Çocukluğumuzda...


26 Ocak 2012 Perşembe 07:01
Bizim çocukluğumuzda Annelerimiz çalışmazdı.
Okuldan eve geldiğimde boynumdaki anahtarla kapıyı hiç açmadım.
Hatta Babanım bile anahtarı yoktu.
Annem evimizin bir parçası gibiydi, Hep Evdeydi.
Her yere birlikte giderdik,
Zaten öyle çok da gidilecek bir yer yoktu ki.....
En büyük eğlencemiz sokaklarda oynamaktı.
“Sokakta Oynamak” diye bir kavram vardı yani.
Cafelerde, alış veriş merkezlerinde buluşmazdık.
Okula arkadaşlarımızla gider,
Birlikte çıkar,
Oynaya,
Zıplaya yürüyerek gelirdik.
Servis falan yoktu.
Ayakkabılarımız eskirdi.
Hatta öyle olurdu ki; çantalarımızı kaldırımlara koyar oyuna bile dalardık.
Annelerimiz bu durumu bildiklerinden,
Kardeşlerimizle bizlere ekmek arası bir şeyler hazırlar gönderirdi.
Mahallemizdeki teyzeler “Annemiz” gibiydi.
Susayınca girer evlerine su içerdik.
Ya da pencereden bize bir sürahi bir bardak uzatırlar,
Hepimiz aynı bardaktan kana kana içerdik.
Kısacası evine gidip gelen (...ki; sadece çişi gelen giderdi evine),
Elinde mutlaka yiyecekle dönerdi.
Anneleri o arada çocuğuna verdiği şeyden bizlere de gönderirdi.
Bu bazen bir kurabiye, bazen bir meyve olurdu.
Cebimizde harçlığımız olduğunda düşmesin diye çıkarır çantamızın üstüne koyar
Oyun bitince geri alırdık.
Çok garip ama kimse almazdı.
Sokaklarımız evimiz kadar güvenli idi.
Düşünce kaldırırlar, kavga edince barıştırırlardı bizi...

Polisler gelmezdi kavgalarımıza, zabıtlar tutulmazdı.
Sonra kavgalarımız da öyle ustura,
Falçata ile olmaz,
Onlar nedir bilmezdik bile,
Asla kanla falan da bitmezdi,
En fazla saçlarımızdan çeker,
Hayvan adları sayar,
Tekme atar,
Yine oyuna dalardık.
Birbirimizin suyundan içer, elmasına diş atardık.
Misket oynamaktan parmaklarımız kanar yine de mikrop kapmazdık.
Azar işitip, acillere taşınmazdık.

Düşerdik Ekmek çiğner basarlardı alnımıza, Oyuna devam ederdik.
Röntgenlere, Ultrasonlara girmezdik.
Ben bizim çocukluğumuzu çok özledim.
Sokaklarımız ruhsuzlaştı sanki.
Komşumu tanımıyorum ama evinin camında,
Temizliğe gelen kadını haftada bir görür kolay gelsin der konuşurum.
Onun dışında orada kim oturur hiç bilmem.
Evimizi kendimiz temizlerdik, kapı silmece;
Bilmem kaç kuruş hepimizin elinde bezler güle oynaya bitirirdik işleri.
Evlerimiz Var, İçinde Yaşayan Yok.
Parklarımız var, içinde oynayan çocuk yok.
Ama her yıl sökülüp yenilenen kaldırımlar,
Lüks binalar,
Işıl ışıl vitrinler,
Girip çıkan yapay insanlar...
Ruh Yok, Buz Gibi Buz, Bu Biz Değiliz..
Tahta iskemlelerimizde oturan yaşlılarımız,
Onlara Dede, Nene diye hatırını soran çocuklarımız yok oldu.
Ben kapılarında valelerin, bodylerin beklediği yerlerden hep korkmuş çekinmişimdir.

Kapısını çarparak örtüyor diye çocuğuna kızıp,
Taksitini bitiremediği arabanın anahtarını,
Hiç tanımadığı birine vermek ters gelir bana.
Benim değildir bu kültür.
Ne ruhuma, ne kültürüme ne de cüzdanıma hitap eder.
Nedir bunlar?
Reklamlarla Desteklenen Beyni, Ruhu Ele Geçirilmiş İnsanlar Olduk.
Birbirimize Yabancı, Yalnızlıklarımızla Yaşar Olduk.
İyi de neden böyle olduk?

Biz mi istemiştik?
Yoksa birileri mi böyle istedi?..
“Her toplum hak ettiği gibi yönetilir” derler ya, hak ettiği gibi de yaşar diyelim mi?
Kim yazmış bilmiyorum.
Taa uzaklardan bir Selam gibi geldi bana.
Üzerimde kalmasın, o yüzden "Sizinle" paylaşıyorum.
Umarım sizin de üzerinizde kalmaz bu Selam.
Siz de başkalarıyla paylaşırsınız.
 
Saygılarımla.
 
İbrahim Halil Okuyan
İnşaat Yüksek Mühendisi
26.Ocak.2012 Şanlıurfa

YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Kurumsal

İçerik







Yukarı Çık