Camdan canlarla, candan canların farkı!


3 Haziran 2011 Cuma 19:29
Geçen gün Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan
Şanlıurfa’daydı. Emine Erdoğan, Şanlıurfa’ya “Bir yastıkta yarım yüzyıl”  projesi için geldi. Biz alışkınız, başbakan,
bakan gelince şehrin yerinden oynamasına ama başbakanın eşi için de onun kadar
büyük bir hareketlilik olunca düşünmeden edemiyor insan. Bu defa bu kalabalık
neden diye. Sizin de aklınıza gelmedi mi? Osmanlı’ya dayanan tarihimiz
saltanatın izlerini elbette taşıyor, görüyoruz da bunu, ama bu yüzyıl soruları
ile çoğalıyor işte.
 


Gelelim Siverek’e. Siverek’te “Aile içi şiddetin bireysel ve
toplumsal etkileri” panelinde de açıkça gördük bu bahsi. Siverek’te kadınların
birçoğunu dışarda bırakan, bağırıp çağrılan insanlara, siz içerde şiddeti
anlatın ama dışarda içeridekileri bile ikna edemeyen bir manzara yaşansın.


Bir laf vardır içi dışı bir olmak diye. Çoğu yapılan da
içimiz dışımız mı bir değil de ne? Neden bilmiyorum ama “barış ve demokrasi”
adına bir panel yapılır mesela bu şehirde, demokrasiyi savunur gazetecileri
engellersiniz daha girişte, barış dersiniz ite kalka içeriye alırsınız
insanları, lafla yürümediğinden bu peynir gemisi sonra da işte böyle inandırıcılığınızı
kaybedersiniz.


Dışarda bir kitle sıraya girmeden içeriye girmeyi
bilmiyorsa, içerde bir takım güvenlik gazetecine, katılımcına bağırıp çağırıp
hırpalıyorsa. Yapmayın. Vazgeçin artık. İçerde kimin ne dediği kimin umurunda,
demeyin hatta artık. Her dediğinizde bir tek insan bile mağdur olacaksa demeyin
gitsin. Söze değil gördüğüne inanmak istiyor insanlar ama görünen ne varsa da
içler acısı.   


Aile içi şiddetin bireysel ve toplumsal etkilerinin olduğunu
bilemeyen yoktur herhalde, ya toplumsal şiddet. Ya psikolojik şiddet.


İçeriye alınmayan, alınmayacağı için hırpalanan, buna
tanıklık edenin engellenmeye çalışılması, içerde birinin, seni temsil eden
birinin, sen varsın diye orada olan birinin camdanmış gibi korunması. Candan
olmayan insanlarla yüz yüze getirmiyor mu sizi?


Kimilerine cam gibi kırılgan yaklaşılırken, kiminin canının
bile kıymet görmemesi ve bunların her ikisinin yan yana tutmaya çalışmak. Sizi
de incitmiyor mu?


Size sesleniyorum, yazıların sesi yüksektir. Konuşsam bu
kadar duymazsınız. Her toplantıda siz içerde klimalı odalarda ben güneşin
altında bekletileceksem, siz deri koltuklarda izlerken ben ayakta korumaların
ardından ne var orda diye bakacaksam, size ise sunumlar, bana ise cefalar.
Yapmayın. Ne sizin camdan olduğunuz benim yüzüme vurulsun artık, ne de benim
canımın hiçe sayıldığı. Öyleyse de bırakın da yüzüme vurmayın artık….


Kızgınım evet neden mi, sahnelerin yüzü hep size dönük diye,
kızgınım evet güler yüzler size özel diye, kızgınım evet, fırsatların
eşitliğini siz bozup eşitliklerden bahsediyorsunuz diye…


Kızgınım evet, benim yazmakla yükümlü olduklarım bunları
yaşamak zorunda bırakılıyor diye. Dün her kim Siverek’te içeriye girememiş,
girerken de sert müdahale görmüşse ,içerdekinden değil dışarda olandan
bahsederim ben de….


Bana ne içerdekinden, her toplantıda laftan bol ne var, biri
söyleyecek bir şey bulur söyler gider. Yazılır onlara sözler önceden okur da
gider. Ama dışarda manzara kolay kolay değişmez…

YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Kurumsal

İçerik







Yukarı Çık
urfa / şanlıurfa / şanlıurfa haber / urfanatik / urfa star