Ercan AKKAR

ÇÖZÜMÜN ANAHTARI GÜVEN…


Ercan AKKAR
17 Kasım 2014 Pazartesi 07:17

Kürt sorunu; Türkiye’nin en önemli sorunu olmaya devam ediyor. Son 30 yılda yaşanan düşük yoğunluklu savaş nedeniyle binlerce insan yaşamını kaybetti, devletin resmi rakamlarına göre 3 bin 500’ün üzerinde köy ve mezra boşaltıldı, 3 milyon 500 binin üzerinde insan yerinden yurdundan oldu, binlerce insan faili meçhul cinayete kurban verildi, milyarlarca dolar kaynak heba olup gitti.

 

Kısa özetini yaptığım bu tabloda bile, düşük yoğunluklu savaşta denenmedik, uygulanmadık, yapılmadık yöntemin kalmadığını görüyoruz. 30 yıllık süreçte  kimi cumhurbaşkanı, kimi başbakan, kimi genelkurmay başkanı, kimi içişleri ve milli savunma bakanı sorunun ‘silahlı’ yöntemlerle çözülemeyeceğini ortaya koydu.

 

Muhakkak ki, yüzlerce yıllık sorun, bir çırpıda çözüme kavuşturulamaz ve kavuşturulmasını beklemekte hayalden öteye gidemez. Zaten bu gün yaşadığımız sancılar ve gel-gitler de bunun sonucudur.

 

Devlet ve dolayısıyla hükümetler, daha öncede bu sorunu çözmek istemiş ancak, günün konjonktürü buna uygun düşmemiş, derin yapılar her seferinde ortamı gererek, ‘silahı’ yeniden çözüm yöntem olarak ortaya koymuştur.

 

Fakat bu kez durum farklı… Gerek 12 yıldan bu yana ülkeyi yöneten ve Atatürk’ten sonra Türkiye’nin en güçlü lideri olduğu varsayılan Recep Tayyip Erdoğan’ın eli her yönüyle çok güçlü. Bunun yanı sıra İmralı Cezaevi’nde bulunan ve sürekli çözüm yolunda arayışlarda bulunan PKK lideri Abdullah Öcalan’ın da, 2013 Diyarbakır Newrozu’nda ortaya koyduğu iradeyle yurtiçinde ve yurtdışında büyük destek gördüğü de bir gerçek.

 

Mademki kanın durması için her iki tarafta da güçlü iradeler var. O zaman sorunun çözümü neden hep sekteye uğruyor? Neden sancılar hafiflemiyor, her seferinde çözüm çeşitli politik bahanelere kurban ediliyor.

 

Neden çok basit ve Adı da Güven;

Evet; sorunun adı güven… 2005‘de dönemin Başbakanı Erdoğan Diyarbakır’da ‘Kürt sorunu vardır. Bu sorunda benim sorunumdur’ diyerek, siyasi bir başlangıç yaptı. Ardından gelen ateşkeslerle girdiği seçimlerden daha da güçlenerek çıktı. Ancak, Kürt sorununun çözümünü sürece yaydı, çıkardığı yasalar çözüme yönelik olmadı. 2007 Mart yeril seçiminde belediye sayısını 54’den 100’e çıkaran DTP’nin kapatılmasına seyirci kaldı, bugün tu-kaka olan paralel yapıyla birlikte KCK operasyonlarının başlaması için düğmeye basarak, aralarında seçilmişlerinde olduğu binlerce kişinin içeriye girmesine neden oldu.

 

Çözüm bekleyen Kürtler, bu manevralarla hayal kırıklığı yaşadı, çatışmalarla birlikte de çözüm dili, çözümsüzlük diline dönüştü, karşılıklı suçlamalar başladı ve her iki tarafta da güven bunalımı yaşadı.

 

Bugünkü durum da çok farklı değil aslında. Sanki aynı filmi tekrar izliyormuşuz gibi. Geçtiğimiz gün, İnsan Hakları Derneği 2014’ün ilk 9 aylık hak ihlallerini açıkladı ve ekledi, hak ihlallerinin geçen yıla göre yükseldiğini, 2013’deki düşüşün nedeninin ise, Diyarbakır Newrozu’nda Öcalan’ın mesajı ile başlayan barış rüzgarlarının etkili olduğuna vurgu yapıldı.

 

İnsan Hakları Derneği yetkililerine göre, Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde 2014’ün 9 ayında çeşitli hak ihlali sayısının 13 bin 396 olduğunu ve söz konusu tablonun Kürtler arasında ‘kandırılmışlık’ duygusuna yol açtığını açıkladı.

 

BDP Eş Genel Başkan Yardımcısı Meral Danış Beştaş’a göre ise, ‘Komanê direnişine destek eylemlerinin ardından 2 bin 137 kişinin gözaltına alındığı, en az 530 kişinin tutuklandığını ve sayının her geçen gün arttığını’ söyledi ve ekledi ‘Bu yeni bir KCK operasyonudur’ dedi.

 

Devlet ve hükümette, Komanê olayları, Bingöl’deki karanlık saldırı gibi bazı olayları öne sürerek, ‘Kamu Düzeni’ konusunda demokrasiden uzak önlemleri yasallaştırmak için harekete geçti.

 

Son günlerde her ne kadar yeniden çözüm sürecinin devamı konusunda iki taraftan da ılımlı mesajlar gelse de ortadaki durumun temel nedeni Güvensizlik

 

 

Sevgiyle kalın.


YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Kurumsal

İçerik







Yukarı Çık