Mustafa GÜNEŞ

CUMHURİYET,İRAN VE KÜRTLER


Mustafa GÜNEŞ
2 Haziran 2014 Pazartesi 10:37

 

İran, monarşik bir devletti ve bir halk ayaklanmasıyla cumhuriyet oldu. Yani bu gün vahşet ve dehşetini herkesin hissettiği İran’daki rejim, tıpkı bizdeki gibi cumhuriyettir.

CUMHURİYET ?

Tarihte ve günümüz dünyasına baktığımızda Cumhuriyet rejimlerinin demokrasiyle fazla bir bağlantısının bulunmadığını, ta Roma’dan beri hemen her zaman belli diktatoryal yapıları kamufle amacıyla kullanıldığını  görürüz. Tarihteki ilk cumhuriyetler Roma ve İonia’da  kurulmuştur.

Roma Cumhuriyeti (Republica)MÖ.500’lü yıllarda krallıktan bıkmış, sosyal, siyasi ve askeri olarak birbirlerine fazla üstünlüğü olmayan klanların kralı devirerek devleti birlikte yönetme zorunluluğundan doğan bir rejimdi diyebiliriz.

Aynı çağlarda İon/Grek Sitelerinde de, gene güçler dengesinin zorlamasıyla, site soylularının siteleri birlikte yönetme gereğinden doğmuş bir devlet sistemi olmuştur.

ÖZEL VE SEÇKİN YURTTAŞLAR REJİMİ

Ancak her iki toplumda da bu cumhuriyetlerin seçme, seçilme, yönetme ve özgürlükleri kullanma hak ve yetkilerinden site veya ülke yurttaşlarının tamamı değil, seçkin kesimleri faydalanırdı.

Bu basit tarihi tespitten bile, keşfedildiği günden beri, dokusunda hep soyluların ve toplumun üst kesimlerinin etkin olduğu, ipleri elinde tuttuğu bir rejim olduğu apaçık görülmektedir.

Bu yüzden siyası bilim literatüründe “Cumhuriyet” rejimi “demokrasi” olarak tanımlanmaz. Cumhuriyet, devlet şeklini; demokrasi ise yönetim şeklini ifade eder.

Diğer bir deyişle, bir toplumun demokrasiyle yönetilmesi için devlet yapısının mutlaka cumhuriyet gerekmiyor.

Tam tersine basit bir taramayla baktığımızda bu gün dünyadaki bütün diktatörlük ve faşist rejimlerin hemen hepsi cumhuriyettir.

Ne var ki her diktatör kendi Göbels’i (Hitler’in propaganda bakanı) vasıtasıyla kitleleri cumhuriyet’in aslında demokrasi olduğuna inandırır. Hiç şaşmaz bir sonuçla kitlelerin ezici çoğunluğu da buna inanır. İnanmayanlarsa özel tekniklerle ya inandırılır, ya da izale edilirler.

Bunda “topluluk”tan “toplum” olmaya evirilememiş kitlelerin “eli sopalı, kodu mu oturtan yönetici“ heveslerinin de büyük katkısı vardır.

Bu gün yaşadığımız Erdoğan fenomeni bunun en bariz örneğidir. Zira bütün o hırçınlık, geçimsizlik ve küstahlık triplerini onu tutanların hoşuna gittiği, ona puan olarak döndüğünü bildiği  için yapmaktadır.

TÜRKİYE’DE CUMHURİYET

Türkiye’de de cumhuriyet süreci özel şartlar dışında üç aşağı beş yukarı aynı şekilde işlemiştir.

Cumhuriyet tarihiyle az buçuk ilgilenmiş herkes, T.Cumhuriyeti’ni jakoben bir elit grubun kurduğunu, muhtevasında demokrasinin bulunmadığını ve başından beri ırk esaslı bir rejim olduğunu bilir.

Ama ya Kemalizm’in onlara taktığı tek renkli gözlük bunu görmelerine engel olur, ya da taraf oldukları için bilgi ve bilim namuslarını pas geçerek “gözleri gibi sakındıkları cumhuriyetin içinde demokrasinin de mündemiç olduğunu“ izaha çalışıp dururlar.

Tüm hünerlerini kullanarak zorlama yorum ve tefsirlerle Türkiye’deki Cumhuriyetin aslında demokrasi olduğunu ne kadar ispata çalışırlarsa çalışsınlar, kuruluş harcında “İttihat-Terakki Mayası” bulunan bu cumhuriyet, su katılmamış ırkçı ve devletin her şeyden kutsal olduğu bir cumhuriyettir.

Üstelik daha çok uzun yıllar bu dokusunu koruyacak gibi de görünmektedir.

Hiçbir atraksiyonel açıklama bu objektif olguyu gerçek demokratlara sevimli gösteremez, yutturamaz.

Tekrar vurgulayalım ki, yalnız bizim Cumhuriyet değil, dünyadaki neredeyse bütün cumhuriyetler baskıcı, ırkçı ve diktatoryaldir. Bir kaç istisna varsa da (ABD, İsviçre, Fransa, Almanya vs gibi) genel yaygınlığı etkilemez.

Buna karşılık dünyadaki örnek ve işlek demokrasilerin pek çoğu da (İsveç, İngiltere, Danimarka ve benzerleri) monarşidir.

Sonuç olarak hiçbir şark kurnazlığı numarası bu devleti kutsayan ırk esaslı cumhuriyeti demokrasi diye yutturmaya, objektif gerçeğin üstünü örtmeye yetmez.

 

VE İRAN

Başlarken de belirttiğimiz gibi İran Halkı  “Şah”ın zulmünden, vahşetinden bıkıp usanmış, destansı bir başkaldırıyla zalim ve despot Şah’ı devirmiş ve yerine güya halkın doğrudan söz sahibi olduğu “cumhuriyet” rejimine geçmişti(1979).Ayaklanmaya Acem, Kürt, Azeri, komünist, demokrat, sosyalist, dindar, yobaz demeden istisnasız toplumun her kesimi katılmıştı.

Herkes “zalim Şah gitsin de yerine kim ve ne gelirse gelsin kabulümüz” mantığıyla hareket etmiş, sonunda amaca ulaşılmış, Şah ülkeyi terk etmek zorunda kalmıştı.

TASFİYE BAŞLIYOR

Ne hazindir,daha üzerinden birkaç ay bile geçmeden “mollalar cumhuriyeti”nin iğrenç yüzü göründü. İlkin komünistlerden başlayarak bütün demokrat ve aydınlar seriler halinde katledilmeye başlandı. Bu kesimler sayıca az oldukları için tasfiyeleri de kısa sürdü, kalanlar da seslerini kısıp sinmek zorunda kaldılar.

Sıra Kürtlere geldiğinde her zaman olduğu gibi işin o kadar kolay olmadığı anlaşıldı. Kürtler gene tarihten beri bildikleri yolu, yani dağ yolunu seçtiler.

Aynen Türkiye’de olduğu gibi üzeriden 35 yıl geçmiş olmasına rağmen direniyor ve postu pahalıya vermeye devam ediyorlar.

KÜRT İDAMLARI

Ne var ki bu kanlı irtica rejimi dağdakine ulaşamadığı, güç yettiremediğini anlayınca kentlerde veya ellerinin uzanabildiği yerlerde yakaladıkları Kürt aydın ve demokratları meydanlarda, kana susamış histeri krizindeki yobaz sürülerinin zafer çığlıkları altında, acımasızca ve dünyanın gözünün içine baka baka ekskavatörlerde infaz etmektedirler.

Öyle ki neredeyse Kürt idamları vahşetinin sergilenmediği gün yok.

MISIRA GÖZYAŞI, İRAN’A SELAM

Mısır idamları için gözyaşı döküp meydanlarda çığlıklar atan Türk Devleti ve “dindar” kardeşlerimiz(!) İran’daki Kürt katliamına en ufak bir değinmede dahi bulunmadıkları gibi, tam tersine hasretini çektikleri şeriat uygulamalarına gıptayla bakmaktadırlar.

Özetle;

Başta “zilullah lider” olmak üzere,“Türkiye Cumhuriyeti Devleti ülkesi ve milletiyle” Mısır’daki idamları insanlık suçu ilan ederek iç mesele saymayıp dünyanın müdahale hakkı olduğunu haykırırken, İran’daki Kürt Katliamını sükut geçerek “şeriatın kestiği kellelerden” sayıp “ülkenin iç meselesi” olduğuna fetva buyurmaktadırlar.

 

 

1.6.2014

Mustafa Güneş/URFA


YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Kurumsal

İçerik







Yukarı Çık