Mustafa GÜNEŞ

CUDİ DAĞI YANGINI


Mustafa GÜNEŞ
20 Temmuz 2015 Pazartesi 08:22

Üç gündür sosyal medyayı kullanan Kürtler “Cudi Yangını” görüntülerini paylaşıp duruyorlar. Yanan ağaçlar, yanmış yaban hayvanları görüntüleri yürek paralıyor.

 Anlaşıldığı kadarıyla yangın devlet güvenlik güçlerinin attığı top veya havan atışlarından çıkmış. Yazın tam ortasındayız. Otların hepsi benzine bulanmış bez parçası durumda ve en ufak bir kıvılcım beklemekteler.

        Üstelik bu yıl yağış çok olduğundan otların boyu Urfa’da bile metreleri bulmuş.

                KİMSE İLGİLENMEDİ YAKINMALARI

        Sosyal medyadaki paylaşımların hepsi, devletin yangına ilgisiz kaldığı, batıdaki en ufak bir çalı tutuşmasında devlet ve çevrecilerin alarma geçip helikopterler göndererek tüm imkânları seferber ettiği halde, “Cudi Yangını”na ilgisiz kalıp duymazdan geldikleri, medyanın haber konusu bile yapmadığı hakkındaki vurgu ve yakınmalarla ilgili.

        Elbet yerden göğe kadar haklılar. Orman yangınını görüp yaşayanlar çok iyi bilir. Tarif edilemez bir çaresizlik duygusuyla çırpınır durursun. Eline geçirdiğin her hangi bir eşya ile o koca dev alevlerin yükseldiği ateşi söndürmeye çabalarsın. Yaptığının çaresiz ve faydasız olduğunu bile bile çırpınırsın, bir ağaç kurtarabilir miyim diye…

        Kendim iki defa yaşadım ve aradan 30 yıl geçtiği halde o dehşeti ve yaşadığım çaresizliği unutamadım. Ne zaman uzaktan yükselen bir duman görsem o çaresizliğim gelir aklıma…

                AĞAÇTIR YANAR GENE YEŞERİR

        Ne var ki bu yangın, Kürt Dağlarının yaşadığı ilk yangın değil. Bu gidişle son yangın da olmayacak. Hatta 1991-95 yıllarındaki yangın ve yıkımların yanında bir mangal ateşi kadar cüce kalır. Tek farkı var. O zaman bölge insanları dışında ne kimse görür ne de duyardı. Uçaklardan atılan yangın bombalarıyla dağlar, taşlar ve köyler günlerce alev alev yanar, yanacak bir ot kalmayıncaya kadar devam ederdi.

        Ama bu dağlar onca yangına inat, gene yeşerdi, gene kendi doğal dokusuna kavuştu. Kimse tabiatın karşısında duramaz.

        Böyle yaklaştığım için sakın ola konuyu küçümsediğim veya yangını onayladığım gibi bir kanaate varmayasınız.   

        Ancak bu yangınlar Kürt Uyanışı ve Kürtlerin devlet politikasından ayrışıp kendi kimliklerinin farkına varmalarında rol oynamış en büyük etkenlerden biridir.

         Bir de şu açıdan bakın:

        Bu Devlet, on yıllar içinde Kürt Köylerini yıkıp dağlarını ateşe vererek, yüz yıllardır Kürtlüklerinin ve kimliklerinin farkında olmadan devlete tabi vatandaşlar olarak yaşayan milyonları uyandırmış, nereye ve kime ait olduklarının farkına varmalarını sağlamıştır.

        Tam da “her şerde bir hayır vardır” durumu.

        TABİAT BOŞLUK KABUL ETMEZ

        Unutmamak gerekir ki, o ağaçları, bitkileri ve hayvanları kimse o dağlara dikmedi. Tabiat kendi kendine ekip yetiştirdi, üretip çoğalttı. Siz yakar veya kesersiniz birkaç yıl sonra tabiat gene eskisi gibi eder.

        Yeter ki oraların yeşerip yetişmesine izin verin. Yeter ki tabiatı kendi başına bırakın. O kendi akarını bulur. İnsan ömrü tabiatın milyar yıllık ömrü içinde mili saniye bile değil. Bu devlet ne ki? Kürdistan Dağları nice İskenderler, Roma, Babil, Asur veya Arap akınları gördü.

        Moğollar gibi dünyanın en yıkıcı ve yakıcı yağmacı barbarlarını gördü.

        Şimdi hiç birinin izi tozu yok. Ama Kürdistan dağları gene orada ve gene yemyeşiller.

        BIRAKINIZ YAKSINLAR

        Elbet bir ceylanın, kaplumbağanın, tavşanın veya tilkinin cayır cayır yanmasına insan olanın içi dayanmaz. Elbet benim de içim yandı, yanacak.

        Ama bunlar kendi kısa hayatımız içindeki sübjektif acılar. Oysa Kürdistan Dağları insanlık tarihine mührünü basmış objektif gerçek olarak hep orada ve hep yem yeşil olarak kalacaklar.

Devletlerin bu yakıcı ve yıkıcı faaliyetleri Kürtlerin bilinç gelişimine ve uyanışına yaramaktan öteye gitmemiştir.

        Cudi Yangını olayı da geçmişteki yangın ve yıkımlar gibi bu uyanışı geliştirip hızlandıran bir etken olmuştur, o kadar.

         DEVLET ÖYLE GİDERSE…

        Onun için gönlüm istemese ve söylemeye dilim varmasa da, söylemek zorundayım. Bırakın devlet ve batıdaki ayrımcılar, yalnız batı coğrafyasına duyarlı çevreciler bu hataları daha çok yapsınlar.

        Şu bir gerçek ki, Cumhuriyetten beri yakma ve yıkımlarıyla Kürtleri kimlik ve aidiyet açısından ayrıştırmış olmalarına rağmen, beraber yaşama bilinci halen zarar görmemiş durumda.

        Fakat devlet bu akılsız politikayı sürdürmeye devam ederse, korkarım, işin sonu beraber yaşama bilincini de tasfiye edip coğrafi ayrışmaya kadar varır. Üstelik Kürtler istemese bile hayatın akışı ve pratiği buna doğru gider.

        GÜNÜMÜZ KÜRT’Ü ARTIK ÇEVERESİNE KARŞI HASSAS

        Çocukluğum ve gençliğimden hatırlarım. O zaman orman, ağaç, yeşil ve canlılar (her halk kitlesi gibi) Kürtlerin de umurunda değildi. Canları istediği gibi yakar yıkar ve yok ederlerdi. Çocukluğumda köydeyken çocuk-yaşlı hemen her kes gördüğü her yabani canlıyı öldürürdü. Ceylandan tavşana, kertenkeleden yılana, her canlıyı öldürürlerdi. Hele ağaç koruma ve yetiştirme kültürü hiç yoktu. Yeni dikilen bir fidanı çat diye kırar değnek yaparlardı.

        Bu gün okmuş-cahil hemen her Kürt, 35 yıllık bu sosyal uyanışla çevresini koruma bilincine ulaştı. Cudi Yangını için bütün bölge insanının ve uzaktaki her Kürt aydınının o yangını canında hissedip çırpınması bunun ispatıdır.

        Onun için diyorum ki, bu bilinç gelişmişken korkmayın. Ağaçtır yanar, sahip çıkarız gene yeşerir.

        1991-95 arasında başta Tansu Faşisti olmak üzere, Doğru Yol–CHP Hükümeti, Demirel, Ecevit ve MHP’nin işbirliğiyle 5 yıl boyunca insan avı yanında Kürdistan Dağları da ateşe verildi, köyleri yakılıp yıkıldı.

        Bu gün bu faşist katillerin yaşayanları saklandıkları delikten toplum içine çıkamıyor, diğerleri de yok olup gittiler. Oysa Kürdistan Dağları gene yeşilleri, sarıları, kırmızıları iç içe tüm ihtişamıyla orada duruyor.

        Ek olarak  %13’le HDP ve yaklaşık 10 milyon bilinçlenmiş Kürt’le…

        Üstelik tamamı tabiatlarına sahip çıkan, eskisi gibi bilinçsizce ormanlarını, yeşillerin, hayvanlarını yok eden değil, koruyup kollayan, yavrusu gibi bağrına basan Kürtler…

        ÖNEMLİ OLAN KORUMA BİLİNCİDİR

        Onun için hiç merak etmeyin. Kürtlerde bu bilinç olduğu sürece o ağaçlar gene yeşerir, o hayvanlar gene çoğalır ve çok sürmez birkaç yıl içinde “kesk u sor u zer’iyle gene Cudiler oradadır.

        Hiç şüpheniz olmasın. Bu yangın kıyıda, köşede etliye, sütlüye karışmadan duran birkaç yüz bin bilinçlenmiş Kürt daha demektir.

Elbet bağırın çağırın, sesinizi tüm dünyaya duyurun. Ama bırakın yaksınlar. Onlar Kürdistan Dağlarını değil, Kürtlere dayatılan ırkçı 1924 Anayasasını ve Lozan’ı yakıyor.

20.07.2015

Mustafa Güneş/URFA

       

       

        


YORUMLAR
  • yorum2015-07-26 12:37:05mehmet fatih barış

    Ez hevîdarim bi vê şîyarbûna gel ve hûn jî nivîsen xwe bi zimanê dayîkî binivîsini. Û derbasî asteki bilind bibin.

  • yorum2015-07-25 15:27:48süleyman batı

    mesele hdp nin parti olarak meclise girmesinin hazmedilememesidir.

  • yorum2015-07-25 15:17:26cüneyt arınç

    mesele nedir biliyor musunuz mustafa bey, mesele hgp nin barajı geçerek meclise girmesini hazmedememedir. biz bin yıldır hazmediyoruz onlarda alışacaklar. dağlarımız bir daha asla kıraçlaşmayacaktır. inadına yeşerecektir. yaşasın halkların kardeşliği..

  • yorum2015-07-25 15:13:46ercüment kaya

    yüreğine sağlık sayın hocam

  • yorum2015-07-21 09:34:34RIHALI

    DEVRİMCİLER ÖLÜR.DEVRİM YAŞAR YAŞASIN HALKLARIN KARDEŞLİĞİ

  • yorum2015-07-21 09:32:44SERIKANİYI'LI

    SAYIN YAZAR YAZDIKLARINIZIN ALTINA İMZAMI ATİYORUM.GERÇEKTEN DUYGULARIMIZA TERCÜMAN OLUYORSUNUZ.YAŞASIN HALKLARIN KARDEŞLİĞİ

Kurumsal

İçerik







Yukarı Çık