Bermal MELİK

CEMAAT-İKTİDAR SAVAŞI


Bermal MELİK
17 Aralık 2013 Salı 06:39


Yine ortalık toz duman.
Yerel seçimlerin verdiği heyecan, her gün açıklanan adaylar, kabul gören adaylar, itiraz edilen adaylar derken  gündem farklı bir mecraya taşındı  ve tamamiyle ısındı.
Yüksekova'da üç kişinin ölümüyle sonuçlanan olay aydınlatılmadan, gündem Cumhuriyet gazetesi yazarı  ve CHP Milletvekili Mustafa Balbay'ın tahliyesi ile de  farklı bir boyut aldı.
Heyecan arttı, BDP Milletvekilleri için  ümit verici bir süreç başladı.Yaklaşık bir haftadır" Ha çıktı ,  ha çıkacak" derken, bugün  BDP' li Milletvekillerin tahliye edilmemesi bir skandal olduğu gibi, ülke gündemini  de ters yüz etti.
Tahliye vermeyen yargı-cemaat,  bir emriyle Hakan Şükür'ü istifa ettirdi.
Hakan Şükür'ün istifası bir sıradan bir parti içi anlaşmazlık değil, iktidara yapılmış bir eylemin başlangıcıdır. Bunun arkası çorap söküğü gibi gelecektir.
Hakan Şükür'ün ardından  cemaatçi başka Milletvekili ve Belediye Başkanlarının da istifası  görülecektir.


Paralel devlet, cemaat iktidar çekişmesi Hakan     Şükür'ün istifasıyla sürekli konuşulan çelişkileri iyice su yüzüne çıkardı.
Cemaat, 2004 MGK kararını bugüne bırakarak, gizli belgeleri toplarken, ileride kullanmak için heybenin ayrı ceplerine koyduğunu gösterdi.
"Ben burdayım, sen her istediğini yapamazsın " mesajını vermektedir adeta iktidara.
Bugün işadamlarının, bürokratların  ve bakan çocuklarının gözaltına alınması, mesajdan ziyade eyleme geçmiş durumda artık.

Cemaatin iktidarı,  iktidarın da cemaatı  besleyip  büyüttüğü bir gerçektir.
Ne oldu da bu duruma gelindi?
Paylaşılmayan neydi ?
Paralel devlet ile kastedilen cemaat mi?
Gücü bu kadar var mı?

Devletin makam ve imkânlarıyla güçlenen Cemaat, bu gücünü sermaye sayıp iktidara ortak olmak istedi. Erdoğan ise  isteği kabul etmedi.
Dershane konusu ise bahaneydi. Cemaat bunu Erdoğan'in  hassas noktası olarak  kullandı.

Fettullah Gülen cezaevindeki generaller  için," yaşlı başlı adamlar içerde yatıyor, benim içim parçalanıyor "demesi manidardır ve zamanlaması dikkate değerdir.
Ergenekon'la mücadele görevini teslim ettiği Cemaat, bu söylemle Ergenekon'la mücadeleyi bırakıp iktidarla  mücadele etme sinyalini vermeye başladı.
Önümüzde iki önemli seçim var. Bu yaşananlardan sonra bu seçimin sonuçları ülke siyasi tarihi için hayati olacaktır.
Cumhurbaşkanlığı  seçiminde, kim olacak  olacak endişesi var iki tarafta.
Recep Tayyip Erdoğan olursa, onun yerine kim geçecek ve bu kişinin cemaatla arasının nasıl olacağı kaygısı taşınmaktadır.
Seçimden sonra araları daha da kızışacağa benziyor
Bu çatışmadan kim ne kadar zarar görür.?
Seçim öncesi AK Parti'nin zarar göreceği kesindir. Ancak Cemaat-Hükümet savaşında, savaş diyorum çünkü öyle görünüyor.
Bu savaş arasında çözüm sürecini bekleyen, müzakerelerin hızlanmasını bekleyen bir kesim var  ki bunlar Kürtlerdir.
Kürtler bu iki ateş arasında kalmış durumda.
Vedat Türkali'nin   "Her dönem birbirlerine hırlayıp bizi ısırdılar" sözü Kürtlerin yaşadıklarının özeti gibi adeta.

2014 yılının  çok yoğun ve sıcak bir siyasi gündemi  olacacağı aşikardır.
Barış ve çözüm sürecine adı altında  gelinen süreç  kaygı vericidir.
Demokrasi ve barış adına tehlikeli bir sürece girilmiştir. Burda en çok zarar görecek kesim yine Kürtler olacaktır.Bu çatışmanın faturası bugün olduğu gibi yine Kürtlere çıkacaktır.
Yüksekova'daki ölümler, BDP'lilerin  tahliye edilmemesi  bu faturayı Kürtlere ödettirildiğinin açık ve net  göstergesidir.
Demokrasinin olmazsa olmazı olan bu  seçim  sürecini baltalamak kürtlere zarar verirken , ülkeyi de belirsizliğe, kaosa  sürükler.
Bu da  herkesin kaybıdır!
Ülkenin kaybıdır!
Yılların kaybıdır!
Bu savaşın kazananı olmayacaktır!




YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Kurumsal

İçerik







Yukarı Çık