Mehmet FARAÇ

BİR PKK’LININ CENAZESİNDEN DERSLER!.


Mehmet FARAÇ
18 Nisan 2012 Çarşamba 10:28
Şırnak’ın Cudi Dağı’nda, 21-24 Mart günleri arasında düzenlenen operasyonlarda çok büyük bir çatışma çıktı... Operasyonun ilk aşamasında, bir mağaraya gizlenen 15 kadın terörist öldürüldü!..
Müdahalenin geniş bir alana yayılmasının ardından başka gruplarla da şiddetli çatışmalar yaşandı... 6 özel hareket polisinin de şehit olduğu bu çatışmalarda, öldürülen teröristler arasında “Sason Siirt” kod adlı Musa Ayçiçek de vardı...
İşte o teröristin cenazesi 7 Nisan’da, Malatya Adli Tıp Kurumu’ndan kalabalık bir kitle tarafından alındı...
Bakınız, cenaze Siirt’in Üçyol mevkiine getirildiğinde karşılayanlar arasında kimler vardı:
BDP Eş Genel Başkanı Gültan Kışanak...
BDP il eş başkanları, il, ilçe ve belde örgütü yöneticileri...
Siirt Belediye Başkanı Selim Sadak...
Kurtalan Belediye Başkanı Necat Yılmaz...
“Barış Anneleri”, MEYA-DER, İHD, TUHADDER ve MKM gibi derneklerin üyeleri ve çalışanları...
Bölgedeki il genel ve belediye meclis üyeleri ile yüzlerce kişi...
Cenaze onlarca araçtan oluşan konvoy eşliğinde Pervari’nin Belenoluk köyüne doğru yola çıkarıldı...
Konvoyun geçtiği köylerde, “Biji Serok Apo” (Yaşasın başkan Apo), “Ey şehid xwîna te li erdê namîne” (Ey şehit kanın yerde kalmayacak) gibi örgütsel ve tehdit içeren sloganlar da atıldı!..
Ayçiçek’in cenazesine bu kadar önem verilmesinin bir nedeni ise doğum yeri olan Belenoluk köyünden PKK’ya daha önce de çok sayıda katılımın olmasıydı!..
‘Kölelik’ ve ‘özgürlük’ vurgusu!..
 
Kürt hareketinin bu kadar siyasallaşmadığı 7-8 yıl öncesine kadar PKK’lıların cenazesi belediye görevlilerince defnedilirdi!.. Cenazeye öldürülen teröristlerin aileleri bile gelmeye çekinirdi!..
Ancak özellikle son 4 yıldır PKK’lıların cenazeleri adeta gövde gösterisine dönüştürülüyor!.. Bu sahiplenmenin arkasında, AKP’nin Kürt meselesine yönelik “açılım” ve “diyalog” eksenli yaklaşımının da etkisi var!..
İşte, PKK’lı Musa Ayçiçek’in cenazesi de bu yaklaşımın yarattığı ortamda, Belenoluk köyünün girişinde “yüzlerce kişi” tarafından karşılandı... Kitle, cenazeyi omuzlarda yaklaşık bir kilometre uzaklıktaki camiye kadar taşıdı.
Cenazeye katılanlar “saygı duruşu”nda bulundu, BDP yöneticileri ise Ayçiçek için övgü dolu konuşmalar yaptı.
Bakınız, BDP Eş Genel Başkanı Kışanak orada neler söyledi:
“Kim ki bu halka köleliği reva görüyorsa yenilmeye mahkumdur! Anavatanımızda Kürt halkı var, bir tek ferdi yaşadıkça köleliği kabul etmeyecektir!”
Siirt Belediye Başkanı Selim Sadak ise köy meydanında üç gün boyunca taziyelerin kabul edileceği çadırda şöyle konuştu:
“İlk günden bu yana özgürlük konusunda bölge halkına öncülük eden bu köy, Kürt özgürlük mücadelesinde yerini almıştır.”
BDP yöneticilerinin konuşmalarında, iki özel sözcükteki vurgulamalara dikkat ettiniz mi?.. Bu yazıyı zaten öldürülen tüm PKK’lıların cenazelerinde de ısrarla dillendirilen o özel sözcüklere dikkat çekmek için yazdım:
“Kölelik...” ve “Özgürlük!..”
Peki, her fırsatta “büyük devlet” vurgusuyla aslında kendi yönetimlerinin ne kadar etkili olduğunu anlatmaya çalışan AKP hükümetinin yetkilileri bu sözcüklere dikkat ettiler mi acaba?..
Bence “kölelik” ve “özgürlük” sözcüklerinin kimler tarafından, kimler için ve de niçin ısrarla dile getirildiğine dikkat edilseydi, aşağıdaki yazıyı yazmamıza gerek de kalmayacaktı!.. Buyurunuz, okuyunuz:
Devletin ‘rehin’ çocukları!..
 
Astsubay Abdullah Söpçeler: 9 Temmuz 2011, Diyarbakır-Lice...
Uzman çavuş Zihni Koç: 9 Temmuz 2011, Diyarbakır- Lice...
Kaymakam adayı Kenan Erenoğlu: 12 Ağustos 2011, Muş-Kulp karayolu...
Polis memuru Nadir Özgen: 10 Eylül 2011, Van- Çatak...
Uzman çavuş Kemal Ekinci: 1 Ekim 2011, Şırnak merkez...
Yukarıda isimlerini sıraladığımız devlet görevlileri önceki akşam PKK’nın yayın organı Nuçe TV’de tek tek konuştular!..
Beşi de geçen yıl “kimlik kontrolü” adı altında yol kesen teröristlerce kaçırılmıştı!..
Hepsi Türkiye Cumhuriyeti’nin memurları... Hepsi 28 yıldır kan ve şiddetin durmadığı bir coğrafyaya canları pahasına görev yapmaya gitmişti!..
Televizyonda konuşurken yüzlerinde kaygı ve hüzün okunuyordu... Ailelerine seslendiler, “iyiyiz” falan diyorlardı ama endişenin nakşolduğu gözleri öyle demiyordu!..
Hepsi, adete boşlukta irade arayan gözleriyle aynı cümleyi savuruyordu:
“Nerede bu devlet?..”
Çok merek ediyorum; Mısır’da, Libya’da ve son olarak Suriye’de Türkiye’nin ne kadar büyük devlet olduğunu kanıtlamaya çalışan hükümet, acaba PKK’nın “esir” diye televizyonlardan böbürlenerek gösterdiği bu ülkenin çocuklarının kaçırıldığının farkında mı?..
Hükümetin ‘büyük devlet’i!..
 
Aylardır Kandil Dağı çevresindeki PKK kamplarında tutulan o çocuklar, ne yazık ki kimsenin umurunda değil!..
Oysa Başbakan Erdoğan, Afganistan’da düşen helikopterde 12 Türk askerinin şehit olmasıyla ilgili eleştirilere aynen şu yanıtı vermişti:
“Yani bizden Türkiye’de siyaset yapan veya kenarda köşede bir şeyler yazanlar şunu mu bekliyorlar? İçine kapalı bir butik devlet mi istiyorlar? Türkiye bir butik devlet değildir, dünyaya açık bir devlettir ve güçlü bir devlettir. Güçlü bir devlet olmanın da gereği budur, bunu yapmak durumundayız.”
Ne büyük devletmişiz ama!.. Askerlerimiz ya Taliban yobazı uğruna gittiği elin Afganistan‘ında şehit oluyor ya da kendi memleketinde kaçırılıyor!..
İşte o zaman da “büyük devlet” iddiası, “kölelik” ve “özgürlük” propagandasının yarattığı acı çelişkide sıkışıp kalıyor!..
Türkiye; ancak dağlarda “köle” gibi tutulan kendi memurlarını özgürlüğe kavuşturabildiğinde büyük devlet olur!..
Gerisi hikayedir!..

YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Kurumsal

İçerik







Yukarı Çık
urfa / şanlıurfa / şanlıurfa haber / urfanatik / urfa star