Mehmet FARAÇ

Çadırdaki minik kız!..


Mehmet FARAÇ
26 Kasım 2011 Cumartesi 17:08
Yaşam işte tam orada, yalnızca o küçücük bedenin yüreğinde değil; uzak coğrafyalarda, dağlarda, ovalarda, büyük kentlerde, siyasette, sosyolojide, bürokraside her yerde durdu!..
İnsanlığın, merhametin, gafletin olduğu yerde durdu o minik kalp!..
“Gerisi boş” diyor insan... gerisi hikaye, gerisi safsata!..
Bir küçük bedenin açlıktan çöktüğü anda “devlet baba” yoktu orada!..
İshal, enfeksiyon, zatürreeye yakalandığında da yoktu devlet, bir minik canın açlıktan toprağa düştüğü anda da!..
Gerisini neyleyim ben?.. Gerisini niçin düşüneyim?..
Van’da deprem oldu, millet seferber oldu... Kamyonlar dolusu yiyecek, giyecek, çadır bölgeye doldu...
Yağma, hırsızlık, karaborsa, keşmekeş, kargaşa, başıboşluk ve beceriksizliğin tam ortasına düştü yardımlar...
Düştü de kime düştü, ne yana düştü?..
Kış etkisini giderek artırırken, ne yazık ki Van’da çocuklar ölmeye devam ediyor!..
Sobadan zehirlenen 2 bebe!.. Yangında ölen 3 çocuk!.. Ve soğuktan donan minik Deniz’den sonra 6.5 yaşındaki Öznur...
O da Başbakan Erdoğan’ın “Ağustos’u bekleyin” diye umut dağıttığı Van’da, ailesiyle birlikte kurdukları naylon barakada sefalet ve yoksulluğun girdabına yuvarlandı!..
Rahatsızlanınca devriye gezen polislerin yardımıyla hastaneye ulaştırılan Öznur Örgün’ün takatsız bedeni, soğuk ve açlığın yarattığı tahribata daha fazla dayanamadı!..
“Yetersiz beslenme, aşırı sıvı kaybı ve soğuk algınlığı” ndan öldüğü açıklandı!..
Başbakan “münferit olaylar” diye yorumlasa da, Öznur’un canını alan naylon çadırda babası, annesi ve ikiz kardeşleri kar ve soğuğa direnmeye çalışıyor!..
Peki, soğukların naylon çadırı titrettiği her anda, minik yürekler duracak mı Van’da?..
Kaldırımdaki kadın!..
Gazetelerin üçüncü sayfalarına bazen öyle dramlar yansır ki insanın zihnine paslı bir çivi çakılır adeta!..
Çıkaramazsınız aklınızdan o haberi, sırtınızı dönemezsiniz yürek burkan o drama!..
Örneğin, Tekirdağ’ın Çorlu İlçesi’nde sokakta kağıt mendil sattığı için zabıta ekiplerinin hışmına uğrayan 45 yaşındaki Yosma Oluklu’nun gözyaşlarını kim unutabilir ki?..
Eşinin 2 yıl önce 2 çocuğuyla terk ettiği Oluklu, işsizlik yüzünden kaldırımlarda mendil satarken devletin kaidesine çarptı!:.
Devletin zabıtası, 50 kuruşa mendil satarak iki çocuğuna bakmaya çalışan kadına “Kabahatler Kanunu” kapsamında  60 lira ceza yazınca, talihsiz kadının gözyaşları, ekmeğini aradığı kaldırımlara saçıldı!..
“Ben karnımı zor doyuruyorum. 60 lira cezayı nasıl ödeyebilirim?” diye isyan eden genç kadın gözyaşlarını, ekmek parası mendilleriyle değil, kollarıyla silerek bölgeden uzaklaştı!..
Çorlu’daki belediye yetkililerini kutluyorum!.. “Kabahatler Kanunu”nu kimsenin gözünün yaşına bakmadan uygulayarak devletin namusunu kurtarmışlar...
Peki devlet, kaldırımdaki Yosma’ya ne demek istedi acaba?..
Ben biliyorum da utancımdan yazamıyorum!..
Nazlıcan’ın derin öfkesi!..
CHP’nin hukukçu milletvekilleri önceki gün TBMM’de basın toplantısı düzenlediğinde, bir isyan da yansıdı gazetecilerin kamerasına, mikrofonuna ve not defterlerine!..
Toplantıya milletvekillerinin yanı sıra “Ergenekon” davası nedeniyle tutuklu bulunan Mehmet Haberal, Mustafa Balbay ve Tuncay Özkan’ın yakınları da katılmış!..
Gazeteler bu toplantıya ne kadar yer verir bilmiyorum ama orada konuşan bir genç kızın isyanı, en az Van’da bir çadırda ölen Öznur’la, Çorlu’da kaldırımda devletin gazabına uğrayan Yosma’nın öyküsü kadar öfkelendirdi beni!..
Orada konuşan kız, 3 yıl önce Silivri’nin tel örgülerini izleyen çocuk değil!.. O artık haksızlığı, baba hasretinde iliklerine kadar hissetmiş gencecik bir kız...
Bakınız, toplantıda söz alan Tuncay Özkan’ın kızı Nazlıcan neler söylemiş:
“Bin 155 gün önce babam alındı ve 1 yıl önce ilk mahkemesine çıkarıldı. 280 gün önce tecrit hücresine konuldu. Artık babam siyasi veya hukuki bir mücadele içinde değil, bir yaşam mücadelesi içindedir. Alındığında 15 yaşındaydım. Şimdi 19 yaşındayım. Suçlu suçsuz denilmeden ayrı bırakılmak hukuk mudur? Eğer bu hukuksa böyle bir hukuktan utanıyorum.”
Büyük devletin görevi!..
Nazlıcan haklı... İsyanında haklı, öfkesinde haklı, utancında haklı, gözyaşlarında haklı...
Düşünebiliyor musunuz, babasının cezaevine atılmasına mı üzülsün, “terörist” damgası vurulmasına mı, 3 yılı aşkın hasrete mi yoksa geciken adalete mi?..
Peki, ben Yosma’nın, Öznur’un ve Nazlıcan’ın dramlarını niçin art arda sıraladım?..
Çünkü; mesele devletin ihmali, devletin duyarsızlığı ve devletin adaletsizliği olunca üç dramın da birbirinden pek farkı kalmıyor!..
Üç dramın ortasında da ihmal var!.. Sorumsuzluk var!.. Haksızlık var!.. İlgisizlik var!.. Duyarsızlık var!.. Ve de kahreden bir adaletsizlik var!..
Devlet 6.5 yaşındaki Öznur’un yaşamına sahip çıkamadı!..
Devlet, 45 yaşındaki işsiz bir kadının ekmek parası uğruna kaldırımlara düşmesine çare bulamadı!..
Devlet, Tuncay Özkan ve arkadaşlarının 3 yılı aşkın süredir mahkemelerde sürünmesini önleyemedi...
Yani, “büyük devlet”in ihmali öldürdü, büyük devletin ihmali süründürüyor ve büyük devletin ihmali acı ve esaret çektiriyor!..
Anayasa’ya bakarsak “büyük devlet”in görevi yurttaşını korumak ve haksızlığa uğramasını önlemekse nerede bu “büyük devlet?..”
Van’da göremedim!... Çorlu’da da yok!.. Ya Silivri’de?..
Türkiye ne zaman “büyük devlet” olur biliyor musunuz; Van-Çorlu-Silivri hattındaki ihmalleri, gözyaşlarını, acıları ve ölümleri durdurduğu zaman!..
Haksızlığı ve adaletin gecikmesini önlediği zaman!..
İşte o zaman ne Öznur’un acısı kalır, ne Yosma’nın çilesi, ne de Nazlıcan’ın utancı!..

YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Kurumsal

İçerik







Yukarı Çık