Merkezi” oldu. İskender’den sonra Mısır'a hâkim olarak kendini Firavun ilan eden bilim ve sanata tutkun Ptolemy, kısa sürede kenti hem dünyanın en ünlü bilim merkezi haline getirmiş, hem de en büyük kütüphanesini kurmuştu (Kimi tarihçiler 150 bin kitaptan söz etmiştir).

Milattan Sonra 353 ‘de Hıristiyanlığın Roma tarafından “devlet dini” olarak kabul edilinceye kadar geçen yasaklı dönem içinde, baskıdan kaçan Hıristiyan dindarların da önemli sığınma ve inanç merkezi halini almıştı.

Ne var ki yaklaşık 300 yıl boyunca zulüm ve katliamdan geçirilen, aslanlara atılan, diri diri yakılan, yurtlarından kovularak yüzyıllarca dağlarda mağara ve kovuklarda yaşamak zorunda bırakılan Hıristiyanlar; ellerine güç ve imkân geçer geçmez, hiç zaman kaybetmeden yaşadıklarından daha beterini başka inançtaki insanlara uygulamada gecikmediler.

Hıristiyanlara yapılan zulmün sembolü olan Eshab-ül Kehf ( Yedi Uyuyanlar) hikâyesini bilmeyen yoktur. Ama onca zulme uğramış aynı dindarların bin 300 yıl boyunca uyguladığı zulüm ve dehşet nedense gözden kaçırılmak istenmiştir.

HIRİSTİYANLARIN YAHUDİ DÜŞMANLIĞI

Hz. İsa’nın çarmıha çekilmesinden Roma Valisi Pilatus yerine Yahudileri sorumlu tutan Hıristiyanlar, yeryüzüne tam yayılıp resmi din yetkisini adlıkları andan itibaren bu kan davasının intikamını almak adına, buldukları her fırsatta Yahudilere saldırmışlardır

İskenderiye’de de Hıristiyanlar sık sık Yahudilere saldırmakta, şehirden atmaya çalışmakta, Yahudiler de bir yandan kendilerini korumaya, diğer yandan da devletten himaye bulmaya çalışmaktaydılar. Tabi bunda dini sebeplerden ziyade, şehirden atılacak Yahudilerin mallarına konma emelinin bulunduğunu belirtmeye gerek yok.

İSKENDERİYE VALİSİ

İskenderiye’nin Romalı Valisi, Yahudileri hem azınlık durumda, hem çalışkan,ekonominin dinamosu, hem de şehre ticari zenginlik ve aktiflik getirdikleri için Hıristiyanların saldırısına karşı korumaya çalışmaktaydı.

Bunun karşısında şehrin Başpiskopos’u valinin bu tavrına karşı çıkmakta, dindarları valiye karşı sürekli kışkırtmaktaydı.

Piskopos, sırf Yahudilere karşı keşiş ve bağnaz dindarlardan oluşan özel bir birlik kurmuş sürekli saldırtıyordu. Hatta bir ara Valiye de bir suikast hazırlanmış fakat başarılamamıştı.

HİPATYA

İskenderiyeli bir filozofun kızı olarak MS 370 yılında doğmuştu. Matematik, bilim ve edebiyat alanında dönemin bilim insanı ve filozofların ilerisinde bir birikim ve zekâya sahipti. Plâtonculuğa yeni yorumlar getirmiş, yüksek astronomi bilgisini duyan meraklı insanlar uzak diyarlardan gelip derslerine katılmaktaydılar. Öz güveni yüksek, bilgi, kültür ve zekâsından emin bir kişiliği vardı.

Ünü her yere yayılmış, yüksek bürokrasi ve özelikle vali ile çok sık görüşüyordu.

Bir kadının böylesi bir unvan ve bilgi birikimine sahip olması en çok şehrin piskoposunu tedirgin edip kızdırmaktaydı. Bu çekememezlik nedeniyle valinin Yahudilere gösterdiği koruma ve ilgiyi Hypatia’nın valiyi etkilemesine bağlıyor, her ortam ve vaazında işliyordu.

Görünüşteki gerekçesi bu olsa bile altında yatan asıl gerçek, bir kadının böylesine zeki, bilgili ve birikimli olmasını hazmedemeyişin verdiği hırs ve öfkeydi.

Bu propaganda öylesine ileri boyuta varıp yayıldı ki, kurduğu infaz timleri ona bir suikast tuzağı hazırladılar. Bir gün onu arabasıyla evine giderken yakaladılar. Arabasından çıkarıp sürükleyerek bir kiliseye götürdüler. Çırıl çıplak soyarak taş ve istiridye kabukları (?) ile linç ettiler. Ardından bedenini parçalara ayırıp meydanda yaktılar (MS 415).

Hızını alamayan güruh, putperestliğin kaynağı saydıkları İskenderiye Kütüphanesini de yağmalayıp ateşe verdiler.(Bu yangın kütüphanenin ikinci yakışlı idi. İlki Sezar tarafından şehrin fethi sırasında kazayla, üçüncüsü ise İslam Fethi sırasında olmak üzere üç kere yakılmıştır.)

Bu vahşet, Hıristiyanlıkla Kilisenin ne ilk ne de son vahşetidir. Bundan sonraki bin 300 yıl boyunca insanlığın beynine el konmuş, sayısız bilim adamını engizisyonlarda akıl almaz işkencelerden geçirip diri yakılmıştır.

Gerçi bu gün Vatikan’ın temsil ettiği bu inanç sistemi, ettiklerini unutturmak amacıyla günümüzde munis, hoşgörülü ve demokrasiden yana bir tutum içinde olduğunu göstermeye çalışıyor. Ama gene de Hypatia, Giordano Bruno (1548-1600 Roma’da yakıldı) ve bunlar gibi nice bilim insanına reva gördükleri tarihi kara lekeden kurtulup aklanması mümkün olmayacak, bilim tarihindeki özel ve buruk yerini korumayı sürdürecektir.

Bir kadın olarak, dindar bağnazların kendisine uygun gördüğü köşesinde kadın kadıncık yaşamak yerine, haddini aşarak bilim kadını olmayı seçen, orada durmayarak mazlumları zalimlere karşı koruduğu için linç ve yakılmayı göze almış Hypatia’yı saygıyla anıyorum.

Tesellimiz, o gün iğrenç bir “dini linç histerisi” ile ona kıyanların tarihin lanetli çöplüğünde iğrenç kokular içinde boğulduklarını; Hypatia ve onun gibi bilim şehitlerinin ise bilim tarihinde sonsuza kadar pırıl pırıl parladığını bilip görüyor olmak…

 

10.3.2013

Mustafa Güneş /URFA


YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Kurumsal

İçerik







Yukarı Çık
şanlıurfa haber / urfanatik / urfa star