Şeyhmus İDRİSOĞLU

BU KADAR SESSİZLİK YETER


Şeyhmus İDRİSOĞLU
30 Ekim 2012 Salı 09:02

Daha ne kadar sessiz kalacaksınız? Aydınlar, sivil kitle örgütleri, yapmacık sistemin esiri olmuş anlı şanlı medyamız nerede? Onlarca cezaevinde yüzlerce tutuklunun katıldığı açlık grevi ellinci gününe yaklaşırken kimsenin kılını kıpırdatmaması düşündürücüdür. Başta hükümet, kamuoyu ve basın bir an önce harekete geçmelidir.

Sorunları görüp çözmek için gencecik bedenlerin ölüme mi yatmaları gerekir? 12 Eylül'den bu yana ilk kez bu kadar kapsamlı ve kararlı başlatılan açlık grevine giren insanlar ne istiyor? Neden ölümü göze alıyorlar?

İşte açlık grevindeki tutuklunun mektubundan bir kesit…

"Gelecek aydınlık günler adına dirhem dirhem eriyen bedenimin her bir parçasını sizler için meşale yapmak uğruna hayatımı feda ediyorum. Bilmelisiniz ki bu meşale, bazı güçlerin gözlerini tıpkı yarasalar gibi köreltecektir. Bazıları için de karanlığa hep ışık olarak kalacaktır. Eğer yaşamak direnmekten geçiyorsa yıllardır, özgürlük aşkıyla direnmeye kararlıyım.

Hükümetin " Gerekirse, kan dursun diye İmralı'yla görüşürüz " dediği Öcalan'ın cezaevi koşullarının iyileştirilmesi ve siyasi tutukluların anadilde savunma hakkının tanınması için.

AKP yeni anayasada bu maddeleri koymak için girişimler yapmaktadır. Lozan antlaşmasının 39. Maddesi der ki; "Resmi dilin varlığı kuşkusuz olmakla birlikte, Türkçeden başka dilde konuşan Türk yurttaşlarına yargıçlar önünde kendi dillerini sözlü olarak kullanabilmeleri konusunda gerekli kolaylık gösterilecektir."  Yasa değişmeden bu talepler yerine getirilmeli.

Geç kalınırsa hem Kürt halkı hem de Türk halkı kaosa sürüklenecektir. Ülkemizi karanlık günlerin kucağına atmaktan başka bir işe yaramayacak bu tepkisizliği toplumun bir ferdi olarak şiddetle kınıyorum.

Son günlerde sanal ortamda yayılan ırkçı söylemler insanları incitmektedir. Bir avuç aşırı milliyetçinin "En iyi Kürt ölü Kürt'tür" veya "açlık grevini destekliyoruz sonunda geberin" sloganlarının önemsenmemesi gerekir. Azıcık vicdan sahibi bir vatandaşın ölümün eşiğindeki bu insanlara acımaması mümkün değildir. İvedilikle talepleri kabul eden hükümetin Kürt halkı nezdinde çıtası yükselecektir.

Toplumun duygularını dile getiren yazar Yaşar KEMAL; "Bir kişinin açlık grevinde ölmesini izlemek acıların en büyüğüdür. Bu, insanlığa yakışmaz. Ölümler engellenmezse vebali hepimizin olacaktır" demiştir.

Toplumun her kesiminin üzerine düşenleri yapması lazımdır. Gördüğüm kadarıyla sadece adalet bakanının Sincan cezaevindeki tutuklularla görüşüp  "Sesinizi duyurdunuz, kendinizi, ailelerinizi düşünün ve açlık grevini bırakın" demesi dışında bir adım atılmamıştır.

Bakanın kendi adına kişisel ziyaretinden öteye gitmeyen, sorunu çözmekten uzak bir görüşmedir yapılan. En azından ben öyle algıladım. Umarım iktidarımızın değerli üyeleri bayram tatili! Ertesinde sorunu çözme girişiminde bulunurlar.

Sivil kitle örgütleri ve siyasi partiler, sizlere de sesleniyorum. İnsanlığın vicdanını dinleyip sorunun çözümüne katkı sağlayın.

Grevdekilerin haklı taleplerini görmezden gelen Ankara'yı duyarlı olmaya çağırıyorum. Yarın çok geç olabilir. Süresiz, dönüşümsüz açlık grevine katılan insanların, grev sona erdirilse bile  tutsak bedenlerinde telafisi mümkün olmayan kalıcı hasarlar oluşacaktır.  Ya sakat kalacaklar ya da ölecekler. Kendimize "insan" diyorsak duyarsızları uyarmayı bilmemiz lazım.

Özellikle Kürt halkına karşı sürdürülen bu vurdumduymazlık politikasını değiştirmek için taşın altına elimizi koyalım. Bu bayramı kutlayamadım ben. Reddettim gelen kutlamaları da. Ancak yeterli değil tabii. Daha ses getirecek bir şey olmalı. Hep birlikte seslenmeliyiz Ankara'ya.

Öte yandan açlık grevine destek veren tutuklu yakınlarına, aydınlara, milletvekillerine coplu biber gazlı küfürlü saldırıların yapıldığı görmek de ayrıca içimizi acıtıyor. Şoven ve milliyetçi grupların saldırılarına göz yumulması da kabul edilemez.

 


YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Kurumsal

İçerik







Yukarı Çık